98 yılda kaç gazeteci öldürüldü? 1909-2007 arası 611 gazeteci öldürülmüş, Hasan Fehmi Bey’den Hrant Dink’e kadar.
Liste Hıfzı Topuz’un, “Özgürlüğe Kurşun” kitabında var (Remzi Kitabevi) “gazeteci” olmayanlar, yazdıkları yüzünden öldürüldüklerine göre “Özgürlüğe Kurşun”da elbet listeye gireceklerdir.
Listede çok yakından tanıdıklarımız da var, adlarını duyduklarımız da, yazılarını okuduklarımız da...
Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı...
Cumhuriyet öncesi yazarlar, yazdıkları gazetelerin adlarıyla anılırlar; Mizancı Murat, Basiretçi Ali gibi...
* * *
O “Silahçı” lakabı nereden geliyor?
Selanik’te çıkardığı gazetenin adı “Silah” da ondan.
Hasan Tahsin Bey, bir subay çocuğu, akranları gibi “Harp Okulu”na gidiyor, dönem arkadaşları Mustafa Kemal Paşa, Halil Paşa, Ali Fuat Cebesoy, Ali Fethi Okyar, Nuri Conker, Ali İhsan Sabis...
* * *
Meşrutiyet’in ilanından sonra ordudan ayrılır, Selanik’te “Silah” gazetesini çıkarmaya başlar, yazıları “kaleminden kan damlıyor” deyimine uygun...
Yazılar İttihat Terakki’ye karşı değil, “ittihatçı” yazılar.
Birkaç satır örnek:
“Ben gazetemde, millet hainlerine, vatan düşmanlarına, Meşrutiyet karşıtlarına, hırsızlara, namussuzlara kurşunlar yağdırıyorum.
..............................
Siz neden utanırsınız? Neyle insana gelirsiniz? Millet sizden usandı bıktı! Gidin cehenneme kadar yolunuz var. Defolun, yedi kat yerin dibine geçin. El aman yahu!”
* * *
Vatanseven odur, milletseven odur, tek namuslu odur.
Bunlar hiç eksilir mi?
Üslup değiştirseler de, kılık kıyafet değiştirseler de her zaman hazırdırlar.
Kimler mi?
Yandaşlar ne güne duruyor?
Silah arkadaşı Mustafa Kemal onun için şöyle der:
“Onun kişiliğini, ahlakını, ruhunu ve kuvvetini bilmeyenler de bu yazıları okuduktan sonra, kendisini millet ve vatan için ölmeye adayan bir kahraman sanırlardı.
Köylerde, kasabalarda hatta büyük şehirlerde avam için Tahsin, milliyet ve vatanseverliğin bir sembolüydü. Bence zavallı ve garip bir tipti.”
* * *
İttihatçı dostları da “Silahçı Tahsin”den sıkılmaya başlarlar, hele “Silah”ı İstanbul’da yayımlamak isteyince...
Buna bir çare bulunmasını, halledilmesini “Teşkilat-ı Mahsusa”ya havale ederler. Bu örgüt, bugünkü yaygın deyimle “Derin Devlet”in temel taşıdır. Başında Süleyman Askeri Bey vardır. Silahçı Tahsin’e yeni bir iş teklif ederler, Bulgaristan’a gidecek Bulgar komitecileriyle birlikte Makedonya’ya sahip olmak isteyen Sırplarla mücadele edecektir.
“Silahçı Tahsin” bu işi beğenmez, ona göre bir iş değildi, onun silahı gazetesiydi, kabul etmedi.
Bunun gibi gizli örgütlerde iş beğenmemek yoktu.
Teşkilat-ı Mahsusa’nın verdiği görevi yerine getirmemenin cezası ölümdü.
* * *
Süleyman Askeri Bey’i ziyarete gitti, ısmarladıkları “az şekerli” kahveyi içti, kahve az şekerli, “çok ilaçlı”ydı.
Bir süre sonra üzerine bir ağırlık çöktü, cellat bir süre sonra odaya girdi, gereğini yaptı, “Silahçı Tahsin” silahına davranamadan boğuldu, gitti.
“Silahçı Tahsin”in cesedini bir hafta sonra Edirnekapı’da çuvalın içinde buldular.
Adını ilk defa duyduğumuz “Silahçı Tahsin”in sonu böyle...
“Özgürlüğe karşı kurşun” kitabında onun yeri var mı?
Ona da “özgürlüğe sıkılan kurşunlara” hedef oldu diyebilir miyiz?
Yorum Gönder