Dünyamızın yaşı 4 milyar yılı geçiyor.
Güneş sisteminin bir parçası haline gelen bu ateş topu zamanla soğuyarak kabuk (toprak) bağladı. Üzerinde atmosfer ve üstünde su oluştu.
Bu uzun süreçte hayat denizlerde tek hücreli varlık biçiminde aşladı. Milyar yılı aşan süreç sonucunda tek hücreli canlılardan çok hücreliler oluştu. Denizlerden karaya yayılan canlılar çeşitlendiler. Onlardan birisi de en son evrimleşen insanoğlu oldu.
Arkeolojik veriler; atalarımız diyebileceğimiz hayvanımsıların tarihini 2 milyon yıl öncesine kadar götürebiliyor. Bu tarih içinde modern insanın tarihi devede kulak bile olmuyor.
Kutsal kitaplarda ilk insan olarak anlatılan Âdem ile Havva’nın tarihi de Tevrat temel alınırsa 7 bin yıl kadar eskiye gidiyor.
Lakin, bugün Urfa çevresinde bile 11 bin yıl ekiye uzanan tapınaklar bulundu.
Türklerin ilk ortaya çıktığı bölgelerde çizilen kaya resimlerinin tarihini Rus uzmanlar 12 bin ile 14 bin yıl eskiye tarihliyorlar. Bu çok düzgün geyik, at, dağkeçisi resmini çizebilecek olgunluğa ulaşmış insanoğlunun; bu bölgelere on binlerce yıl öncesinden ve Ekvator çizgilerinden (sıcak iklimden) saçılan insanların torunu olduğunu düşünün. O zaman; ne yazık ki kutsal kitaplarda sözü edilen; ilk insan Âdem ile onun kaburgasından yaratılan Havva iddiasının gerçek olmadığı anlaşılır.
Bence Âdem’in başlangıç alındığı tarih; insanoğlunun yazıyı bularak yeni bir dünyaya kapı açtığı tarih olmalıdır.
YA KURBAN?
Kurbanın tarihi; sanıyorum ki insanoğlunun hayvanlar âleminden çıkışıyla başladı.
Bu da doğaya içindeki tutsak insanın doğa güçlerinin farkına varmasıyla belirginleşti. Yani, çevresindeki ağacın, ırmağın, güçlü hayvanların, rüzgârın, yağmurun-karın, gökteki ışık kaynağı güneşin, gecenin, ayın ve yıldızların farkına varmakla...
O vahşi insan, tanımadığı bu doğa güçleri karşısında çok çaresizdi. Onları alt etmek ve böylece hayatta kalmak için savaş veriyordu. Bu arada gücünün yetmediği doğa varlıklarına ve güçlerine, insanda bulunmayan ve insandan üstün gücün sahibi gözüyle bakmaya başladı. O varlıkların içinde olduğuna inandığı o yüce gücün öfkesinden korunmak ve yardımını alabilmek için ona kendi çevresindeki kıymetleri sunmaya; yani kurban etmeye başladı.
Böylece on binlerce yıl öncesinde; ilk basit kurbanlar görüldü.
Sosyologların kanlı kurbanlar-kansız kurbanlar diye iki devreye ayırdıkları bu süreçte, onların sandığı gibi ilk kurbanlar kanlı kurbanlar (yani hayvanlar ve insan) olamaz. Çünkü insanoğlunun hayvanları ele geçirip kurban yapmaları süreci daha sonrasına denk düşer.
Kansız kurbanların insanın yediği otlar, yapraklar, meyveler (ceviz, elma, üzüm vb..) buğdaygiller olduğu biliniyor.
Kanlı kurbanlar ise insanların ve hayvanların yüce ruhlara (Tanrılara-ilahlara) sunulduğu kurban törenleridir.
Savaşlarda esir edilenlerin tanrılara kurban edildiği bir Ortadoğu dünyasında; bunun insanlığa büyük zararının olduğu zamanla anlaşılmış ve sadece hayvan kurban etmekle yetinilmiştir.
Eskiden çok değişik Tanrılara sunulan kurban; şimdi tek Tanrı’ya sunulan hale gelmiştir.
Ve bütün dinlerde bu kurban geleneği bulunmaktadır.
TÜRKLERDE KURBAN
Türkler tarihinde insan kurban edildiğine ilişkin bir bilgiye sahip değiliz. Kanlı kurbanların en değerlisi at kurbanı idi. 7. Yüzyıl’da Hazar Türkleri arasında kurban edilen atların kafasının meşe ağaçlarına asıldığını tarihler yazmaktadır. Bunu, koyun, boğa, deve kurbanları izlemiştir. Kurbanlar Gök Tanrı’ya (Gün Tanrı /Ülgen Bay) ve Yer Tanrı’ya (Ay Tanrı/Kara Han), daha fazlasıyla da yer ruhlarına ve su ruhlarına; ayrıca atalar ruhuna kesiliyordu.
Kansız kurbanlar ise meyveler (üzüm, elma) buğday, ekmek, su gibi ürenlerden oluyordu.
Bugün Aleviler arasında yoksullar, 1 elmayı kurban olarak ceme sunabilirler. Yine evden getirilen 1 ekmek de dualandıktan sonra cem töreninde kurban kabul edilir.
Günümüzde, özellikle Tahtacı Alevileri arasında bu tür kansız kurban geleneği devam etmektedir. Günümüzde; üzüm, çerez, hatta mısır cipsinin bile bayramlarda mezarlara bir dua ile bırakıldığını görmekteyiz.
Kimse bunlara; putperestlik gözüyle bakmasın. Çünkü; Kurban Bayramı’nda kesilen kurban ne ise; Hac’da kesilen kurban ne ise, ceme sunulan elma veya mezar üstüne getirilen ekmek aynıdır.
Bunların tarihi insanlığın ortak tarihidir...
O tarihte şirk aramak yerine; bilgiyi ve atalarımızı arayarak nereden gelip nereye doğru keşfetmemiz gerekir.
Rıza Zelyut/GÜNEŞ
Yorum Gönder