SEREBRENİCA KATLİAMI ÜSTÜNE TARİHSEL ANIMSAMA - CEVAT KULAKSIZ

1992-1995 döneminde Bosna-Hersek’te yaşanmış olan facia, Orta Avrupa’da bütün insanlığın gözü önünde yapılmış, utanç verici vahşi katliam tarihin utanç verici

SEREBRENİCA KATLİAMI ÜSTÜNE TARİHSEL ANIMSAMA - CEVAT KULAKSIZ
Bu yıl, Srebrenica’da 11.7.1995 de yapılan Katliamı’nın 16. yılı anılırken, sonradan bulunan 613 katliam kurbanlarının kemikleri tekrarlanan acılarla on binlerce kişinin katıldığı cenaze namazından sonra, Potoçari Mezarlığı’ında yatan diğer 4000 den fazla Srebrenica kurbanın yanında gömüldüler.

1992-1995 döneminde Bosna-Hersek’te yaşanmış olan facia, Orta Avrupa’da bütün insanlığın gözü önünde yapılmış, utanç verici vahşi katliam tarihin utanç verici soykırım sayfalarına yazıldı.

Tüm bunlara şahitlik eden Srebrenitsa ve Jepa Bölgeleri Anneleri Hareketi'nden Munira Subaşiç, Lahey’deki yargılamada şöyle ifade veriyordu: "Çocuklarımızı çaldılar, yeni doğan bebeklerin, ağlayan çocukların boğazlarını kestiler, gözlerimiz önünde kızlarımıza tecavüz ettiler. Ve bütün bunları sadece 3 gün içerisinde yaşadık. Biz bu soykırımın diri şehitleriyiz" diyor. [i]

613 tabut omuzlarda taşınırken, tabutların çok hafif olduğu görüldü. Çünkü Tabutlar içinde ise kimisinin bacağı, kimisinin sadece kaburgaları, kimisinin ise sadece kafatası bulunuyordu. Potoçari Mezarlığı’nda cenaze namazlarının kılınacağı alana tek tek dizilen tabutların başında yaşanan manzara ise yürekleri burktu. Yüzlerce, binlerce Müslüman kadınlar, saflığın, masumluğun, temizliğin simgesi beyaz tülbentleri başlarında, sel gibi akan gözyaşları ile duaları feryatlara karışıyor, ağıtları vadilerde yankılanıyordu.

Srebrenica Kasabı Mladiç’in giden Mayıs ayında yakalanıp Lahey’de kurulan BM Savaş Suçları Mahkemesi’ne teslim edilmesinin ardından daha da anlam kazanan cenaze törenine çok sayıda üst düzey yöneticileri, Batılı ülkelerin diplomatik temsilcileri, öteki cenaze törenine katılımcılar, dizi dizi tabutlar karşısında gözyaşlarına hâkim olamadılar.

Katliamın “iç savaşın bir parçası olduğunu” savunan Sırp toplumu, Mladiç’i ve 2008 de yakalanıp Lahey’e gönderilen eski Bosna’lı Sırp lider Radovan Karadziç’i de “ulusal kahraman” olarak görüyor!

Katliam kurbanları 30 kadar değişik yerlere topluca gömülmüş olduğundan Birleşmiş Milletler, sivil toplum kuruluşları sürekli aramalar yapmakta, yıl boyu bulunan katliam kurbanlarının kemikleri, toplu katliamın yapıldığı 11 Temmuz günü törenlerle toprağa verilmekte.

Bu katliamın yaralı kurbanlarından bazıları Anakaraya getirilmiş, bu yaralıları 1995 de, Ankara Hastanesi’nde ameliyat olan bir yakınımı ziyaretimde görmüştüm. Kiminin bacakları, kolları kopmuş vücutlarının birçok yerleri sargılar içinde, hastanede tedavi görüyorlardı. Durumu bilen Ankaralılar, onlara yardım malzemeleri getiriyor, çökmüş, yılmış bakışları ile yardım getirenlere teşekkür ediyorlar, “Allah razı olsun Türkieye’den” diyorlardı.

Srebrenitsa Katliamı ya da Srebrenitsa Soykırımı, 1991-1995 Yugoslavya İç Savaşı (Hırvatistan Savaşı ve Bosna Savaşı)'nda Srpska Cumhuriyeti Ordusu'nun Srebrenica'ya karşı giriştiği “Krivaya 95 Harekâtı” sırasında Temmuz 1995'te yaşanan ve en az 8300 Boşnak'ın Bosna-Hersek'in Srebrenitza kentinde General Ratko Mladiç komutasındaki ağır silahlarla donatılmış Bosna Sırp ordusu tarafından öldürülmesine verilen addır.

KATLİAMDAN B. MİLLETLER, HOLLANDA SORUMLU VE KUSURLU.

Savaştan önce nüfusu 24 bin civarı olan kentin nüfusu diğer bölgelerden gelen mülteci göçleriyle 60 bin civarına gelmişti. Artık Srebrenica 'açlık' ve 'hastalıklar' ile mücadele eden bir 'toplama Kampı’na dönüşmüştü. Müslümanların elindeki silahlar BM Barış Gücü tarafından koruma gerekçesiyle toplanmıştı.

Ratko Mladiç komutasındaki Sırplar Srebrenica'ya olan saldırılarını sıklaştırdıklarında Müslümanların toplanan silahlarını geri almak için yaptıkları başvuru sorumlu Hollanda komutanı Thom Karremans tarafından reddedildi. BM yalnızca iki F16'yı kent üzerinde bir uçuş yaptırmakla yetindi. Hollandalı askerler bir gece yarısı Bosna'daki BM Barış Gücü komutanı Fransız generalden aldıkları emir doğrultusunda kenti boşalttılar. Savaş sırasında şehrin güvenliğinden sorumlu olan Hollandalı Komutan Thom Karremans kendisine sığınan 25 bin mülteciyi ve şehri Sırplara teslim etti.

Daha sonra ortaya çıkan bir video kasetinde Sırp generalin kenti boşaltan Hollandalı komutana bir hediye verirken görüntüleri çekilecekti. Bir hafta süren katliam savaşından sonra insanlığa yapılan en büyük suç olarak arşivlerde yer aldı.

Lahey Adalet Divanı bir hafta süren katliamın bir 'soykırım' olarak kabul etti; ancak Sırbistan'ın sorumlu tutulmayacağına karar verdi.

Bu katliamlardan Birleşmiş Milletler, Hollanda sorumlu olduğuna, ayrıca bu katliamlar bir soykırım olarak kabul edildiğine göre, bu konudaki ceza davaları devam ederken, katliam kurbanlarının yakınları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) tazminat davaları açmalıdırlar. Bu onların en doğal haklarıdır.

Katliamda bir kısım kadın ve küçük yaşta çocuğun da öldürüldüğü, belgelerle kanıtlanmıştır. Bosna Sırp ordusunun dışında katliama "Akrepler" olarak tanınan Sırbistan Özel Güvenlik Güçleri de katılmıştır. Birleşmiş Milletler Srebrenitca'yı güvenli bölge ilan etmiş olmasına karşın 400 silahlı Hollanda Barış Gücü askerinin varlığı katliamı önlememiştir. Üstelik Hollandalı askerlere, katliamdan sonra, “başarılarından ötürü” Hollanda hükümetince madalyalar verilmiştir. Birleşmiş Milletlerin, Hollanda’nın gözetiminde yapılan bu katliamdan bu iki kuruluş kurbanlara karşı sorumludur. (Vikipedi).

Srebrenitca katliami II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'da gerçekleşmiş en büyük toplu insan kıyımı olması ve Avrupa'daki hukuksal olarak ilk kez belgelenmiş soykırım olması açısından da önem taşır.

Bosna-Hersek savaşı sırasında 16.698 çocuk öldürüldü. Başkent Saraybosna’da ölen çocuk sayısı ise 1566’dır. Ülke genelinde yaralanan çocuk sayısı 3. 331. Yaralanan Saraybosnalı çocukların sayısı ise 14.825’tir. Ülke genelinde sakat kalan çocukların sayısı ise 14.825’dir. Bu trajedinin izlerine dönemin basında görmek mümkündür. Kan gölüne çevrilmiş sokakların ve parçalanmış cesedlerin fotoğrafları sayfalara sığmaz. Katliamdan bugüne kimlikleri tespit edilemeyen milyonlarca kemik kaldı.

HOLLANDA ASKERİNE MADALYA

Bosna Savaşı’nın en kanlı olayı olan Srebrenica soykırımı sırasında 8 bin Boşnak sivil katledilmesine göz yuman Hollandalı askerlere madalya verildi.

Srebrenica’da sivil halkı korumak zorunda olan, ancak buna rağmen 8.000 kişinin öldürülmesi karşısında herhangi bir eylemde bulunmayan Hollandalı askerlere “hizmetlerinden” ötürü devlet nişanı verildi. Hollandalı askerlerin ödüllendirildiği törende bir konuşma yapan Hollanda Savunma Bakanı Henk Kamp, “Hollandalı askerleri suçlamanın doğru olmadığını” savundu.

Srebrenica, Yugoslavya’nın dağılışı sırasında başlayan ve üç yıl süren Bosna Savaşı sırasında Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilmişti. Bunun üzerine binlerce sivil Boşnak BM tarafından korunmak üzere yanlarındaki az sayıdaki silahı da teslim ederek Hollandalı askerlerin kontrolündeki akü fabrikası bölgesine sığınmıştı.

Ancak Sırp Komutan Ratko Mladiç’in emrindeki askerler Srebrenica bölgesini kuşatıp Hollandalı askerlerden BM’ye sığınan sivilleri katletmek için Sırp askerlerine teslim etmelerini istemişti. Hollandalı askerlerin Boşnakları itirazsız teslim etmesi üzerine erkeklerle kadınları ayıran Sırp birlikleri 8.000 Boşnak sivili vahşice katletmişti.

Kuşatma sırasında Mladiç ile Hollandalı komutan arasında yaşanan konuşmanın görüntüleri daha sonra başta Boşnak televizyonları olmak üzere pek çok ülkede yayınlanmıştı. Görünen o ki, Hollanda utanmamıştı.

Görüntülerde Mladiç’in, sigara ikram ettiği Hollandalı komutan sigara ikramı karşısında duraksayınca Sırp generalin Hollandalıya, “korkma bu içtiğin son sigara olmayacak” şeklinde alay ettiği ve aşağıladığı görülüyordu. Bir başka sahnede de Mladiç, askerine kendi dilinde bir şeyler söyleyen Hollandalı komutanı azarlayarak, “Burada iki resmi dil var, Sırpça ve İngilizce. Başka bir dilde konuşamazsın” diye fırçalıyordu.

Srebrenica soykırımının yaşanmasının 6 yıl ardında, Hollanda Hükümeti, soykırımda kendilerinin de sorumluluğu olduğunu kabul ederek 2001 yılında istifa etmişti. İstifa etmeselerdi, acaba onlar da madalya alır mıydı, bugün?


KESİLEN BAŞLAR KİN, İNTİKAM DUYGUSU YARATTI

Hıristiyan Sırpların Müslüman Sırplara, oralarda kalan Müslüman Türklere bu vahşi zulmü niçin yaptığını kendi kendimize sorgularsak, Osmanlının, atalarımızın buraları işgallerinde, ta Viyana kapılarına kadar ilerlediğimiz yıllarda, fütuhat, cihat adına öylesine katliamlar yapılmıştır ki, anlatılması biraz zor. Fakir köylülerin binlerce öküzü yağma-gasp edilirken, en güzel oğlanlar, en güzel kızlar, kadınlar seçilip saraya götürülür veya askere verilirmiş. Yapılan yağma, gasp, katliamı tarih kitaplarına bırakarak tek bir örnek üzerinde duracağız. Atalarımız, şimdiki Sırbistan’ı ve öteki yerleri fethederken, işkâl ettikleri topraklardaki binlerce, on binlerce esir ettikleri düşman askerinin başlarını keserler, kesik başlardan kule yaparlarmış, (ta Babürşahtan, Timur’dan Osmanlıya kadar).

İşte bu nedenle Yugoslavya’nın Niş kentinde “Kellekule” adlı bir mahalle vardır. O mahallede Osmanlıya karşı isyan edenlerin kesilen kellelerinden yapılmış, günümüzde bile duran bir kulenin bir meydanda yükseldiğini görürsünüz.[ii]

Osmanlının Duraklama ve Gerileme Devrinden Türkiye Cumhuriyetine kadar, bu saldırı, gasp, katliamlar bu kez tersine dönmeye başlamış; kinle, intikamla bilenmiş Sırbistan ve öteki Haçlı Avrupa’sı Türkleri Müslümanları kırmaya başlamışlar. Osmanlı da Karlofça Antlaşması ile (26 Ocak 1699) ilk toprak kaybetmeye başladı, taa Cumhuriyet Devrine kadar. Böylece katliam, gasp tersine döndü, Hıristiyanlar Müslümanları kırmaya başladı.

Bir gecede Vatikan’ın yönetiminde Sırp, Yunan, Alman ve Hollanda gibi Hıristiyan ülke ordularının işbirliği içinde Müslüman Boşnakların yaşadığı kentlerden birisi olan Serebrenica’nın basılarak on bin civarında Müslüman’ın öldürülmesi, dünya tarihine geçen en büyük kara sayfalardan birisidir. Sadece farklı bir dinden oldukları için öldürülen bu insanlar tam bir Hıristiyan fundamentalizminin kurbanı olmuşlardır.[iii]

Avrupa’nın Osmanlı Devleti ile 1600’lü yıllardan itibaren yürüttüğü mücadelede, Balkan milletlerine adam boğazlamayı, komşularını sürgüne göndermeyi ve benzeri zulümleri Avrupa’nın kurumları öğretmiştir. Mesela, Justin McCarty, 1820 ilâ 1920 yılları arasındaki yüz yıllık bir süre içerisinde Balkanlar’da ve Kafkasya’da beş milyon Müslüman’ın öldürülmüş olduğunu ve bir o kadarının da Anadolu’ya kaçmak zorunda bırakılmış olduğunu yazmaktadır.

Potoçari’deki Birleşmiş Milletler karargâhına sığmayan binlerce Srebrenicalı sivil, şehrin artık Sırpların eline düştüğünün farkındaydılar. 11 Temmuz 1995 gecesi buraya sığınan sivil Boşnakların sayısı 20.000 ila 25.000 arasındaydı.

Bu insanların pek çoğu Birleşmiş Milletler karargâhının binasına sığınırken, diğerleri de civarda bulunan fabrika binalarına sığındılar. Çoğunluğu kadın, çocuk, yaşlı ve sakattı. Dayanılmaz bir temmuz sıcağı vardı. Aç, susuz ölüm tehlikesi altındaydılar, O günlere tanık olan Birleşmiş Milletlerin Hollanda taburu subayından biri o günü şöyle aktarmıştır:

Hava karardığında vahşet başladı. Ateş sesleri, acı çığlıklar gece boyunca etrafı kuşattı, insanlar gece boyu duyum aldıkları katliam ve tecavüzlerden söz etmiş. Böylece karargâhın içindeki panik daha da artmıştı. Çetnikler insanları guruplar halinde alıp bir yerlere götürüyordu. Sivillerden biri üç erkek kardeşin bu şekilde götürülüşüne şahit olmuştu. Küçük olan henüz 7 yaşlarındaymış. Sabah olduğunda oğullarını aramaya çıkan anneleri, onları başlan kesilmiş halde bulmuştu.[iv]

SAVAŞLARDA DUL KALAN KADINLAR

Amazonlardan (kadın savaşçılardan) bu yana, dünyada bütün savaşları cephelerde çoğunlukla erkekler yapmışlardır. Şimdiki gibi yaygın kitle imha silahları olmadığı zamanlarda, meydan muharebelerinde erkekler savaşınca binlerce erkek, ya kılıç, ya ok, ya da kurşunla ölürdü. Hanımları da doğal olarak dul kalırdı

Kurtuluş Savaşımızda da 6000 civarında şehit verdiğimiz için, (üç beş yıl önceki savaşlarda dullar daha çok da), ülkenin o yoksul ve kıtlık yıllarında pek çok kadın dul ve çaresiz kalmışlardı.

Dulların bu çaresizliğini bilen kimseler, birkaç dulla evlenirlerdi. Devlet de adeta bunu teşvik eden bir tavır içindedir. Böylece köyün sağ kalan erkekleri iki, üç, hatta dört dul kadınla evlenirler. (Yurdumuzun birçok köylerinde dul kadınlar bu durumda idi). Birbirlerine, durumu nispeten iyi olan evli erkeklere öğüt vererek, "şu dula bir nikâh atta garibin karnı doysun" diye teklifte bulunurlarmış. Kaç karısı olursa olsun, her yönden korunmaya muhtaç dul kadınlar, bir erkekle evlenmek için can atarlarmış.

Birinci Devre TBMM celse zabıtlarını incelerken, bekâr erkeklerin bir an önce evlenmelerini sağlamak veya teşvik etmek amacı ile 25 Eylül 1920 de " bekârlardan vergi alınması" için kanun teklifinde bulunulduğunu gördük. Peş peşe yapılan savaşlarda, hastalıklarda, kıtlık ve açlıktan binlerde, milyonlarca Türk telef olmuştu. Bu bağlamda, Kurtuluş Savaşının devam ettiği acılı günlerde, şehitler ve sonunda dul kadınlar arttıkça, 19 Şubat 1921 de TBMM sine, "evlenmenin zorunlu kılınması ve birden fazla kadınla evliliğe izin verilmesine" dair kanun teklifinde bulunulduğunu okuduk (sf: 664–665)

Kurtuluş Savaşı günlerinde, birinci TBMM de Nahiye (bucak) ve köyler İdare yasası görüşülmekte iken, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, savaş nedeni ile birçok köyde kadınlar dul kaldığı için, "nahiye kurullarına artık kadınlarımız da üye olarak girebilmelidir" der, bunun için kanuna böyle madde konulması istenir. Kısaca her savaşta, erkekler ölürken, kadınlar dul kalıp perişan oluyorlardı.

Osmanlı Devleti kuruluşunu tamamlayıp çevredeki kaleleri peş peşe alınca 731 (M 1330–1331) de, İznik'i de aldığı sıralarda savaşlarda pek çok Hıristiyan erkek ölünce, dul kalan Hıristiyan kadınları güç durumda kalmışlardı. Hoca Seddettin Efendinin tarihinden öğrendiğimize göre, bir gün bazı Hıristiyan kadınları padişahın yoluna çıktılar, yola sıra sıra dizildiler. Kucaklarında çocuk, boyunları bükük, gözleri yaşlı kadınların mahzun halini gören Sultan Orhan, "dertlerinin ne olduğunu" sordu. Görüldü ki, bunlar dul kalan kadınlar oldukları, kocalarının kuşatma sırasında salgın kıtlık ya da başka hastalıklardan veya Türk yiğitlerinin ok ve kılıçlarından helâk oldukları anlaşıldı. Bu durum karşısında padişah merhamete gelerek buyruk verdi: "zaferleri gölge edinen askerlerimden bu kadınlara haz duyanlar varsa, onlarla evlenebilirler ve bunların evlerine yerleşebilirler." Buna uyan askerler özel bir işleme tabii tutuldular; evlenmek isteyenler Hıristiyan kadınları ile evlendiler, kalanın korunması ile görevlendirildiler.

Aradan tam 681 yıl kat ederek günümüze 2011 e gelelim. Bu yazıdan önce, Nihat genç'in Leman Dergisinde, Saraybosna gezi anılarını anlatan acıklı, destansı bir yazısında okumuştum. Saraybosna ve çevresinde Sırplar tarafından katledilen Müslüman Bosna Herek'te, Srebzenika'da binlerce Boşnak’ın karıları, dul kaldığı için, Türkiye'den giden yazarlara, bir Müslüman dul kadın, yazarları şok eden bir teklifte bulunur, " dul çaresiz kaldık bizimle evlenin"… Binlerce dul kadın koca bulamadıkları için, kendileri gibi Müslüman bildikleri Türk yazarlarına, "bizimle evlenin " diye ricada bulunuyorlardı. Düşünebiliyor musunuz, boynu bükük çocukları ile dul kalan, kıtlık, yokluk yıllarındaki dul kadınların gözyaşlarını, ıstıraplarını…

Çağımızda ne acı ve ne barbar bir durum ki, Sırplar bu binlerce Müslüman kadınların silahsız kocalarını katletmişler, kadınlara da Sırplar tecavüz etmişlerdi. Bu cinayet ve tecavüzün baş sorumlusu generaller Sırp lider Karadziç ve komutanı Mladiç, geç de yakalanıp yargılanmaya başlamışlar. Acaba 681 yıl önce Müslüman Türkler de Hıristiyan kadınlara tecavüz etmişler midir ki. Eğer Hoca Sadettin Efendinin 500 yıl önce yazmış olduğu Tac'ut Tavarih adlı tarih kitabını okursanız, Rumeli fetihlerinde, orada yer yer, nice "Hıristiyan kadın, kız ve yakışıklı genç oğlanların esir edildiği, "Türk bahadırların halvete erdiğini" okursunuz. Ne acı, ne garip bir tecelli ki, tıpkı yukarıdaki paragraftaki gibi, 681 yıl önce, Türklerle yaptıkları savaşta ölen binlerce Hıristiyan erkeğinin, dul kalan eşlerinin evlenme isteyişleri ve yaptıkları gibi, Bosna Hersek'te, Srepzenika da Müslüman kadınlar aynı akıbete uğruyorlardı. Tarih böylece 1992–1995 de Hıristiyan dul kadınların, 681 yıl önceki intikamını mı alıyordu acep…

Sonuç olarak, bu dehşetli anıları okuduktan sonra, dünyada, yurdumuzda ne savaş olsun, ne erkeklerimiz ölsün, ne de kadınlarımız dul kalsın… [v]

Cevat Kulaksız  
--------------------------------------------------------------------------------

[i]http://www.haber7.com/haber/20110705/Munira-Subasic-Soykirimin-diri-sehitleriyiz.php
[ii] Engereğin Gözündeki Kamaşma Can Yayınları Zülfü Livaneli Sf: 172
[iii] http://www.bursabosna.org/?e=haberdetay&id=129
[iv] http://www.bursabosna.org/?e=haberdetay&id=129
[v] Tacu't Tevarih (tarihlere taçtır bu kitap) Hoca Sadeddin Efendi (1536–1599) Cilt:1 Sf:72–73}

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget