Devlet Deneme Tahtası Değildir - Rifat Serdaroğlu

Beyinlerinde  “İslam Cumhuriyeti”,  “Şeriat Düzeni”  bulunan  ve Lâik Cumhuriyet’e karşı olanlar, binlerce yıllık tarihi bulunan Devletimizi, deneme tahtasına çevirdiler.
26 Kasım’da ameliyat olan Başbakan Erdoğan’ın sağlık durumu ile ilgili
Resmi Sağlık Raporu” hala yayınlanmadı.  Türkiye’de yaşayan bizler, Arjantin Cumhurbaşkanının “Kanser” olduğunu, tedavi için görevini belli bir süre için yardımcısına bıraktığını biliyoruz ama, Başbakan Erdoğan’ın sağlık durumunu bilemiyoruz. Bu durumda meydana gelecek ilk olay, fısıltı gazetesinin çalışmaya başlamasıdır…
Bu durumda kimseye kızamazsınız.  Sizin eğer  Türk Milletine  saygınız varsa bu açıklamayı derhal yapmak zorundasınız!…
Ankara’dan gelen son haberler şöyle;
Laparaskopik Cerrahi  ile başlayan operasyon, açık ameliyata dönüştü.  Kolon kanseri maalesef  akciğere metastaz yaptı.  25 cm lik bir parça alındı. Kemoterapi uygulanacak.
Başbakan Erdoğan’ın vücudu sürekli su kaybettiği için,  kendisine her 4 saatlik  çalışmasının ardından, 1 saat  vitamin  takviyeli serum veriliyor.  Zaten “Hipoglisemi” hastası olan  Başbakan Erdoğan’ın bu yoğun tedavi sonucu sinirlerinin  epey yıprandığını, Ankara’nın deneyimli gazetecisi Ahmet Takan yazıyor…
Doktorların ifadesine göre; Hipoglisemi’nin üstüne uygulanacak bir kemoterapi uygulaması, istirahat ve iyi beslenme ile  desteklenmezse bünyeyi çok zayıf düşürebilir…
Tekrar ve ısrarla söylüyorum. Kalbinde vicdanın kırıntısını taşıyan bir insan, kimsenin hastalığı için sevinmez, kimin ne zaman hastalanacağı belli değildir. Fakat Devlet görevi yapanların, hastalıklarını saklama gibi bir lüksü olamaz. Türk Devletinin geleceği, hepimizin hayatından daha önemlidir.
Nasipten gayrisi de olmaz…
Başbakan Erdoğan’ın hastalığı sebebiyle çalışmalarını çok yavaşlatması AKP içindeki “hırs”ların açığa çıkmasına sebep oldu. Kendi  politik geleceği için öne çıkma gayretindeki “Siyaset Cüce”lerinin saçmalamaları bizi hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Ne halleri varsa görsünler.
Fakat bazı açıklamalar, ülke bütünlüğüne ve Türkiye’nin geleceğine zarar vermeye başladı…
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AKP Hükümeti adına TBMM de yaptığı bütçe konuşmasında  yine sap yiyip, saman çıkardı !…
Arınç  özetle ; “Kürtlere Anayasal haklarını vereceğiz, eğitim-dil-kimlik dahil”  şeklinde bir konuşma yapmış ve BDP Grubunca alkışlanmıştı.
Başbakan Yardımcısının  attığı zarfı,  Diyarbakır  milletvekili Leyla Zana dolduruverdi.
Leyla Zana;   “Özeklik yetmez, otonomi istiyoruz” dedi…
Bu söz, Leyla Zana’nın cehaletini ortaya çıkarır. Çünkü  Özerklik ve Otonomi aynı şeyleri ifade ederler. Otonomi kelimesinin kökü Yunancadır ve ilk kez 1623 yılında, Avrupa Rönesans Jakoben dönemde kullanılmıştır. Anlamı; Özerklik-Bağımsızlık demektir.
Zana, cehaletini ortaya döküyor ama gerçek niyetini de açıklamaktan çekinmiyor. Onun isteği Türkiye’yi bölmek ve “Bağımsız Kürdistan’ı” kurmaktır.
Leyla Zana’nın istemesi, Bülent Arınç’ın ise vermesi sadece ikisini ilgilendirir.  Bülent Arınç, Manisa’da ki evini, arazilerini, eşinin takılarını hasılı tüm servetini  Leyla Zana’ya verebilir . Leyla Zana da, kocası Mehdi Zana’ya karşı otonomisini ilan edip, Bülent Bey’e sığınabilir…
Fakat, konu Türk vatanı olunca ikisinin ve onlar gibi düşünenlerin bir defa durup, dokuz defa düşünmeleri gerekir. Bu topraklar basit bir “Arazi parçası” değildir.  Atatürk’ün bizlere armağan ettiği bu vatan, dünya durdukça yerinde duracaktır. Bu cennet vatandan bir ufacık parça vermeye  ne Bülent Arınç’ın,
ne dedelerinin, ne  Leyla Zana’nın, ne AKP Paşalarının, ne de vatan haini terör örgütü militanlarının güçleri yetmez.
Bülent Arınç’a soralım;
*Bu ülkede Cumhuriyet rejimi,  insanlarımızı etnik kökenlerine  göre ayırıp öyle mi yönetiyor?
*Türkiye’de, Türklere verilen hangi hak, Kürtler verilmemiştir. Sizin kullandığınız hangi hakkı  Leyla Zana kullanamıyor?…
*Beşir Atalay’ın; “Habur’la  gurur duyuyorum, yenilerini yapacağız” , demesi, sizin “Kürtlere Anayasal haklarını vereceğiz” demeniz ayrı bir devlet- bölünme- bağımsızlık gibi kavramların örtüsü ise, bilin ki bunun adı “demokratik hak” değil, bal gibi “vatana ihanettir…”
Yılmaz Özdil’in üslubuyla bu çifte yanıt vererek yazımızı bitirelim;
Bülent Arınç’ a; Nah verirsin…
Leyla Zana’ ya ; Nah  alırsın…
Not: Değerli yazar ve dostumuz Yılmaz Özdil’in babasının vefatını teessürle öğrendik. Ailesine, yakınlarına, sevenlerine başsağlığı temenni eder, merhuma Allah’tan rahmet dileriz…
Sağlık ve başarı dileklerimle

Rifat Serdaroğlu

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget