UNUTTURAMAZ SENİ HİÇBİR ŞEY - LEVENT KIRCA

Bir fener düşünün… Gece kranlıkta sizi aydınlatıyor. Bu fener bir deniz feneri ise gemilere kılavuz oluyor, yol gösteriyor. Bir umut ışığı, sığınılacak bir aydınlık…
Ülkemizde pek çok dernek var. Bu dernekler daha çok yardım amacı ile kuruluyorlar. Gerçekten çalışan, topluma hizmet götürenleri elbette ki var. Bunlardan bir tanesi rahmetli Türkan Saylan‘ın kurduğu “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği”. Ne denli çalıştıklarını, hiçbir menfaat gözetmediklerini yakinen biliyorum.
Zira bu derneğin üyelerinden biriyim. Türkan Saylan’a ölüm döşeğinde neler yapıldığını, nasıl zulme uğradığını biliyoruz. Bu ayrı bir konu. Ancak dernekçilik; yolsuzluğun çok rahat yapılabileceği, verginin kolaylıkla aklanabileceği, paravan haline dönüşebiliyor. Elbette ki sözümüz hepsine değil. Pek çoğunda ne yolsuzluklar yapıldığı zaman zaman kulağımıza geliyor. Dernekler sağlıklı bir biçimde denetlenmiyor.
Ayrıca denetlenemiyor da…
—Deniz Feneri…—
Sözde umut dağıttı. Yardım yaptı ve biçarenin imdadına yetişti. Sonra anladık ki yardım ediyormuş gibi görünüp malı hamuduyla götürüyormuş. Ucu da nelere kadar dayandı. Önce örtbas ediliyormuş gibi yapılsa da bir zaman sonra konu yargıya intikal etti. Tabi Avrupa’nın bu konuda baskısı çok oldu. Birkaç kişi gözaltına alınarak tutuklandı. “Koskoca örgüt”.. Dedik ya “Ucu nerelere kadar dayandı” diye…
Acaba göstermelik olarak birkaç kişiyi yargılayıp onları da bir-iki yıl içinde salmak suretiyle Avrupa Birliği’ne “Yargıladık mı, yargıladık. Biz görevimizi yaptık” fotoğrafı mı oluşturmak isteniyor, bilmiyorum. Yani konu sonlandığında yapanın yanına kar mı kalacak göreceğiz bakalım.
Burası Türkiye. Soru işaretlerinin bol kullanıldığı bir ülke.
—Çok yaşa Ayşenur—
Ayşenur Arslan’ın “Medya Mahallesi” progamının tiryakisiyim. İllaki her sabah izliyorum bu programı. Konuları cesaretle ele alıp irdeliyor. İnşallah her daim gözümüz kulağımız olarak kalmayı başarır.
İki gün önce “Harakiri” isimli mizah dergisinin sansürle başının ne denli sıkıntıda olduğunu anladık. Çok az sayıdaki başarılı mizah dergilerinden biri Harakiri. Başına gelmedik kalmadı. Şimdilik sadece durumu seyir ediyoruz. Ama bu durum ülkemizdeki genel sansürün bir göstergesi. Giderek de büyüyeceğinin işareti. Harakiri dergisine sansür kurulundan art arda cezalar yağıyor. Böyle giderse dergi kapanmak durumunda bile kalabilir. Olanca gücümüzle sahip çıkmalıyız “Harakiri”ye. Bu bir anlamda sansüre karşı koymak olacaktır.
Dergi en son cezayı bakın hangi nedenle almış? Sansür kurulunun gönderdiği mektup şöyle:
“Türk halkını tembelliğe ve maceracı bir yaşama sürüklüyorsunuz.”
Komik… Çok komik… “Tembellik ve maceracılık”... İkisi birbirinin zıttı şeyler. Belli ki bu tip dergilere muhalefet yaptığı için bir takılma söz konusu. Bu takılmışlık derginin kapatılmasına kadar sürerse, bu ne ilk ne de son olur. Sıra diğer dergilere, oradan da başka mecralara sıçrar.
Ben Harakiri dergisinin yanında olduğunu itiraf etmek istiyorum. Şimdilik yapabileceğim bu kadarla sınırlı.
—-Unutturamaz seni hiçbir şey—
Ergenekon’du, Balyoz’du, neredeyse unuttuk. Gündeme başka şeyler geldi oturdu. İnsanların çoğu suçlarını dahi bilmedikleri nedenlerle içerideler. Giderek umutları da azalıyor. Canlar belki de suçsuz yere içeride ömür çürütürken biz önce Deniz Feneri, futbolda şike derken artık Silivri’yi bütünüyle görmezden gelmeye başladık. Hatta bütün ülke gündemdeki acil sorunlarını bir yana bıraktı, futboldaki şikeyi konuşuyor. Gündem futbolla acayip değişti. Futbolla yatıp futbolla kalkıyoruz. İçeridekiler içeride kalakaldı. Allah sabır versin. Hem onlara hem çocukları ve yakınlarına hem de bizlere.
—Kedi ile fare—
Başbakan yaman bir politikacı bunu kabul etmek lazım. Yüzde 50′yi de aldı arkasına, göğsünü yumruklayıp “Güç bende artık” diye bağırıyor. Medya, dernekler, hemen hemen sustular. Yandaşlar daha da çoğaldı. Halk Partisi ve BDP hapisteki milletvekillerini özgürlüğe kavuşturabilmek için Meclis’te yemin etmeyerek durumu protesto ettiler. Ne var ki CHP yanlışından döndü ve önceki gün yemin edip Meclis’e girdi.
Ne değişti?
Hiçbir şey…
Sadece CHP boykotunu sürdüremediği için halktan bir kez daha kırık not aldı. Ben seçimlerde CHP’ye oy verdim. Bir oyum var, o da her zaman onların. Ama Başbakan bu konuda 3-0 galip geldi. Sonucu baştan bildiği için  “Göreceksiniz tükürdüklerini yalayacaklar” dedi. Bir başbakanın belki de ağzına yakışmayacak bir cümleydi ama ne oldu?
CHP tükürdüğünü yaladı. Halk bunu böyle düşünüyor. Bu CHP’nin hanesine kırık not olarak yazılırken, Başbakan bir kez daha halkın gözünde sınıfı geçti. Şu soruyu soruyor insanlar:
“Sürdüremeyeceğiniz boykotun altına niye girdiniz?”
Gel de cevapla. PKK ufaktan ufaktan “Ben buradayım” diyor. Yarın ne olacak? Kazan kaynama noktasında. Bir kaynadı mı, en büyük sıkıntıyı halkımız çekecek.
“Halklar laik oldukları biçimde yönetilirler” sözü ne kadar doğru acaba?
“Kendi düşen ağlamaz”, “Kendim ettim, kendim buldum” gibi atasözleri de var.
—Karpuz kabuğu denizde kayık oldu—
Yaz nihayet geldi. Güneş tepemizde. Cayır cayır yanıyor her taraf. Televizyon programları birer ikişer tatile girdi. Yapımcıları da koştu denize. Okullar kapanınca öğrenciler ve velileri de koşup denizin derin sularına attılar kendilerini. Yarın Meclis de kapanacak. Haydi Meclis’tekiler de denize. Herkes denize koşuyor. Serinlemek, ferahlamak için.
Nerde bu yetkililer? Nerede bu devlet?
Denizde.
Peki yazın bu kavurucu sıcağında aydın, profesör, yazarlar ve bazı halk iradesi ile seçilmiş milletvekilleri nerede?
İçeride.
Kim düşünecek bu düşünce suçundan içeride yatanları?
Maalesef kimse…
Herkes denizde serinlemekle, güneşin ve kumun tadını çıkarmakla meşgul. Evlerimizde dahi zor oturduğumuz şu sıcak yaz günlerinde, pek çok aydınımız kodesteki hücrelerinde ne yapmaktalar acaba? Bu utanç, bu ayıp, tarihin sarı sayfalarındaki yerini çoktan aldı.
—Bir ayıp daha—
Eskiden Sivas denilince aklımıza ozanlar gelirdi. Aşık Veysel gelirdi. Dünyaca meşhur paha biçilmez Kangal köpekleri gelirdi. Nasıl ki Susurluk’u ayranıyla anarken o malum trafik kazası ön plana çıktı ve Susurluk bu kaza ile anılır oldu. Şimdilerde Sivas’ı da Madımak Oteli’nde diri diri yakılan aydın ve ozanlarla anıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, oradaki bir avuç ozanın diri diri yanmasına engel olamadı. Orada haklı gerekçelerle eylem yapan insanların eylem haklarını ellerinden alarak bu ayıbı önleyemezsiniz. Pir Sultan Abdal Derneği yöneticileri, beni bu eyleme katılmam için arayıp davet etti. Ben de çekimlerim olduğu için onlara katılamayacağımı söyledim.
Ama biliyorlar, desteğim ve kalbim onların yanında…

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget