Olay 2: İstanbul Topkapı Postanesi‘nde taşerona ait bir şirkette çalışırken işlerine son verildiği için altı aydır direnişte olan çalışanlar, Meclis önünde oturma eylemi yapmak istedi. Amaçları Meclis’te grubu bulunan partilerin vekilleriyle görüşmek ve dertlerini anlatmaktı. Meclis‘e girmeleri, polis tarafından engellenince altı işçi oturma eylemine başladı. Devreye Çevik Kuvvet girdi ve işçiler gözaltına alındı.
Olay 3: Gümüşhane’nin Karamustafa Köyü’nde özel bir şirkete ait maden işletmesine elektrik hattı çeken firmanın patronu, işçilerin ücretlerini ödemeden kaçtı. Memleketlerine geri dönemeyen işçiler, aylardır çadırda ve bir minibüsün içinde yaşamaya çalışıyor.
Olay 4: Manisa’da ve Çiğli’de kurulu Schneider Elektrik’in işçileri, bir süre önce yasal çoğunluğu sağlayarak sendikalı oldular. Ancak Birleşik Metal-İş Sendikası, tüm çağrılarına karşın işvereni toplu sözleşme masasına oturtamadı. Bunun üzerine çalışanlar önceki gün Manisa kent merkezinde bir eylem yaptı.
Bu dört haberi, önceki günkü BirGün gazetesinden aldım.
12 Eylül’den sonra en büyük darbeyi işçiler yedi...
Önce sendikal faaliyetler yasaklandı, ardından inanılmaz bir “sendikasızlaştırma operasyonu” hayata geçirildi...
Gelinen sonuç ortada:
Çalışan sayısı ikiye katlandığı halde, sendikalı işçi sayısı, 12 Eylül öncesinin yarısı kadar bile değil...
Dünkü gazetelerde okumuşsunuzdur:
Olay 5: Kıdem tazminatı kalkıyor!
Başbakan’ın açıkladığı yeni hükümet programına göre hükümet, kıdem tazminatını kaldıracakmış...
İşveren yeni kurulacak fona her ay personel başına belli bir oranda prim ödeyecek, işten çıkarılan çalışan da tazminatını patronu yerine bu fondan alacakmış...
Bunun adı bal gibi “devlete sıfır maliyetli kaynak yaratmak”tır...
Daha önce Zorunlu Tasarruf, Konut Edindirme ve İşsizlik Sigortası örneklerinde de gördük:
Devlet bu paraları toplar, sonra da geri ödemeyi öylesine garip şartlara bağlar ki kimse beş kuruş bile alamaz... Örnek isterseniz, hemen vereyim:
Sorun bakalım; işsizlik sigortasında biriken milyarlarca liranın kaç lirası işsiz kalan işçilere dağıtıldı...
Ve devlet, bu parayı GAP’ın bitirilmesi bahanesiyle bütçeye aktardı mı akmadı mı?
Tablo açık:
Bizi etnik kavgalarla oyalıyorlar...
Bizi; laik devletten, din devletine geçiş korkusuyla oyalıyorlar...
Bizi hayali örgütlerle, polis şiddetiyle, özgürlük-eşitlik-ileri demokrasi masallarıyla oyalıyorlar...
Her kaybettiğimiz yıl üretenler, çalışanlar biraz daha yoksul; oyalayanlar biraz daha zengin oluyor...
Unuttuk ama temel çelişki, sömüren-sömürülen çelişkisi...
Ve biz böylesine darmadağın bir haydeyken; daha çok şey kaybederiz...
Bugün kıdem tazminatımıza göz dikenler, yarın “Çalışmak istiyorsan, işverene para vereceksin” bile derler...
Çünkü din ve etnik çatışma afyonuyla uyutulan kitleler, her türlü sömürüye açıktır!
Günün Sorusu
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu, Ergenekon davasında aylardır sanıkların bir bölümünün tahliyesi yönünde oy kullanan mahkeme başkanını görevden aldı... Hemen ardından dün de Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi Ahmet Metin Tüzün, 15 AKP’linin, “AKP’ye oy verenleri aptal olmakla itham ettiği” iddiasıyla Müjdat Gezen aleyhinde açtığı tazminat davasını reddetti... Sorum basit:
Sizce Ankara Hakimi, bu görevinde kaç ay kalabilir?
Yorum Gönder