CHP ile BDP’nin Meclis’teki yemin boykotu tartışılırken, bir yandan da AKP ile ana muhalefet partisi arasında ara seçim kavgası başladı…
Medyada, TBMM’de yaşanan bu krizin kimi nasıl etkileyeceği de tartışılıyor; AKP ile CHP arasında karşılıklı restleşme kime yarayacak, kime zarar verecek?..
Tüm bu kargaşa içinde, bir araştırma şirketinin yaptığı anket yukarıdaki sorulara şaşırtıcı yanıtlar verdi.
Araştırmayı yapan şirket, 12 Eylül 2010′da yapılan Anayasa Referandumu’ndan sonra, 12 Haziran seçimlerini de büyük oranda bilen ANDY-AR olduğu için anketin sonucu ilgimi çekti…
Araştırma, 30 Haziran- 4 Temmuz tarihleri arasında; 20 ilde, 2 bin 856 denekle görüşülerek yapılmış.
Kurultay vurgusu!..
Araştırmaya göre, bugün seçim olsa AKP yüzde 54.2, CHP yüzde 21.9, MHP yüzde 13.3, Saadet Partisi yüzde 0.09 ve Has Parti yüzde 0.7 oy alıyor.
ANDY-AR şirketinin başkanı Faruk Acar, seçimlerden sonra yapılan bu ilk kamuoyu anketini değerlendirirken, CHP seçimeninde bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekmiş. Acar şunları söylemiş:
“yüzde 50 oranla 3′üncü defa iktidarda olan AKP’nin seçmeninin yüzde 92.5′i partisini başarılı bulduğunu söylemiş. Başarılı bulma oranı, CHP seçmeninde ise yüzde 34′lerde. Bu oran parti içindeki rahatsızlığın ve kurultay çağrılarının bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Çünkü CHP’ye oy veren seçmenin yüzde 60′a yakını da kurultay çağrısına olumlu bakıyor. Bu da seçim sonucunu başarılı bulup ama yine de kurultaya gidilmesini isteyen bir CHP kitlesinin olduğuna işaret ediyor.”
Protestoya tepki!..
Peki, Meclis’teki yemin boylotu CHP seçmenini nasıl etkilemiş? İşte Faruk Acar‘ın yanıtı:
“CHP’Lilerin yüzde 47′si yemin protestosuna karşı çıkarken, bu harekete destek verenlerin oranı ise yüzde 31… 22 Temmuz 2007 seçimlerine göre CHP’nin oylarını 5 puan yükselten Kemal Kılıçdaroğlu, yemin protestosuyla partisini tekrar eski seviyesine indirmiş görünüyor.”
CHP yönetiminin anketlerden dili bayağı yanmıştı!.. Yukarıdaki araştırmanın sonucunu ciddiye alırlar mı bilemiyorum ama partiyi büyütebilmek için yeni bir strateji geliştirmeleri de kaçınılmaz!..
Hizbullah’ı anımsatmak!..
1990′larda, Güneydoğu kentlerinde, gizemli cinayetler PKK terörünün yarattığı dehşetin de önüne geçmişti!..
Diyarbakır, Batman ve Mardin gibi kentlerde, karanlık unsurların işlediği cinayetler öylesine korku yaratmıştı ki güneş batar batmaz bölgede yaşam adeta duruyordu!..
Kimliği belirsiz ancak kaynağı belli kişiler, Takarov marka tabancalarla kurbanlara tek el ateş ederek ortadan kayboluyordu!..
Bu yöntemle işlenen yüzlerce cinayet vardı!.. Şaşırtıcı olan ise cadde ortasında, güpegündüz Kürt gençlerini öldüren tetikçilerin çok büyük bölümü yakalan(a)mıyordu!..
Hizip ve kontra!..
Yaşanan ihmal ve gaflet, cinayetlerin ardında devletin olduğu iddiasını daha da güçlendiriyordu!..
Duvarlara yazılan dini içerikli, gizemli sloganlar, el altından dağıtılan İslami yayın organları, sayıları hızla artan medreseler ve camilerin radikal dinci gruplarca ele geçirilmesi ise “Hizbullah” gerçeğini deşifre ediyordu!..
Ancak siyasallaşmış Kürtler, devletin içinde yuvalanmış karanlık güçlerin bu cinayetlerindeki rolüne vurgu yapmak için “Hizbullah” yerine “Hizbulkontra” deyimini kullanıyordu!..
Yüksekova karanlığı!..
Uzman çavuşlar Yalçın Bozok, Durdu Çapar ve Yasin Ak ile polis memuru Metin Batak‘tan sonra önceki gün de sivil ve silahsız uzman çavuşlar Yahya Karakaya (27) ile Murat Özkozanoğlu (25) Yüksekova sokaklarında öldürülünce, 1990′larda PKK’ye nefes aldırmayan Hizbullah‘ın eylem yöntemi geldi aklıma!..
Güpegündüz sokaklarda cinayet işlemek… Sivil ve silahsız askerleri katletmek!..
Evet, arkasına karanlık güçleri alan Hizbullah, Kürt siyasetçileri insafsızca katletti!..
Ancak devletin geçmişte Hizbullah üzerinden yaptığı hatalar, PKK milislerinin Yüksekova’daki eylemlerini haklı kılmaz!..
Bakalım, “barış” sözcüğünü ağızlarından düşürmeyenler; “kontra”dan, “faili meçhul”den yakınanlar, Yüksekova’da Hizbullah’ı anımsatan bu cinayetlere daha ne kadar sessiz kalacaklar?..
Fener takıyesi!..
Almanya’daki Deniz Feneri e. V. yöneticileri, Avrupalı Türklerin yardım amacıyla bağışladığı 40 milyon Euro’nun 18 milyonunu “amaç dışı kullanmak” suçundan tutuklanmıştı.
İddianameye göre paraların bir bölümü kuryeler aracılığıyla Türkiye‘ye gönderilmişti!..
Sanıklar, Zahit Akman‘ın, RTÜK Başkanlığı’na geldikten sonra Almanya’daki şirketlerde olan hisselerini resmen devrettiğini ancak fiilen ortaklığının devam ettiği, bazen de kuryelik yaptığını söylemişlerdi!
Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’nin başkanı Engin Yılmaz, Almanya’daki dernekten 3 yılda toplam 6 milyon 940 bin Euro bağış aldıklarını ancak organik bağlarının olmadığını öne sürmüştü!
İddianamede, “Soruşturmalara defalarca siyasi etki yapılmaya, özellikle Türk hükümeti tarafından devam etmekte olan tutukluluğa mani olunmaya çalışılmıştır” ifadesi yer almıştı!
Her şey bu kadar açıkken AKP, 2007′den bu yana Deniz Feneri vurgununa müdahale etmekten kaçındı! Ve ne hikmetse dün Zahit Akman ve Kanal 7‘nin 3 yöneticisi gözaltına alındı.
Umarım bu operasyon “Ergenekon”, KCK ve şike olayından sonra “Bakın herkese dokunuyoruz” takıyesine kilitlenip kalmaz!..
Yorum Gönder