Sonuçlardan ders çıkaramamak!.. - Mehmet Faraç

CHP‘nin cumartesi günü yapılan Parti Meclisi toplantısındaki konuşmalarının bir bölümü dün medyaya yansımıştı… Anlaşılıyor ki, “seçim”, “yemin krizi” ve ideolojik sıkıntılarla aday belirlenmesi konularında ciddi tartışmalar yaşanmış!..
Gazetelere yansıyan haberleri özenle okudum. en çok Antalya milletvekili   Osman Kaptan‘ın sözleri dikkatimi çekti. Kaptan PM’de şöyle konuşmuş:
Son seçimlere il genel meclisinde aldığımız oyda, AKP ile aradaki fark 15 puandı, şimdi 25′e çıktı. Seçimlerden önce kamuoyu araştırmalarında yüzde 28.7′ydi partimizin oyu. Siz geldiğinizde yüzde 32′ye çıktı. Bir süre sonra bu oylar indi. Aradaki fark, farklı söylemlerden mi geldi? Ben “yeni CHP”, “eski CHP” olayını da tam olarak anlamış değilim.”
Kaptan, CHP’ye inanan milyonlarca insanın kaygılarını dile getirmiş. Ancak her konuşması CHP tabanında infial yaratan Binnaz Toprak ise anlaşılıyor ki, bu kaygıları derinleştirmekte kararlı davranmış!.. İşte Toprak‘ın PM’de yaptığı konuşmasının dünkü gazetelere yansıyan bölümü:
“6 oku bugünün dünyasına uyarlayabilmeliyiz. Mesela devletçiliği sosyal demokrasi olarak açıklayabiliriz. Laiklik yeni baştan tanımlanabilir.”
CHP yıpratılıyor!..
Osman Kaptan herhalde yanıtını almıştır!.. Birileri için “yeni” kavramı bu işte!.. CHP’yi daha büyütmek, daha geniş kitlelere anlatmak yerine; sürekli olarak partinin kuruluş ilkelerini ve kırmızı çizgilerini tartışmaya açmak, sorgulamak ve deforme etmeye çalışmak!..
Bu durum, CHP gibi kökleri derinde olan, duyarlı bir tabana sahip siyasi bir kuruluş için çok tehlikeli bir yaklaşım!..
Belli ki, konuştukça CHP’ye zarar verenler 12 Haziran sonuçlarından da ders çıkaramamışlar!..
Kemal Kılıçdaroğlu ve benzerleri, Atatürk ilkelerini ve CHP’nin kuruluş felsefesini sorgulamaya devam ettikçe, değiştirme girişiminde bulundukça CHP’nin işi daha da zorlaşacaktır!..
Xxx
—SEÇİMİN OPERASYONEL KADERİ!..—
AKP’nin son seçimlerde yüzde 50 oy alması toplumun büyük kesiminde şaşkınlık yarattı!..
Oysa iktidar partisinin bu orana ulaşacağı baştan belliydi!.. AKP’nin karşısında donanımlı bir siyasal güç yoktu, toplum seçeneksizlik yüzünden Erdoğan’a üçüncü kez iktidar yolu açmak zorunda kaldı!..
Benim üzerinde duracağım asıl mesele bu değil!.. Son günlerde yapılan iki operasyonun seçim sonuçlarına olası yansımaları üzerinde durmak istiyorum…
Acaba şu AKP’ye kadar uzanan Deniz Feneri soruşturması 12 Haziran’dan önce yapılsaydı ve Nakşi Zahid Akman bir ay önce tutuklansaydı, bu durum seçim sonucunu nasıl etkilerdi?..
Toplum, din sömürüsüyle Avrupa’daki Türklerin milyonlarca avrosunu amaç dışı kullanan Deniz Feneri’ndeki tutuklamalara ne tepki verirdi?..
Müthiş Zamanlama!..
Camilerde toplantılar yaparak inançlı insanları sömüren bu tezgahın sahipleri, AKP‘nin beklentilerinde nasıl bir erozyon yaratırdı?..
Ya da Aziz Yıldırım seçimlerden önce tutuklansaydı Fenerbahçeliler kime oy verirdi?..
Türkiye’nin en büyük taraftar topluluğuna sahip Fenerbahçe camiası iktidar partisine cephe almaz mıydı?..
Türkiye’yi saran iki büyük operasyon, 12 Haziran öncesinde yapılsaydı, bugünkü siyasal tablo çok daha farklı olabilirdi!..
Operasyonları yapanlar eminim bunun yansımalarını, artılarını ve eksilerini de çok iyi hesaplamışlardır1..
Bu müthiş zamanlama için toplum ve siyaset mühendislerini kutluyorum!..
Xx
—SAVAŞ, BARIŞ, İKİLEM!..—
İki yıla yakın süredir Kandil-Ankara-İmralı arasında gizemli bir görüşme trafiği yürütülüyor!..
Bir yanda devletin stratejik kurumları, diğer yandan PKK ve Öcalan…
Devlet İmralı görüşmeleriyle ile ilgili suskunluğunu korudukça ve Öcalan’la Kandil sürekli konuştukça ortaya yalnızca belirsizliğe hapsedilmiş bir karmaşa fotoğrafı çıkıyor!..
Ankara-İmralı arasındaki kısır döngünün nasıl derinleştiğini görmek için Abdullah Öcalan‘ın avukat görüşmesindeki sözlerini de dikkatle irdelemek gerekiyor.
Bir hafta arayla kamuoyuna yansıyan ve birbiriyle çelişen öyle ilginç konuşmalar var ki, bırakın sürecin rotasını çizmeyi, “Kürt meselesi”nde tam bir kafa karışıklığı yaratıyor!..
Terör örgütünün lideri Öcalan’ın son avukat görüşmesi 8 Temmuz’da PKK’nın ajansı üzerinden duyuruldu. Öcalan konuşmasının başında sürekli “barış”a vurgu yapmış, ortalarında ise ısrarla “savaş”tan söz etmiş!..
Savaş mı, barış mı?..
Geliniz hiçbir yorum katmadan, Öcalan’ın içinde bulunduğu ikileme göz atalım:
BARIŞ: “Heyetle barış konseyinin kurulmasına ilişkin bir mutabakata varmış durumdayız. Zaten bu durum protokollerde de yer almaktadır. Barış konseyinin kurulması, atılması gereken ve atılacak en önemli somut adımdır. Barış konseyi, mutlaka kurulmalıdır. Barış konseyi ne resmi bir devlet organı olacak ne de sadece sivil bir organ olacaktır. Barış konseyi, barış çalışmaları, barışın gerçekleşmesi ve çözüm için çalışılacaktır.”
SAVAŞ: “Şu an ne bir ateşkes durumu var ne de ateşkesi bitiren bir savaş başlangıcı var. Zaten şu an devrimci halk savaşını durdurmuş bulunmaktayız. Şu an yaşanan çatışmalar karşılıklı misillemelerdir. Bu karşılıklı misillemeler veya çatışmalar artabilir de azalabilir de. Ancak her koşulda gerilla öz savunmasını yapacaktır. Kendisine yapılan saldırılara da misliyle karşılık verecektir.”

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget