Bu, Demokrasi Değil - Ataol Behramoğlu

Demokrasi zaten örgütlü toplumlarda olur.
Örgütlü toplum, bütün toplumsal sınıf ve tabakaların, meslek gruplarının örgütlü olduğu toplum demektir.
Böyle toplumlarda, bu sınıf ve tabakalar arasında bir denge oluşur.
Toplumsal çekişmeler sürer.
Buna sınıf savaşımı da diyebiliriz.
Fakat aralarında bir güç dengesi oluşmuştur.
Siyasal erki ele geçirmede hiçbiri ötekini mutlak olarak alt edemez.
Bu arada demokratik rejimin evrensel kuralları da oluşmuştur.
Bunlar özetle, temel insan haklarıdır.
Bu haklar da özetle, başta yaşama hakkı ve düşüncelerini dile getirme özgürlüğü olmak üzere, demokratik toplumların anayasalarında yer alan başlıca hak ve özgürlüklerdir.
Bu söylediklerimi kuşkusuz, en alt düzeyde bile yurttaşlık bilgisi dersi almış, bu konuda az çok bilgi edinmiş herkes bilir.
Fakat ne yapalım ki yine de ülkemizdeki siyasal sistem demokrasi olarak biliniyor ve çoğunlukla da öyle sanılıyor.
Oysa bu demokrasi değil, demokrasi adı altında bir egemen sınıflar diktası, günümüzde ise daha da kötü, kaypak, ikiyüzlü, utanç verici, demokrasiyle uzak yakın ilişkisi bulunmayan ucube bir sistemdir.
***
Öncelikle, toplumumuz örgütlü değil.
Bugün tu kaka edilmek istenen (belki de yakında yargı önüne çıkarılacak olan) 1960 süreçlerinde az çok ete kemiğe bürünen toplumsal örgütlenmeler (özellikle emekçi örgütlenmeleri) sonraki darbelerle hemen hemen ortadan kaldırıldı.
Güçlerini büsbütün yitirmemekte direnenlerin karşısında ise (kendi içinde de değişime uğramış ve cemaatlere teslim olmuş) bir egemen sınıf devleti var.
Böyle bir toplumda demokrasiden söz edilemez.
Seçim sistemi ise bir başka ucubedir.
Yüzde onluk baraj ve büyük ölçüde parti liderlerinin seçtiği temsilcilerden oluşan bir Meclis’e zaten ulusun Meclis’i denemez.
Bu, demokrasi değil, demokrasinin karikatürü, bir kendi kendini ve ulusu aldatmacadır.
***
Şimdi daha somut örneklerle bu aldatmacayı vurgulayalım.
En son bir örnekle, Dersim olgusunu irdeleyerek demokrasinin nasıl gülünç bir oyuncağa, bir yalan ve demagoji sahtekârlığına dönüştürüldüğünü göstermeye çalışalım.
Devlet Dersim’den özür diliyormuş ve tarihimizle bu yüzleşme toplumumuzun demokratikleşmesi yönünde çok önemli bir adımmış.
Birkaç omurgasız, kimliksiz medya erbabı dışında böyle bir yalana gerçekten inanan var mı?
Timsah gözyaşlarını ciddiye almak olası mı?
Politik bir sözüm ona kurnazlığı, karşıtlarını faka bastırma manevrasını, bu birkaç kimliksiz, omurgasız dışında kim demokrasi adına ciddiye alabilir?
Tarihle yüzleşmek böyle mi olur?
Ayrıca, dört bir yandan sorunlarla kuşatılmış, sayısız toplumsal, ekonomik, ahlaki sorunların bataklığında bocalamakta olan bir ülkenin öncelikli sorunu tarihiyle yüzleşmek mi, yoksa var olan sorunlara çözümler arayıp bulmak mıdır?
Zindanlar gazetecilerle, düşünen insanlarla, büyük çoğunluğunun yurtsever olmaktan başka bir suç ve günahlarının bulunmadığı çok açık asker ve sivil aydınlarla dolup taştığı; hiçbir onur ve şeref sahibi insanın yarınından güven duymadığı bir ülkede, hangi demokrasiden, hangi tarihle yüzleşmeden söz ediyoruz?
Bu, demokrasi değil, demokrasi adı altında oynanan bir yalan, iftira, çamur atma, kara çalma komedisi, sonuç olarak da (pek çok aklı başında insanın görüp söylediği, dile getirdiği gibi) Cumhuriyetin temel değerlerini tersine çevirerek Türkiye’yi Cumhuriyetle girmiş olduğu yörüngenin tam tersi yönde bir yok oluşa sürüklemektir.
***
Ana muhalefet partisinden bir milletvekilinin bu konuda başlattığı girişimin ve aynı partiden bir belediye başkanının yaptığı açıklamalar da demokrasiyle (ve iddia edildiği gibi parti içi demokrasiyle) uzak yakın ilişkisi bulunmayan saçmalıklardır.
İçinde her kafadan bir sesin çıktığı bir siyasal parti olamaz.
Her kafadan bir sesin çıkması demokrasi değil olsa olsa kargaşadır.
Bir konu gündeme getirilecekse, o partinin ilgili organlarında tartışılarak, olgunlaştırılarak, buna uygun ortamlarda ve platformlarda dile getirilir.
Eğer bu yapılamıyorsa, o siyasal kuruluştan ayrılarak buna olanak veren başka yapılanmalar içinde yer alınır.
Bunun ötesinde söylenecek her söz, her davranış, bilinçli ya da bilinçsiz, kendi örgütünü sırtından hançerlemektir.
***
Bu, demokrasi değil.
Sözcüklerin yerini değiştirsek de sonuç değişmiyor: Demokrasi bu değil… Sivil dikta, omurgasızların desteğinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kökünü kazıma yürüyüşünü sürdürüyor…

Ataol Behramoğlu/Cumhuriyet

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget