Özgürlük ve demokrasi mücadelesi salt tutuklu milletvekilleri için mi verilir, yoksa bu ülkede cezaevinde bulunan yüzlerce düşünce suçlusu için mi?
Yemin kirizinin başından beri aynı şeyi söylüyorum:
“Türkiye’de temel hak ve özgürlüklere ilişkin sorun salt seçilmiş milletvekillerinin sorunu değildir.”
TBMM’nin ilk yapacağı iş, çağdaş bir anayasa ve yasalardır... Eğer yapılmazsa Türkiye bir üçüncü dünya ülkesi olarak kalır.
***
Gelelim yemin krizine...
CHP ve BDP destekli bağımsız milletvekilleri yemin etmediler.
CHP’liler kayıtlarını yaptırdı, maaşlarını aldı, Meclis’e geldi ama yemin etmedi. BDP’liler Meclis’e gelip kayıtlarını yaptırmayıp maaşlarını almadı. Meclis’e girmeyip Diyarbakır’da toplandı.
Yemin krizinin başından beri, çözüm yerinin Meclis çatısı altında olacağını yazıyorum, “simgesel nitelikteki protestonun dışında gelişen” olayları doğru bulmuyorum.
***
Özgürlük ve demokrasi mücadelesi salt CHP’li, MHP’li, BDP destekli bağımsız tutuklu milletvekilleri için değil, “parasız eğitim istedikleri için” bir yılı aşkın süredir hapis yatan üniversiteli gençler için de verilmelidir; cezaevlerinde yıllardır haksız yere tutulan herkesin hakkı ve hukuku için de.
Düşünceye kelepçe vurulmuş!.. Hopa olaylarını protesto eden, kalp krizinden ölen sosyalist öğretmen Metin Lokumcu için Ankara’da gösteri yaptıklarından ötürü Sincan zindanında yatan gençler için de.
Bu ülkede tutukluluk süreleri neredeyse hükümlülüğe dönüştü...
Adlarını bile duymadığımız insanlar, suçlarının hâlâ ne olduğunu bilmeden yatıyor.
Çoğunluk partisi AKP’nin demokrasi ve özgürlüklerle, insan haklarıyla pek ilgisi yok. Mahkeme başkanının “salıverilsinler” demesine karşın iki “hayır” oyuyla özgürlük istemlerine karşı çıkılıyor.
Biliyorsunuz “Ergenekon” önemli bir davaydı ilk başta, şimdilerde ise elmalarla armutlar karıştırılıp “her derde deva” bir dava haline geldi.
***
Siyasette “Tükürdüğünüzü yalarsınız”, “Gelmezseniz gelmeyin, milletvekilliğinizi düşürürüz” gibi kof ve kabadayı tavırlar “yemin krizi”nin derinleşmesine neden olur.
AKP yüzde 50 oy almıştır ama bir yüzde 50 daha vardır...
Birkaç çatlak ses dışında anlı şanlı medyamız, iktidar partisinin istek ve beklentilerine göre hareket ediyor.
Tartışmacılar özenle seçilmiş...
Diyorlar ki:
“CHP ve BDP Meclis’te olmasa da Meclis tıkır tıkır çalışır!”
***
Son günlerde yapılan haber ve yorumlara bakın. Sayıları bir elin parmağı kadar kalan muhalif yazarlar zaten susturuldu.
Kimi programlar “isteğe uygun” yapılıyor.
Yurtsever ve devrimci kılığında dolaşan sahtekârlar, yandaş kanallarda “para karşılığı” şov yapıyor (konu soytarılığı da diyebilirsiniz), liboş tayfaya çanak tutup, alacağı mangırların hesabını tutuyor.
Kimileri de bu sahtekârları alkışlıyor Atatürkçülük adına...
Yaşananlar karşısında gerçekten şaşırıyorum...
Bir okur mektubunu aktarmak istiyorum bu aşamada:
“Seçildiği halde ana muhalefet partisinin ve de bu ülkenin en önemli sorununun çözümünde olmazsa olmaz nitelikteki bir siyasi partinin temsilcilerinin bulunmadığı bir yerin adı, o ülkenin parlamentosu olabilir mi? Böyle bir yerin, halkın egemenliğini temsil ettiği söylenebilir mi?”
***
Gerçekleri görmemiz gerekiyor...
Böyle bir yapının siyasal sorumlusunun kim ya da kimler olduğu tartışma konusu olabilir. Bugün ortaya çıkan yapıya “milletin temsil edildiği parlamento” demek, yanılgıdır. Daha açıkçası insanları kandırmaya yönelik bir “zekâ” ürünüdür.
Ana muhalefetsiz ve BDP’siz bir parlamento olacağını ya da olabileceğini düşünmek akla zarardır. Zararın neresinden dönerseniz de kârdır.
Çünkü Türkiye’nin önünde dağ gibi sorunlar var!
Yorum Gönder