Sevgili okurlar; uzun bayram tatilini bitirdik. Aslında bitirdiniz demek daha iyi, çünkü en azından ben bayramda İstanbul’daydım, hatta günlerim gazetede geçti bile diyebilirim. İzin verirseniz bu yazıdan sonra kısa bir tatil yapmak istiyorum. Gerçi arada birkaç günlüğüne kaçamaklar yapmadım değil, ama hepsinde de yazı yazma stresi, gündemi izleme telaşı aralıksız sürdü. Şimdi gelecek salıya kadar yazmadan tatil yapmak istiyorum.
Havalar soğuyor ama
Eylülle birlikte havalar, her ne kadar güzel gidiyor olsa da gün gün biraz daha soğuyacak, günler kısalacak ve bir anda bakacağız ki ceketleri pardesüleri giymeye başlamışız bile. Bu arada, havalar soğurken siyasetin giderek ısınacağını da biliyoruz. 1 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldıktan sonra geçen dönemden eksik bıraktıklarımızın yanı sıra oluşan yeni sorunlarla boğuşmaya ve yine ateşli tartışmalar yapmaya başlayacağız.
Önce BDP’nin yemini
Yeni meclisi bekleyen önemli sorunlardan biri BDP’nin yemin boykutunu bitirip bitirmeyeceği. Ama sanıyorum AKP’nin ciddi güç gösterisi BDP’ye geri adım attırdı. Görünen o ki BDP’liler 1 Ekim günü, Meclis açılır açılmaz kürsüye çıkacak ve yemin edecek.
Tabii burada merak konusu olan BDP’lilerin yemin törenini şova dönüştürüp dönüştürmeyeceği. Özellikle Leyla Zana herhalde büyük heyecanla bekleniyordur.
Kanun Hükmünde Kararname
Ancak sanıyorum yeni dönemin en önemli konularından başta geleni Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK). İktidar seçimden önce, 3 Mayıs’ta aldığı “Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisini” çok kısa bir süre önce çok ciddi biçimde kullandı. Çıkarılan her KHK ayrı bir tartışma konusu yarattı. CHP yine Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor. Konu AKP’nin dilediği biçimde şekillenen Anayasa Mahkemesi için de çok ciddi bir sınav olacaktır.
Kısa bir tarihçe
Hükümetlere tanınan bu yetki yeni değil. Başka ülkelerde de var, bunu bilelim. Bizde ilk KHK çıkarma yetkisi 1876 Anayasası’nda yer alıyor. Ancak o sırada iktidarda olan İttihat ve Terakki bu yetkiyi çok istismar ettiği için 1921 Anayasası’na KHK yetkisi konmuyor. Aynı şekilde 1924’te de bu yetki yok. 1961 Anayasası ise bu yetkiden hiç söz etmiyor. Taa ki 1971 muhtırasına kadar. KHK dönemi bundan sonra yeniden başlıyor.
12 Eylül çok kullandı
1971 yılında askerler, iktidarı dışarıdan kontrol ettikleri için daha önce sivillere vermedikleri bu yetkiyi çok destekliyor. 1980’deki darbe anayası da KHK konusunu çok geniş biçimde anlatıyor. Üstelik dönemin hükümetleri bu yetkiyi çok sık kullanıyor. Şöyle söyleyeyim; 1971’den 1982 Anayasası’na kadar 34 KHK çıkarılmışken, 82-85 arasında çıkan KHK sayısı 166. Daha sonra Özal da bu yetkiyi çok sevdi ve kullandı.
KHK’nın gerekçesi ve mantığı
Kanun Hükmünde Kararname çıkarmanın elbette bir mantığı ve gerekçesi var. O da, önemli ülke sorunlarının çözümünde zaman kaybetmemek, işleri kolaylaştırmak. KHK yetkisi Meclis’ten belli bir süre için alınıyor. KHK çıkarıldığı gün yürürlüğe giriyor ve yasalaşması için de Meclis’e gönderiliyor. Aynı gün Meclis’e gönderilmeyen KHK geçersiz sayılıyor. KHK’nın anayasaya uygunluğunu talep edilmesi halinde Anayasa Mahkemesi denetliyor.
Asıl bomba yeni patladı
Hükümet elinde tuttuğu KHK çıkarma yetkisini 17 Ağustos günü “şiddetli biçimde” uyguladı. Hiç beklenmedik konularda çıkarılan KHK’lar muhalefetin tepkisine neden olurken toplumda da ciddi tartışmalar yarattı. Öncelikle “temel bazı konularda kanun gücünde düzenleme yapmak Meclis iradesini hiçe saymaktır” fikri ağır basıyor. Hükümet, ülkeyi Meclis’i by-pass ederek yönetmeye çalışmakla suçlanıyor.
Haksız da değiller
Kanun Hükmündeki Kararnameleri “Meclis’i devre dışı bırakmak” olarak niteleyenler o kadar da haksız değil. Çünkü hükümet çok hızlı biçimde, örneğin birçok özerk kurumu, ki aralarında RTÜK, TMSF, BDDK, SPK, EPDK, KİK, Rekabet Kurumu var, ilgili bakanlıkların denetimine açtı. Böylelikle aslında fark ettirmeden özerkliği fiilen ortadan kaldırılmış bu kurumların tamamen iktidara bağımlı olacakları ileri sürülüyor.
Bakanlık düzenlemeleri
Yine bu KHK’larla yeni bakanlıklar kurulurken, birçok bakanlığın yapısı da değiştiriliyor. Yasalaşmaları en az bir yıllık süreci kapsayacak olan bu düzenlemelerin tamamen iktidarın arzu ettiği biçimde ve bir günde düzenlenip yürürlüğe sokulması hukuka ve demokrasi kurallarına aykırı olarak niteleniyor. Askerlerle ilgili kimi konuların satır aralarına serpiştirilmesi de eleştiri oklarını çeken önemli unsurlardan. Yani sıkıntılı bir durum.
Tam gün ve vakıflar
Türkiye’nin çok tartışma yaratan “tam gün yasası” veya “Azınlık vakıflarının mallarının iadesi” gibi konuların da KHK’ların içine konulması KHK yetkisinin kullanılmasında “istismar” eleştirilerine yol açtı. Tam gün yasası Anayasa Mahkemesi’nden dönmüştü. Azınlık vakıflarının ise popülist bir açıdan ele alınması rahatsızlık yaratıyor. CHP, yetkinin bu şekilde kullanılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu iddia ederek AYM’ye gidiyor.
Anayasa Mahkemesi’nin sınavı
Şimdi gelelim, konunun en hassas noktasına. Anayasa Mahkemesi iktidara bağımlı yeni haliyle ilk sınavını KHK’lar konusunda verecek. Mahkeme uygulamadaki bazı noktaları anayasaya aykırı bulabilir. Ama uygulamaya yol da verebilir. Alınacak kararlar Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bundan sonraki siyasi rotasını da belirleyecektir. AYM CHP’nin başvurularını reddederse Erdoğan’ın önüne yepyeni bir siyasi yol belirleme şansı açılacaktır.
Diktatör yetkisinden bile fazla
Açık söylemek gerekir ki, son çıkan KHK’lara bakınca, böyle bir yetkinin hiçbir ülkede olmadığını görüyoruz. Öyle ki, ne Saddam’ın Irak’ında, ne Mübarek’in Mısır’ında böyle yetki vardı. Bu tür kanun hükmünde kararname çıkarılabilmesi, Meclis iradesini hiçe saymaktır. Bu Meclis’i by-pass etmenin de ötesinde Meclis sanki hiç yokmuş gibi davranmaktır. Erdoğan bu gücü de eline alınca cumhurbaşkanı olma planlarını bile gözden geçirebilir.
Yeni anayasaya gerek yok
Bu durumda, Erdoğan’ın yeni bir anayasa yazma gereğini hiç duymaması bile mümkündür, ki zaten bana göre AKP’nin böyle kesin bir niyeti de yok. Şu andaki “anayasa tartışmaları” iktidara dış destek veren sözde liberal görünümlülere sunulan mavi boncuktan öte bir şey değil bence. Erdoğan tam tersine yeni anayasa yerine, gücünü ve etkisini daha da sağlamlaştıracak yöntemler uyguluyor. Kürt açılımı konusundaki son tavrı bunun açık örneğidir.
Başkanlık sistemi mi?
“Üç dönem yeter” söyleminden ötürü şu anda Erdoğan’a Gül’den sonraki Cumhurbaşkanı gözüyle bakılıyor. Erdoğan’ın en büyük arzusunun da yeni anayasada başkanlık sistemini kurmak olduğu söyleniyor. Ancak eğer KHK’lar konusunda Anayasa Mahkemesi bir engel çıkarmazsa, mevcut durumun Erdoğan’ın çok daha lehine olduğunu ve Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmak yerine Başbakan olarak kalmayı tercih edebileceğini söyleyebilirim.
Hiç gerek kalmaz
Erdoğan, Başkanlık sistemini ülkeyi kendi arzusuna göre daha rahat ve engelsiz biçimde yönetebilmek için istiyor. Ancak başkanlık sistemini nasıl oluşturursa oluştursun, hiçbir durumda Kanun Hükmünde Kararnamelerin vereceği rahatlık sağlanamayacaktır. Bu durumda Erdoğan’ın “Halk benim Başbakan olarak kalmamı istiyor” demesi mümkündür. AKP bunu sağlamak için çok büyük bir destek mitingi bile düzenleyebilir.
Demokrasi ne olur?
Buraya kadar olanları ve olasılıkları yazmaya çalıştım. Bunların gerçekleşmesi hatta bu yolda adım atılması bile demokrasimiz ve hukuk düzenimiz için büyük tehdit olacaktır. Erdoğan çok gözü kara biçimde ülke yönetimine ağırlığını koyuyor. Bazı alanlarda çok başarılı da. Ancak demokrasi adına demokrasi dışı yöntemlerin giderek çoğalması en başta Erdoğan için büyük tehdit olacaktır. Bu hukuk anlayışı ile Türkiye’nin önü çok aydınlık değildir.
Ve gelelim tatile
Sevgili okurlar; yazının başında söyledim, yine tekrarlamak istiyorum. Bu yazı tatil öncesi son yazım. Hiç yazı yazmadan, haberleri ve gelişmeleri izleyerek ama hiç olmazsa yazı stresine girmeden bir hafta geçirme istiyorum. Sizlerin de bunu anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Bu süre içinde lütfen çok önemli değilse mesaj göndermemenizi rica ediyorum, çünkü okumakta ve cevaplamakta zorluk çekebilirim. Haftaya salı buluşmak üzere.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Can Ataklı/VATAN
Yorum Gönder