Fransız sosyalistleri İngiltere’yi dışlayan ve AB’de “mali birlik” öngören son “26’ lar anlaşmasını”, Avrupa’da herkesten önce sorgulamaya başladı.
Cameron’un ekarte edilmesinden sonra Fransa’daki cumhurbaşkanlığı kampanyasına Sarkozy’nin, “AB dümenini ele geçiren lider” havasında gireceğini gören sosyalistler, bu kozu şimdi Sarkozy’nin elinden almak peşinde…
Sosyalist Parti’nin adayı François Hollande; geçen hafta yapılan anlaşmaya partisinin onay vermediğini ve cumhurbaşkanı olması halinde, sil baştan her şeyi yeniden müzakere edeceğini söyledi bile.
Sosyalistlerin tespitleri paralelinde sahiden de Brüksel dönüşü Sarkozy anında “yeni Avrupa’nın fatihi” pozlarına girdi. Hafta içinde “Le Monde” na iki tam sayfalık söyleşi veren Fransa Cumhurbaşkanı; basının karşısına geçip herkesten önce “yeni bir Avrupa’nın doğduğunu” ilan etti.
Merkel’le birlikte başı çektiği “yeni Avrupa”nın, “iki ayrı Avrupa”dan oluştuğunu belirterek; “Bunlardan biri (26’lar!) dayanışmayı öne çıkarırken diğeri yalnız (İngiltere!) ‘tek piyasaya’ önem veriyor” dedi.
‘İki meçhul’ arasında
Fransa’da bu tartışmalar yaşanırken zirve kararlarını veto eden İngiltere’de de kafalar karışık görünüyor.
Küreselleşme koşulları ve şekillenmekte olan yeni dünya düzeninde “AB karşıtı” olmakla, “AB’cilik” arasındaki tercihler; büyük diplomasi deneyimi olan İngiltere gibi bir ülke için bile artık eskisi gibi net ve açık değil.
Bazı yorumcular bunu; “Cameron; Büyük Britanya’nın ulusal çıkarlarıyla, Avrupa arasında bir tercih yapmadı. Cameron’un tercihi aslında bilinmeyen iki seçenek arasında bir tercih oldu” diyerek açıklıyor.
Avrupa dışına sürüklenmenin olası maliyetleri şu anda İngiltere için zira hiçbir biçimde kestirilemiyor.
Bunun yanı sıra AB’nin rotası da sis, pustan sıyrılmış değil.
Aralarından İngiltere eksik olduğu için “bütçe birliği” kararını ortak bir AB antlaşmasıyla taçlandıramayan 26’lar; birliği “mali” düzlemde derinleştirme projesini, ulusal parlamentolardan geçirmek durumundalar. Özellikle Avro dışında kalan dokuz Avrupa ülkesi için bu bağlayıcı bir zorunluluk.
Sağcı ve milliyetçi çoğunluğun hâkim olduğu Macaristan parlamentosunda, “mali birlik” planının onay alıp alamayacağı hiç belli değil. “Sovyet bloku” dönemi travmalarını üzerinden atamayan ve “uluslarüstü her türlü kararı” kuşkuyla karşılayan Çek parlamentosunda da keza; “gereken kanın” bulunup bulunamayacağı çok kuşkulu. Ekonomik konumu öbür AB ortaklarından daha iyi olan ve baştan itibaren “Avro”ya kuşkuyla bakan İsveç parlementosu da aynı şekilde, sürprizlere ve zigzaglara açık.
Cameron’un tercihini “iki bilinmeyen arasında yapılan seçim” olarak tanımlayanlar işte ancak süreç boyunca şekillenecek ve belirlenecek olan bu “meçhuller bütününü” kastetmekte.
Meşale Asya’ya kayarken
“Tarihin meşalesi Batı’dan Asya’ ya doğru kayarken” diyor ünlü think-tankçi Dominique Moisi bu yüzden; “Post-Batı dünyasına giriyoruz. Büyük Britanya 50’lerdeki gibi kendi başının çaresine bakabileceğini düşünerek kendisini aldatamaz. 50’li yıllarda Avrupa’daki itici gücün öyküsü, barış ve uzlaşma üzerine kuruluydu. O öykü artık değişti. Bugünün öyküsü, değişen dünyada var olabilmek savaşı. Avrupa ve Büyük Britanya beraberliği, bir yandan Londra adına daha az inziva; diğer yandan Avrupa için daha büyük inandırıcılık demekti. (Beraberliği bozan) İngiliz vetosu, sonuçta (iki taraf için de) ‘kaybet-kaybet’ süreci oldu.” (Financial Times, 13 Aralık)
AB’nin “inandırıcılık kaybı” ve “kaybet-kaybet” süreci; aslında yalnız geçen haftaki son İngiliz vetosu ile baş göstermedi.
Sürecin başlangıç noktası, gerçekte 7 yıl önce Türkiye ile sahneye konan alicengiz oyunları ile boyverdi. Ahde vefa ilkesinin yanı sıra, AB’nin tüm kuruluş paradigmalarını hiçe sayan bu “açık uçlu” pervasız oyunlar; sade Türkiye’de değil, uluslararası düzlemde AB’nin “inandırıcılığına” darbe vuran ilk büyük dönemeçti.
O dönemeci; 2005’te AB anayasası referandumlarında yaşanan fiyaskolar izledi.
Büyük iddialarla hazırlanan AB anayasası; Fransa ve Hollanda gibi birliğin kurucu ülkelerinde reddedildi.
Şimdi Avrupa’nın inandırıcılığının biricik simgesi “Avro” ağır baskı altında. 9 Aralık’ta İngiltere’yi dışarıda bırakan “mali birlik” kararları; bu ağır baskıyı karşılamak için alındı. Manş’ın iki yanında daha uzun süre tartışılacak kararlar bakalım Avrupa’nın “inandırıcılığını” bundan böyle yerle bir edecek olan bir üçüncü fiyaskoyu önleyebilecek mi?
Nilgün Cerrahoğlu/Cumhuriyet
Yorum Gönder