Yakın geçmişi bir anımsayın; nelerle uğraşıyorduk.
2002′den sonra Türkiye Cumhuriyeti gitmiş; yeni iktidar, laikliğe çaktırmadan ılımlı İslam’ı monte ederek halkı meşgul ediyordu.
Sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü’nü hiç yoktan hapse attılar. Suçu, tarihi eser kaçakçılığıydı. Bereket YÖK’ün başında kaya gibi bir başkan. Prof. Erdoğan Teziç vardı; toplum bu yanlış kararı içine sindirememişti ve ana muhalefet bu marifete-o zaman şiddetle- karşı çıkmıştı. Bu arada -başörtüsü değil- türban adı verilen bir saçma giyim tarzı yavaş yavaş modalaştırılıyor ve iktidarın Meclis Başkanı bağırıyordu: “Türban bizim namusumuzdur. Onu serbest yapacağız.” Ayniyle vaki oldu, okullar birer mescide döndürüldü. Siyasi iktidar aldığı her devlet makamını “kaleyi almak olarak” nitelendiriyor ve durmadan kadrolaşıyordu. Kemalizm’e sadece içeriden değil, dışarıdan da saldırılar gelmeye başlamıştı. AB, elindeki havucu göstere göstere Karen Fogg eliyle medyayı ve bazı kalem erbabını satın aldı. Anımsayın, o sıralarda Genelkurmay Başkanı olan Özkök bir basın toplantısında ağzından baklayı çıkardı: “Biz hükümet ne derse onu yaparız!”
Kimse “TSK ulusal ordudur, ordu milletindir, nasıl yaparsını?” diyemedi ve Genelkurmay Başkanı oldu mu size bir Erdelhun kopyası…
367. madde düzenlenmesi
Cumhurbaşkanlığı makamı, o güne dek hep Atatürk’ün makamı olarak saygın ve dokunulmazdı. Erdoğan uzun süre sonra “Cumhurbaşkanı benim aziz kardeşim, yol arkadaşım Gül olacak” dedi ve gündem gene değişti. Anayasa’nın 367. maddesine başvuran CHP, “O madde varken, Meclis nitelikli çoğunluğu bulmadıkça seçimlere gidilemez” diyerek konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürdü. Anayasa Mahkemesi o maddeyi haklı buldu ve Gül’ün seçilme olanağı kalmadı.
Büyükanıt’ın dediği gibi “özde ve sözde Atatürkçü biri”nin o göreve çıkması, TSK’nın önkoşuluydu. AKP “Erken seçim” dedi. Türkiye erken seçime gitti. O seçim öncesinde yani 2007′den önce Dolmabahçe’de Başbakan ve Genelkurmay Başkanı biraraya geldiler ve olanlar oldu. Büyükanıt derin bir sessizliği seçmişti. Büyükanıt sessizliğini bozdu ve gece yarısı bir e- muhtırasıyla AKP’nin kucağına tam 46. 5 oy koydu. Gündemde ne vardı? 367. madde. Kaldırıldı. Arkasından seçim yapıldı ve Gül dindar bir cumhurbaşkanı olarak Atatürk’ün koltuğuna oturdu! Cumhuriyet mitingleri, o milyonlarca hiçe sayıldı ve Tuncay Özkan bir süre sonra TV kanalını sattı. Şimdi Ergenekon tutuklusu.
Bu yeter miydi? Hayır. Yetmezdi.
Yargıtay Başsavcısı, “AKP laiklik aleyhinde eylemlerin odağı olarak Anayasa Mahkemesi’ne” götürdü.
“Oh!” demiştik! Yargı görevini yapacak! Unuttuk ki Meclis Başkanı “Bize dindar bir cumhurbaşkanı lazım” demişti. Gül, sokaklara dökülen ve “Çankaya laiktir, laik kalacak” diyenlere inat, bir güzel Çankaya’ya çıkmadı mı?
Ya sokaklara dökülenlere ne oldu?
Gündeme Ergenekon olayının gelmesi, generallerin, aydınların apar topar hapse atılması, darbecilikle suçlananları suçlayacak savcının bulunması gündemin ilk maddesiydi. Şimdi unuttuk. İktidar, Anayasa Mahkemesi tarafından alınan akıllara durgunluk veren bir kararla ama 10′a karşı 1 oyla “AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğunu” kabul etti! Peki, nasıl oldu da suç para cezası karşılığı olarak değişti? Yaptırımı ağır olan suçlular nasıl 9 yıldır bizi yönetiyor? Dünyada örneği var mı?
Bu büyük oyunu ve uluslararası trajediyi izleyin gitsin.
Sivil-asker Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir sorumsuzluk ve duyarsızlık bizi öyle bir gaflet uykusuna daldırmıştı ki uyanıp başını kaldıranı içeriye alıyorlar. Askerimiz, komutanlarımız şehit ediliyor umursamıyoruz. Silahlı Kuvvetlerimiz’in orgeneral ve korgeneralleri Hasdal’da; aydınlarımız 4 yıla yakın sanki hükümlü gibi tutuklular.
Türkiye basın özgürlüğü olan ülkeler sırasında neden hala 160. sırada?
Ve yıl 2011. 12 Haziran…
Bilinçli bilinen seçmen AKP’yi tüm bu geçirdiğimiz maceraya karşın yüzde 50 oyla iktidara getirdi. Çok başarılı bir AKP iktidarı va, işsizlik sıfır, fabrikalar kuruluyor, ekonomi öyle büyüdü ki ekonomistler bile şaşırdı. Halk sokaklarda vur patlasın çal oynasın halinde. Turizm patladı, ondan mı? Yoo. Kimi yabancı basın, başta Economist bile ekonomimizin bir maceraya doğru gittiğini yazmakta.
O halde nasıl oluyor bu? Ana muhalefeti yeniden düzenlediler, MHP’yi kasetlerle köşeye sıkıştırdılar da onun için mi?
Elbette hayır.
O halde ulusal irade yanlış mı yapıyor? Ona da hayır. O halde niçin ordusu felç olmuş, omurgası eğilmiş bir şekilde biat medyası haline gelmiş ulusumuz kaderin ipine kendini bağlamış? Neden ulusun iradesiyle milletvekili seçilenler dışarıda değiller? Çıkacaklar, çıkacaklar. Ne zaman Anayasa emperyalizmin istediği şekilde değişir, BOP’un eli ne zaman rahatlarsa o zaman…
Yorum Gönder