SEVGİLİ okuyucularım, önümüzdeki günlerin en büyük tartışma konusu, cezaevinde olup milletvekili seçilen kişilerin durumu ne olacak. Bu konuda verilecek karar merakla beklenecek.
Bu durumda olan dokuz kişi var.
İlk üç milletvekili Silivri’de yatıyor. Ergenekon ve Balyoz davalarından yargılanıyor. Yargılamayı Silivri mahkemeleri yapıyor.
Emekli Korgeneral Engin Alan-İstanbul, Prof.Dr. Mehmet Haberal-Zonguldak ve gazeteci Mustafa Balbay-İzmir.
Öteki altı kişi ise PKK’nın kent yapılanmasını oluşturan KCK mensubu oldukları ve teröre karıştıkları gerekçesiyle Diyarbakır Cezaevi’nde yatıyor. Onları yargılayan ise Diyarbakır mahkemesi. Her biri bağımsız milletvekili seçilmeyi başaran bu şahısların isimleri şöyle:
Hatip Dicle-Diyarbakır, Faysal Sarıyıldız-Hakkari, İbrahim Ayhan-Şanlıurfa, Kemal Aktaş-Van, Selma Irmak-Şırnak ve Gülseren Yıldırım-Mardin.
Bunların ne iş yaptığını, mesleklerini falan doğrusu bilmiyorum.
Burada dokuz kişinin hukuki durumuyla ilgili yasal tartışmalara girecek değilim. Hadise öylesine karmaşık ki, hukukçular bile kendi aralarında anlaşamıyor ve kafalar daha beter karışıyor.
Bir kesim diyor ki “Bunlar terörden yargılanıyor. Anaysanın 14 ve 83. maddeleri uyarınca bunlar tahliye edilemez.”
Öteki kesim ise “Tahiliye edilmeleri zorunludur. Tahliye edilirler ama davaları devam eder. Türk milleti tarafından milletvekili seçilmiş kişileri, Türk milleti adına karar veren mahkemeler daha fazla içeride tutamaz” tezini savunuyor.
Sonuçta şu olacak:
Milletvekili seçilen bu dokuz kişinin tahliye edilip edilmeyeceğine, yargılandıkları mahkemeler karar verecek. Ama işin başka boyutları var!
***
Şimdi varsayalım Balyoz mahkemesi Engin Alan’ın tahliyesini reddetti ama Ergenekon mahkemesi Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ı bıraktı. Ya da tam tersi oldu.
Olay çıkar.
Ya da Dyarbakır mahkemesi altı tutukluyu salıverdi ama Silivri mahkemeleri bunu reddetti
bu da olmaz, Türkiye birbirine girer.
Ancak burada en vahim bir nokta var.
Diyelim ki hiçbir mahkeme, yani Silivri ve Diyarbakır, bu dokuz kişiyi tahliye etmedi:
“Gereği düşünüldü. Anayasa ve yasaların falanca maddeleri uyarınca… Ve ayrıca kaçma şüphesi ve delilleri değiştirme durumları göz önünde bulundurularak, her ne kadar milletvekili seçilmişlerse de, zanlıların tahliye talebinin reddine…”
Ya da Silivri bıraktı, ancak Diyarbakır bırakmadı.
Bu iki olasılıkta da Güneydoğu’da isyan çıkar. Bugüne kadar görmediğimiz boyutlara ulaşan isyanda neler olacağını hiç kimse bilemez.
Korkarım ki, başta D,yarbakır olmak üzere Hakkari, Şırnak ve pek çok yerde kan gövdeyi götürür.
İsyan etmeyi, olay yaratmayı ve hatta eninde sonunda “Bağımsız Kürdistan” hülyaları ile Türkiye’den kopmayı amaçlayan ve seçimde bölgeden yaklaşık 30 bağımsız milletvekilini Meclis’e sokmayı başaran bu kitleleri, o takdirde hiçbir güç durduramaz.
***
O halde, şimdi ne olacak? Herhalde Silivri mahkemelerinin başkan ve üyeleri ile Diyarbakır mahkemelerinin başkan ve üyeleri birbirleri ile telefon, e-posta ya da faks yoluyla haberleşip “Arkadaşlar siz nasıl bir karar vereceksiniz, bu konuda görüşünüz nedir? Çelikşiye düşmeyelim, biz de o doğrultuda karar verelim” diyecek değiller.
Birbirleriyle çelişen kararlar verseler, olacaklar belli. Kıyamet kopar ve hiç kimse altından kalkamaz.
Şimdi, ne olacağını yazmdan önce biraz geçmişe, Ekim 2009′a dönelim.
AKP Hükümeti’yle uzlaşan PKK, bir terörist kafilesini Habur Sınır Kapısı’ndan içeri soktu. Tam da o günlerde Tayyip “Kürt açılımını” başlattığını duyurmuştu. Kafilenin üzerinde PKK üniformaları vardı. Habur’da büyük törenlerle karşılandılar. Diyarbakır’a kadar yollarda onları bekleyen yüzbinlerce kişi vardı.
Ancak teröristlerin Türkiye’ye giriş sonrasında mahkemeye çıkarılmaları gerekiyordu… Çünkü aralarında suç işlemiş kişiler vardı.
Biliyorsunuz ya, bizde “Bağımszı yargı (!)” var.
Terörist kafilesinin sorgulanması Diyarbakır’da yapılacaktı.Ancak hükümet bu kafileyi Diyarbakır’a götürmekten korktu ve Habur Sınır Kapısı‘na, heriflerin ayağına seyyar mahkeme gönderdi. Hakimler, savcılar, zabıt katipleri!.. Teröristler, kurulan çadır mahkemesinde güya sorguya çekildi ve hepsi serbest bırakıldı.
Peki bu serbest bırakma işi nasıl oldu?
Ankara’dan, Adalet Bakanlığı’ndan seyyar mahkemeye emir gelmişti:
“Kısaca sorgulayın ve hepsini bırakın.”
Emir yerine getirildi, terörist kafilesi bırakıldı!
Demek ki bizim “Bağımsız yargıya (!)” hangi kararı vereceği konusunda hükümetten emir gidiyordu. Habur olayı bunun en somut göstergesi oldu.
Balyoz davasında da benzer olayı yaşadık. Generallerin tutuklanacağı gün Adalet Bakanlığı Müsteşarı ile tutuklamaları yapacak olan hakim, İstanbul’da Beşiktaş adliyesinin hemen yanıbaşındaki süperlüks Four Seasons Oteli’nde buluştular, bir günlük fiyatı 800 euro olan özel bir odaya kapanıp baş başa görüştüler.
Ne bileyim, o gün belki sadece hasret giderip çay kahve içecekleri tutmuştu!
***
Şimdi son güncel olayın, Balyoz, Ergenekon ve KCK (PKK) tutuklusu Kürtçülerin durumuna gelelim.
Bana soracak olurrsanız sevgili okuyucularım, bu konudaki asıl kararı Ankara’da Adalet Bakanlığı verecek. İçinde bulunduğumuz “Tek şahıs” döneminde bu hususlar önce Tayyip’le konuşulacak, onun görüşleri alınacak.
Tahliye edilirlerse ne olur, edilmezlerse ne olur sorusu masaya yatırılacak ve her iki olasılıkta nelerin olabileceği, AKP’nin yeni iktidar ve anayasa ortağı olacağı kesin olan Kürtçülerin olası tepkileri ve thliye edilmedikleri takdirde Güneydoğu’da çıkması muhtemel olaylar masaya yatırılacak…
Ve yine bana soracak olursanız, ankara’da şu kararlar alınacak;
“Bu altı kişiye Meclis’te işimiz düşecek. Anayasa değişikliğini, al sana özerklik, ver bana başkanlık pazarlığını onların partisi ile yapacağız. Davaları devam etsin ama Silivri dahil hep birlikte tahliye edilsinler!”
Bu iddialarımı kanıtlamamı benden istemeyin. Bunlar benim kişisel görüşlerimdir. Türkiye’de olanı bşteni kendi çapında izlemeye çalışan sıradan bir vatandaş olarak böyle düşünüyorum.
Gazetecilik sezgilerim ve ülke gerçekleri de beni bu doğrultuda düşünürüyor.
Olacağı budur!..
***
Emin Çölaşan’ın notu: Silivri Cezaevi’nde yatan ve Balyoz davasından yargılanan mert, yürekli, yurtsever, baş eğmeyen bir komutan var.
Emekli Korgeneral Engin Alan, geçmişte PKK ile bire bir vuruşan, onları inlerinde vuran Özel Kuvvetler Komutanı idi. Sonra Tayyip kendisinden şikayetçi oldu: “Çanakkale törenlerine geldiğimde ayağa kalkmamıştı!”
Şu garip rastlantıya bakınız ki, şimdi Engin Paşa‘nın kaderi, bir zamanlar vuruştuğu ve kovaladığı PKK‘lılarla kesişiyor!..
Devletin kahraman komutanı ile onun dağlarda vuruştuğu PKK‘lıların temsilcileri şimdi aynı kefede, tahliye kararı bekliyor!
Ne günlere geldik, ne günlere kaldık! Düşündükçe utanıyorum…
Yorum Gönder