Sevgili okurlar; Başbakan seçim kampanyasının son günlerinde seçim sonrasının “yeni anayasa dönemi” olacağını söylemişti. Hatta 13 Haziran’ı “Anayasa Bayramı” ilan eden Erdoğan “yeni anayasa için hemen çalışmalara başlayacağı” sinyalini vermişti. Bu bana göre çok iyi niyetli bir söylem. Meclis takvimine baktığımızda yeni anayasa çalışmalarının sonbahardan önce başlaması teknik olarak mümkün değil. Ekim beklenecektir.
Sözcü de açıkladı
Nitekim AKP adına açıklamalar yapan Hüseyin Çelik Meclis’in 1 Ekim’de açılacağını belirterek yeni anayasa çalışmalarının bundan sonra başlayacağını ilan etti. Ancak Çelik’in açıklaması “taslağın 1 Ekim’den sonra mı hazırlanacağı yoksa taslağın 1 Ekim’de hazır mı olacağı” sorusuna bir açıklık kazandırmıyor. Tahminim 1 Ekim’e kadar AKP’nin bir anayasa taslağı hazırlamayacağı yönünde. Çalışma ondan sonra başlar.
Muhalefetin tavrı
Seçimden “yenik” çıkmayan ama umduğunu da bulamayan CHP, şimdilik anayasa çalışmalarına katkı sağlayacağını ve Başbakan’dan gelebilecek bir görüşme çağrısını reddetmeyeceğini açıkladı. Genel Başkan Kılıçdaroğlu da yeni anayasa konusundaki “kırmızı çizgilerini” değiştirilemeyen ilk üç madde ile sınırlı tuttu. Ancak eğer gerçekten bir taslak ortaya çıkarsa “kırmızı çizgilerin” artıp atmayacağı konusunun belirsiz olduğunu söylemeliyim.
Neden yeni anayasa?
AKP açısından bakıldığında yeni bir anayasa ihtiyacı olup olmadığı sorgulanması gereken bir konudur. Çünkü açıkçası AKP’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı yok. Kendi adına yapılması gereken her şeyi zaten yaptı. Bundan sonrası verdiği sözlerin altında kalıp kalmayacağı konusudur ki, Erdoğan ve kurmayları, söz verdikleri halde yapmayacaklarını halka açıklamakta ve ikna etmekte büyük beceri sahibi. Bunda da böyle olabilir kuşkusuz.
330’un altında kaldı
Seçimlerden önce rahatlıkla şunu söylüyordum: “Eğer AKP 330 milletvekiline ulaşamazsa, yeni anayasa çabasına girmez. Çünkü AKP tek başına yazacağı bir anayasa istiyor. Tek başına yazmayacağı bir anayasa istediği gibi olmayacaktır, o halde neden boşa çaba harcasın.” AKP 330’un altında kaldı ama eksik sadece 5. Bunu uzlaşmayla tamamlaması tabii ki mümkün de, işte o zaman amaçladığına ulaşamayacaktır.
Transfer olur mu?
CNN’deki bir programda Şirin Payzın “Siyasi kulislerde dedikodular var, AKP CHP ve MHP’den transfer yapacakmış, ne diyorsunuz?” diye sormuştu. Ben de cevap olarak “Bu kötü bir spekülasyon olur, gündeme getirmemek gerek. Elbette transfer olur ama, milletvekilleri henüz yemin bile etmeden bunları konuşmak Meclis’in itibarına gölge düşürür. Bizim buna konuşarak da katkı vermemiz yanlış olur” demiştim. Aynı görüşteyim.
Aslında çok mümkün
Tabii transfer konusu şu anda kötü bir spekülasyon bana göre ama, AKP’nin gerek CHP’den gerekse MHP’den “adam ayartması” o kadar da zor değil. Çünkü iki partide de kolaylıkla AKP ile işbirliği yapabilecek isimler var. Ancak her şeye rağmen ilk aşamada böyle bir şey mümkün görünmüyor bana. İki muhalefet partisi öncelikle AKP’yi yalnız bırakmak isteyecek ve kendi gruplarına hâkim olmaya çalışacaktır. Siyaset böyle işler.
BDP destek olur mu?
Tabii Meclis aritmetiğine bakınca anayasa konusunda en basit ittifakın AKP ile BDP arasında olabileceği görünüyor. Buna karşı böyle bir ittifakın da riski çok büyük. Erdoğan bir anda 28 Şubat dönemindeki Refah ile işbirliği yapan Tansu Çiller durumuna düşebilir. Tayyip Erdoğan’ın şu aşamada bu riski yüklenmek isteyeceğini sanmıyorum. Yine de BDP desteği ile seçilen bazı bağımsızlar üzerinden bir işbirliği sağlanabilir.
BDP grubu kaç kişilik
Seçimlerde BDP’nin desteklediği bağımsız adayların 36’sı seçildi. Ama bu BDP’nin Meclis’te 36 kişilik grubu olacağı anlamına gelmiyor. Bazı bağımsızlar BDP çatısı altında olmak istemeyebilirler. Tercihlerini Meclis’te daha bağımsız hareket etmekten yana kullanabilirler. Bu da AKP’nin 330 için kalan eksiğini tamamlayabilir. Buradaki sorun ise verilen desteğin yine BDP kaynaklı olarak algılanma olasılığının büyük olmasıdır.
2007’de olabilirdi
Aslına bakarsanız yeni bir anayasa yazılması 2007’de bugüne oranla daha rahat yapılabilirdi. AKP bir taslak hazırlamıştı. Bu taslak çok tartışma yaratsa bile bazı asgari müştereklerde anlaşma sağlanabilir, Kürt sorunu da bir şekilde bu anayasada yerini alabilirdi. Ancak araya kapatma davasının girmesi bütün hesapları altüst etti. Her şey durdu. AKP dahil herkes nefesini tuttu, kararı bekledi. Ne zaman ki “kapatmama” kararı çıktı her şey değişti.
Düğmeye basıldı
AKP’nin kapatılmaması Anayasa Mahkemesi’nin tercihi değil uluslararası bir baskının sonucuydu. AKP “laikliğin odağı” olmak gibi iddia ile suçlu bulundu, ama kapatılmadı. O ana kadar “kapatılmayı” bekleyen AKP derin bir nefes aldı ve hiç zaman yitirmeden karşı atağa kalktı. Karar şuydu: “Ucuna kadar gelindiği halde parti kapatılmıyorsa, askerin de gücü kalmamıştır, darbe yapma ihtimali de artık sıfırdır, artık korkma değil saldırma zamanıdır.”
Anayasal sıkıntı nedir?
AKP her ne kadar demokrasiden, hukuktan, özgürlüklerden söz etse de, asıl hedef kapatılmaya giden yolların tıkanması, kapatılmanın olanaksız hale getirilmesi ve en önemlisi sıfır olasılık olsa bile askerin bir şekilde önlerine çıkmasını önlemekti. Operasyon başladı. AKP ile aynı zihniyette olmayan ama demokrasi, hukuk, özgürlükler konusunda hassas olan çevrelerle işbirliği yapılması, zihinlerin bulandırılması eylemin ilk adımlarıydı.
Ergenekon tırmandırıldı
Ergenekon davası aslında, devlet gücünü kullanmaya kalkan bir kısım işgüzar emekli subaylarla, mafyozo sivil işbirlikçilerinin bazı kirli işlerinin ortaya çıkarılmasıydı. Kapatma davasının atlatılmasıyla, buradan hareketle sanki bir darbe hazırlanıyormuş paranoyası yaratılarak, geniş operasyonlar başlatıldı. Gazeteciler, akademisyenler, aydınlar, bazı emekli subaylar tutuklandı. İş sonunda ordunun muvazzaf subaylarına kadar geldi dayandı.
Anayasa değişiklikleri
İktidar bir yandan bu çaplı operasyonu sürdürürken, destekçi olarak yanına aldığı kimi liberallerin daha entelektüel yardımlarıyla müthiş bir korku imparatorluğu kurdu. Herkes sindi. Darbeden ve darbecilerden korkar hale geldi. Bu vesileyle Türkiye Cumhuriyeti’nin değerleri birer birer zafiyete uğratılırken, Atatürk’e, Cumhuriyetin kuruluş felsefesine yönelik bir öfke ve tepki yaratıldı. Bu ortamda anayasa değişiklikleri hazırlandı.
AKP için sorun bitti
Anayasa değişiklikleri 26 maddeden oluşuyordu ama aslında amaç farklıydı. Birincisi Anayasa Mahkemesi’nin yeniden düzenlenmesi ve ele geçirilmesi. Böylelikle açılsa bile bir kapatma davası sonunda mahkemeden asla aleyhte bir karar çıkartmamak. Bu başarıldı. İkincisi yargının tümüyle ele geçirilmesi, iktidarın başını ağrıtan her türlü kararın önüne geçilmesiydi. Bu da başarıldı. Üstelik neye oy verdiğini bilmeyen halkın oyuyla.
Yenisine ne gerek var
Türkiye’nin rejimini tamamen değiştirme olanağı olmayınca AKP’nin yeni bir anayasa için çırpınmasının da bir gereği kalmamıştır artık. Çünkü uzlaşma adı altında yeni bir anayasa yazılırken, beklenmedik gelişmeler olabilir ve AKP bu kez yeni anayasanın boyunduruğu altında hissedebilir kendini. Bu nedenle iktidar anayasa çalışmalarını en azından rölantiye alacak, ancak tamamen kendi istediklerini gerçekleştirecekse adım atacaktır.
Bir tek Kürt sorunu
Tabii burada tek sıkıntı Kürt sorunu. Çünkü Kürtler sorunun çözümünü yeni anayasada bulmayı ümit ediyor. İmralı’daki de zaten bu umutla eylemsizlik kararını uzatıyor. AKP şimdi biraz zaman kazanmaya çalışarak, Kürt sorununu “anayasa dışında” nasıl çözebileceğini araştıracaktır. Çözümünü bulduğu andan itibaren de yeni anayasanın tamamen rafa kalkması olasılığının çok büyük olduğunu bilmelisiniz.
Hepinize iyi haftalar dilerim..
Yorum Gönder