Martılar Kongresi - Ferhan Şensoy

Kınalıada’da bulunuyorum, Martılar Kongresi dolayısıyla. Sabahın köründe başlıyorlar yaygaraya, geceden sabaha dek sürüyor çok gürültülü tartışma.

Martılar Kongresi - Ferhan Şensoy
Kabataş’tan saat 15.00′de kalkan vapur, iskeleye 15.40′da yanaştı. Vapurun gelişini ve iskeleden ayrılışını sıkı denetleyen martılar Rum Kilisesi üstünde toplaştılar, amansız bir yaygaraya giriştiler. Çatlak çıkıyor kimilerinin sesi. Martıların söylemek istediği bir şey var, anlıyorum…
Söylemi anlayamıyorum. Martıca bilmiyorum. Anton Çehov’muyum ben?
Kınalıada’da bulunuyorum, Martılar Kongresi dolayısıyla. Sabahın köründe başlıyorlar yaygaraya, geceden sabaha dek sürüyor çok gürültülü tartışma. Martıların ciddi bir dertleri var, besbelli. Ada sakinleri pek o denli şaşkın değiller bu duruma;
-Bunnar hep böyle!
kanıksamış tavrındalar. Demek uzun zamandır anlatmaya uğraştıkları bir dertleri var martıların.
26 yıl önce gelmiştim Kınalıada’ya. Tanıyorum bu martıları. O zaman tıfıldılar, henüz beyaza dönmemişti renkleri.
-Bunlar ne kuşu?
diye sormuştum garsona.
-Martı.
-Martı beyaz olmaz mı?
-Bunlar yavru ağbi, büyüyünce o tüyler dökülecek, beyaz tüyler çıkacak…
Büyümüşler, kartal boyu olmuşlar yıllar önce karabatak sandığım martılar, sadece kanatlarının üstü gri, gökte uçarken kanadın üstünü görmüyoruz, kuyruğun üstü siyah, tepemizde uçarken kuyruğun üstüne görmüyoruz, bembeyazlar. Sanırım onlar da beni tanıdılar. Tepemde çember çizarek uçmaya başladılar, inlemeye ötme arası garip sesler çıkarıyorlar.
- Çoçukluğumuzda bizi karabatak sanan salak gelmiş!
mi diyorlar? Bir tanesi iniş yapan bir
uçak gibi alçalıp başıma teğet geçti. Oturduğum masaya def-i tabii eyledi. Yazdığım kağıda isabet etmedi defedilen tabii şey! Kısacık türkçe adıyla 3 harf olarak yazamıyorum o şeyi. Öyle yazarsam mürettip arkadaş ortadaki o harfi yerine nokta koyuyor, çok gayr-ı tabii, “def-i tabii”den bir durum oluyor.
Saat 17.00′de kilisenin çanı uzun uzun çalıyor. Birdenbire çoğalıyor gökyüzünde martılar. Her gagadan ayrı ses çıkıyor. Sanki kavga ediyorlar aralarında. İki kez kanat çırpıyorlar, beş metre kanat çırpmadan süzülüyorlar. Bulundukları yerde hızla kanat çırparak hiç ilerlememeyi sağlayabiliyorlar! Debriyaj, fren kavramları da var yani. Vay martısını! Bir evin damına tünemiş iki martı var. Birbirlerine çok benziyorlar. Hepsi o kadar benzeşmiyor. Tombiş olan var, gagası çok kavisli olan var. Evin damında aynı biçimde tünemiş olan iki martı, hıh deyip birbirinin gagasından düşmüş. Gökyüzündeki martı seslerine sanki iki cazcı kardeş gibi, aynı anda, koro halinde;
_Gıyyak guyyuk gak ga guk ka guk.
gibi bir soloyla katılıp aynı anda susuyorlar. Biraz sonra, ben diyeyim üç mezğr, siz deyin beş mezür sonra, hiç kimseden bir işaret almadan, sanki bir orkestrada vokalistmiş gibi, mezür başına koro olarak başlıyorlar vokale cazcı martı kardeşler;
-Gıyyak guyuk gak  ga guk ka guk.
Belki de bir slogan bu. Bir azınlık olarak akil kuşlar grubu kargalar var. Yaş ortalamaları 150, belki de 160. Bu coğrafyanın tarihini çok iyi bilen, görmüş geçirmiş kargalar mütevelli heyeti. Kilisenin çatısına konuşlanmışlar, ara sıra grak, gruk ediyorlar. Sanırım 1880′li yıllardan konuşuyorlar, ey gidi günler makamaından.
-Gırrraaaaaaaaak graaaak!
diyor en yaşı karga, mutsuzca baş sallayarak.
-Ne istiyor bu martılar?
demek istiyor herhalde.
-Gaaak gak gaaaaaak! Grak grak graaaak!
diye yanıtlıyor onu 118 yaşındaki orta yaşlı karga Kosta.
-Ne istediklerini bilmiyorlar, salakça yaygara yapıyorlar.
anlamına geliyor galiba Kosta’nın dedikleri.
-Gıkgırak graak gak gıraaaaak!
diyerek susturuyor Kosta’yı ondan 20 yaş büyük karga Teodor.
Giderek anlamaya başlıyorum galiba kuş dilini. Çocukluğumuzda bize öğretilen aganigi saganigi gibi değil gaklamalar, guklamalar, kimi hüzünlü ve tiz inlemeler. Öyle sandığınız denli basit değil kuşların dili. Martıların ki çok zengin bir dil. Kumruların ki gibi, ikidebir yinelenen “Üsküdar’a gidelim!” anlamındaki:
-Ga ga rak ka gukkuruk!-
dan ibaret değil. Çok uzun ve değişik duygularla hercümerç cümleler kuruyor martılar. Üsküdar’a gitmekten öte talepleri var mutlaka.
-Ah hah hah
diye kahkaha atan martı var. Sanki yumurtlayacakmış gibi;
-Gıt gıt gdaaak
diye ses çıkaranı var. Martı sesi diye somut, belirlenmiş bir ses yok. Çok sesliler martılar. kilisenin bahçeside tavuk gibi dolanan, uçmayı unutmuş bir martı var, belli ki dine vermiş kendini. Deli gibi uçmaya ne luzüm var, papaz veriyor işte yemi, diye düşünüyor olmalı.
Onun dışındaki bütün martılar saf tutarak uçmaya başladılar bir uçak filosu gibi. Ada üstünde bir-iki tur atıp Burgaz’a doğru yöneldiler. Rotayı SEdef Adası’na çevirdiler. Sedef Adası üstünde, Burgaz’dan ve Heybeli’den gelen başka martılarla buluştular. Daha kalabalık bir filo olarak Kınalıada’ya doğru kanat çırmaya koyuldular. Adanın meydanındaki çınarın üstüne geldiklerinde, her biri ayrı yöne savrularak serbest uçuşa geçtiler birbirine karışan sloganlar atarak.Bir şeyi protesto ettikleri kesin.
18.15′te yanaşıyor iskeleye Barış Manço vapuru. Rotası Burgaz, Heybel, Büyükada… Teraslarda, balkonlarda, sahilde mangallar yakılmaya başlandı. Dumana gark oldu gökyüzü. Bağırış, çığırış protetoyu sürdürüyor martılar. Magal dumanından şikayetçiler herhalde.
Herkes mangalperver. Vapurdan bir kalabalık iniyor darbuka çalarak, çok salak şarkıları koro halinde söyleyerek. Sahili işgal ediyorlar. Gelsinler, eyvallah, sahil herkesin. Martılarla hiç ilgili değiller darbukacılar.
-Kim bunlar?
diye soruyor, darbukacıları dikizleyen en yaşı karga.
-Bunlar, Siular, Komançiler, Mohikanlar, Apaçiler ve Kasım Paşa’nın hiç akrabası olmayan Kasımpaşasızlar!
diye yanıt veriyor karga Kosta.
-Bizans çok bozuldu!
deyip uykuya dalıyor en yaşlı karga.
18.40′ta Fahri Korutürk vapuru kalktı iskeleden, rotası İstanbul. Canhıraş çığıklar halinde sağa sola düzensiz uçuşlar, mangallara doğru pikeler yapmaya başladı martılar. Cazcı kardeş martılar ev,n damında yerlerini almış, vokale geçmiş bulunuyorlar:
-Gıyyak guyuk gak ga guk ka guk.
Ortadoks akil kargalar suskunluklarını koruyorken bir telaşlı kumru geçiyor civil beyin martıların arasından
-Bi da da oy verenin kumunu kumruyayım!
gibi uğultular ifraz ederek.
İskelede denizotobüsümsü birörnek motorlar var. Hepsinin üstünde “Mavi Marmara.com” yazıyor.
Bir elinde dürülü deniz haavlusu, öbür elindeki naylon torbada mangal, her iki omzunda çapraz askılı, tıka basa dolu çantalar bir adam, sakız çiğniyor ve bu zor durumda balon yapıp patlatmayı beceriyor, muntazam aralıklarla, sanki bir görevmiş gibi. Fevkalbeşer tipin yanında başı bağlı bir kadın var. İskeleye doğru yürüyorlar, iki kişiden birinin ikisi, bir arada.
Tesettürlü, kara çarşaflı kadınlar, çember sakal tekkeliler biniyor motorlardan birine. Fevkalbeşer tip ve başı bağlı kadın da ulaşıyor o motora. Hareket ediyor Mavi Marmara.com.
-Gazze’ye mi gidiyor bu motorlar?
diye soruyorum garsona.
-Hayır ağbi. Bostancı’ya!
-Yok yahu? O halde mi geldi Bostancı?..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget