Öncelikle belirtmeliyim ki bu gelişme; daha kısa bir süre önce, “Silivri’de tutuklu bulunan iki milletvekilimiz serbest bırakılmadıkça o yemini etmeyeceğiz” diyen Kemal Kılıçdaroğlu‘nun karnesine kocaman bir “sıfır” olarak yazıldı.
Tamam; siyasette bu tür manevralar görmezden gelinebilir...
Ama yapılan her manevrada da bazı “yol arkadaşlarınızla” yollarınız ayrılır!
CHP‘nin dünkü geri adımının, bu partiye oy ve gönül veren çok sayıda seçmenin yüreğini burktuğuna eminim.
Gelelim dün imzalanan anlaşmaya... Deniliyor ki:
“Siyasi partiler, sorunların çözümü için TBMM zemininde olmalıdır. Bu inançla, anayasa dahil tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak, özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz.”
Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin:
Ne anladınız bu sözlerden?
Ben ne anladığımı söyleyeyim:
“Anayasa ve yasalar, (mahkemeler tarafından) özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanmalı”ymış...
İyi de... Yeni bir anayasa yapma iddiasında olan, tüm yasaları değiştirme yetkisine ve yeterli çoğunluğa sahip bulunan bu iki parti neden çıkıp açık açık, “Bazı yasalar, mahkemelerin yorumlarına pay bıraktığı için, özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açıyor. Biz iktidar ve ana muhalefet partileri olarak, bu yasalardaki özgürlükleri kısıtlayıcı maddeleri değiştireceğiz” demiyor?
Neden sorunu Meclis çatısı altında çözmeye söz vermiyorlar?
Neden topu yine “yargı organları”na atıyorlar?
Bu soruların yanıtı maalesef açık:
Çünkü AKP ile CHP aslında hiçbir konuda uzlaşmadı...
Sadece yaşanan krizi aşmak için, “ucuz siyaset” yapıldı!
Hiçbir yaptırım vaat etmeyen bu “kuru” açıklamayla:
CHP‘liler “tükürdüklerini yalayan siyasetçiler” konumuna düşmekten kurtulduklarını sandılar...
AKP’liler de “Bakın biz ne kadar uzlaşmacıyız. İstesek CHP’lilerin milletvekilliklerini düşürürdük ama yapmadık” deme fırsatı yakalamayı umdular.
Ben Hatice’ye değil, neticeye bakanlardanım:
Kriz neden çıkmıştı?
Milletvekili seçilen Silivri tutukluları serbest bırakılmadığı için...
Peki; dünkü karar, tutuklu milletvekillerinin salıverilmesini sağlayacak mı?
Hayır...
Adlı adınca söyleyelim:
AKP’nin “Ara seçime gideriz” tehdidi CHP‘lileri korkuttu...
Sonuçta CHP kıvırdı, AKP istediğini yaptırdı ve gücünü gösterdi.
CHP’liler kaldırıp kaldıramayacaklarını hesap etmeden büyük bir yükün altına girdiler ve ezildiler.
Yemin etmeme eylemini, parti tabanına yaymaktan korktular...
Gidip, Silivri‘nin önünde yatamadılar!
Balbay‘a ve Haberal‘a oy veren yaklaşık 200 bin seçmenin oyuna sahip çıkamadılar.
Şov yaptılar, şov malzemesi oldular!
Bilirsiniz; ben kolay kolay istifa falan istemem...
Ama... Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları büyük bir yenilgiye uğradı.
Yerlerinde olsam; ya hiç insan içine çıkmazdım ya da hemen istifa ederdim!
Günün Sorusu
Şike soruşturmasına adı karışan ve yöneticileri tutuklanan Fenerbahçe’den alınacağı iddia edilen şampiyonluğun Trabzonspor‘a verileceği sanılıyordu ki... Trabzonspor Başkanı da gözaltına alındı... Sorum ortaya:
Bu durumda, lig üçüncüsü Bursaspor, ikinci kez üst üste şampiyon olabilir mi?
Şike soruşturmasının ortaya çıkardığı iki acı gerçek!
Seçimlerden önce Trabzonspor taraftarları ayaklandı ve şampiyonluğu kaybetmelerinin sorumlusu olarak Başbakan’ı gösterdi...
Seçimlerden sonra ise Fenerbahçeli yöneticiler tutuklandı; bu kez Fenerbahçeliler ayakta...
Hedef aynı: Başbakan!
Kaderin cilvesine bakın ki; Aziz Yıldırım‘ın Metris‘e götürüleceğini duyan bazı Trabzonsporluların, cezaevi önünde toplanıp, “Şikeci Aziz Yıldırım”, “Şampiyonluk geliyor” diye slogan atmalarının üzerinden daha birkaç saat bile geçmemiştki ki... Bu kez Trabzonspor Başkanı gözaltına alındı!
Tüm bunlar bize iki gerçeği açık açık gösteriyor:
1) Siyaset hem futbola, hem de yargıya hâkim... En azından taraftarlar öyle düşünüyor olmalı ki her durumda fatura Başbakan’a çıkarılıyor!
2) Bu ülkede artık hiç kimse hiçbir kuruma güvenmiyor!
Böyle bir ülkede yaşamak, gerçekten de zor zanaat!
Yorum Gönder