Bombadan Kitap mı, Kitaptan Bomba mı? - Cevat Kulaksız

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın (RTE) nin pek kitap  okumadığını, kitap okumasını sevmediğini duymuştum da inanamamıştım; bu bomba kitap benzetmesini duyunca üzülerek buna inandım. Üstelik bu kitap bomba benzetmelerini, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne (AKPM)  konuşmasında da söylemiş, bu benzetmelerini dinleyen AKPM üyelerinden bazıları alaycı bir eda ile bıyıklarının altında gülüyorlardı…
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne (AKPM)
hitap eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, soru soran Avrupalı parlamenterlere çok sert çıktı. İmamın Ordusu kitabını “bomba hazırlığına” benzeten Erdoğan, gazeteci tutuklamalarının yargının inisiyatifiyle gerçekleştiğini, yürütmenin bir etkisinin olmadığını” söylemişti.  
Kitap yazan yazar ve gazetecilerin tutuklandığı, dünyanın eleştirisini çeken Ergenekon davasındaki kitap olayını güya savunmak, tutukluluğu haklı göstermek gayreti  içinde,  bomba kitap benzetmesini yapmıştı.
Başbakan RTE konuşmasında hem kitabı kötülüyor, hem de bu işi bağımsız yargı yaptı” diyor:
“Bu kitapları toplatan ben değilim. Bu basılmamış kitapla ilgili bu tutuklanan medya mensuplarının belge, bilgileri dediğimiz olay var ya, işte bu belge ve bilgiler ardından neyin geldiğini gösteriyor ki yargı, yürütmeye ‘burada şöyle bir hazırlık var, hemen siz bu hazırlığın üzerine gidin’ diyor ve o hazırlığın üzerine gidildiğinde ortaya bu çıkıyor. Bombayı kullanmak suçtur ama bombanın hazırlanmasındaki malzemeleri kullanmak da suçtur.
Diyelim ki bir yerde bombanın kullanılmasında ne varsa, fitilinden ta diğer maddelerine varıncaya kadar ne varsa bunun ihbarı gelmişse, güvenlik güçleri gidip bunları toplamaz mı, almaz mi? Çünkü bu da bir suç teşkil etmektedir. Gider onları alır.
Burada da eğer daha önce gelmiş belgeler ve bilgiler içerisinde bu tür hazırlıkların olduğu varsa, yargı da bununla ilgili kararını vermiştir ve güvenlik güçlerimizden ’su adreste böyle bir hazırlık vardır, gidin bu hazırlığı alan gelin’ demiştir.
Bu hazırlık daha sonra internet sitelerine kitap olarak adeta girmiştir ve internet sitelerinde de bunun içinde neler olduğu ortadadır. Bu gerçekleri herhalde görmek isabetli olacaktır diye düşünüyorum.”
Bombayla kitabın ne alakası vardır, “dam başında saksağan” gibi. Hemen aklıma anlamsız tekerleme gibi bir başlık geliverdi:     BOMBADAN KİTAP MI, KİTAPTAN BOMBA MI?
NEDENi CEAAT YAPILANMASINI TEŞHİR ETMEKTİ.
Demek ki, polisimiz, başbakanımız bir zehir hafiye gibi, kitapların arasında, içinde bomba yapımı için kullanılan, fitil, fünye vb tehlikeli madde arıyorlar, sanki. Bombayla kitabı eşdeğerde tutuyorlar.
Ama asıl bomba, kitabın içinde anlatılan, laik TC ini yıkmak için örgütlenen cemaat yapılanmasının anlatılması; bizce bu yapılanmayı kollayan AKP-RTE iktidarının koruyucu foyasını meydana çıkarmaktır asıl bomba. İşte iktidarın, başbakanın bu yapılanmayı anlatan kitaplara kızmasından kaynaklanıyor, işin aslı, özü budur. (Başsavcı Cihaner’in başına gelenler; Ahmet Şık’ın İmamın Ordusu, Hanifi Avcı’nın Haliç’te Yaşayan Simonlar ile cemaat yapılanmasını irdelemekten değil mi idi). Yani laik TC inin altına dinamit koyan cemaatlerdeki rolünüzü açıkladıkları, teşhir ettikleri için kızıp kodese attınız. Yoksa kitap basılsın, basılmasın; kitap okunsun okunmasın umurlarında değildi.
Sayın Başbakan RTE, kitap yazana da, okumak isteyene de zulüm ediyorsunuz. Hani sizin bir konuşmanızda, Berna Yılmaz adlı  bir öğrenci, “parasız eğitim istiyoruz” diye pankart açtı diye, aylardan beri göz altında bulunmakta. Böylesine masumca okumak isteyen kıza yapılan zulümdür, zulüm… Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir talepte bulunan kimse suçlu sayılamaz.

KİTABI BOMBAYA BENZETMEK DEMOKRASİ KRİTERİNİN GÖSTERGESİ'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, "Bir yazarın, bir gazetecinin kitabına bir bomba benzetmesi, Sayın Başbakanımızın ve beynindeki demokrasi kriterlerinin ne olduğunun en temel göstergesidir" dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, gazeteciler Ahmet Şık ile Ertuğrul Mavioğlu hakkında açılan dava konusunda gazetecilere yaptığı açıklamada, “CHP olarak nerede baskı varsa, hukuksuzluk varsa, sorumluluk içerisinde arkadaşlarının yanında olacaklarını” söyledi. “”Bir yazarın, bir gazetecinin kitabına bir bomba benzetmesi, Sayın Başbakanımızın ve beynindeki demokrasi kriterlerinin ne olduğunun en temel göstergesidir” dedi.
(AA)http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&CategoryID=78&ArticleID=1046160
Çağdaş dünyada, kitap yazan insanların tutuklanması, kitapların toplatılması uygar ülkelerce ayıplanacak bir olaydır. Kitap okumayan, araştırmayan, sorgulamayan toplumların iflah olması mümkün değildir.
ll.ABDÜLHAMİT GİBİ
ll.Abdühamit de, aydınlara, gazetecilere, kitap yazanlara zulüm yapar, onları hapse atar, Fizan’a, uzak yerlere sürgün ederdi. (Fizan’ın bulunduğu Libya’da şimdilerde kardeş kanı dökülüyor). Onun şerrinden, baskısından Türk aydınları kitaplarını, gazetelerini yurt dışından basıp gönderirlerdi. Devrin en yürekli aydınlarından Namık Kemal yazdığı ve oynandığı Vatan Yahut Silistre kitabı yüzünden Magosa zindanına sürgünle hapsedilmişti, tıpkı İmamın Ordusu kitabını yazan, kodeste olan gazetecimiz gibi. (Magosa’ya gittim gördüm; Namık Kemal’in hapis yattığı zindanın önünde heykeli duruyordu. Sanki şiirlerinde dediği gibi, “vatan mahzun ben mahzun” der gibi, mahzun mahzun uzun sakalı ile başı dik bakıyordu).
AKP-RTE iktidarında, ll. Abdülhamit’in hafiyelik teşkilatından beter, günümüzde binlerce vatandaşımız izleniyor, gözleniyor, telefonları dinleniyor, kasetleri çekiliyor; raporları da günümüzün Abdülhamit’ine sunuluyor. Sonra da, Ergenekon, Silivri zindanı fermanları çıkıyor, tıpkı Fizan Fermanları gibi.

KİTAPSIZ, KÜLTÜRSÜZ, BİLİMSİZ, TOPLUM İFLAH OLMAZ.
Ret Kit okuyan Özal’dan, kitabı bomba sanan Erdoğan’a gelen sürece baktığımızda, sanat eserlerine saldırıldığı, sanat eserlerinin “ucube” görüldüğü ülkemizde sanki kültürsüzlüğe yönlendiriliyoruz imajı doğmaktadır. Böylece “ayağımıza kurşun sıkmış oluyoruz”; (Evrime Teorisine karşı tavrımızı gören bir Batılı uzman böyle demişti).
Avrupa’da en az kitap okunan, en az kitap basılan, en az kütüphanesi bulunan 2011 yılı Türkiye’sinin Başbakanı RTE, kitabı bombaya benzeterek, ülkemizde kitaba karşı düşmanlığı, kitaba karşı ilgisizliği daha da artırmıştır.
Hepimiz her kitabı okuyamayız; ancak kitap okuyanları ve de kitap yazanları hoş görmeli, onları korumalıyız. Çünkü kitaplar kültürümüzün en büyük yardımcıları, kitap yazanlar da, kültürümüze katkı sağlayan kültür neferleridir.
Ne yazık ki, kitap yazanları korumak şöyle dursun, daha basılmamış, taslak halindeki kitapları bile sanki bir cinayet, suç aleti imiş gibi, ani gece baskınlarıyla taslak kitapları polisimiz imha ediyor; kitap yazanı da sanki cinayet işlemiş gibi elleri kelepçeli olarak tutukluyor. Üstelik dünya tarihinde ilk kez bir yazarın, gazetecinin yazdığı kitaplar yüzünden eşi kocasına yataklıkta tehdit edildiğini öğreniyoruz…
Bu çirkin kitabı bombaya benzetilmesi, çağdaş olmak isteyen TC ine asla yakışmıyor. Bu isabetsiz bomba benzetmesi Türk okuma, yazma kültürüne zarar vermiştir. “Şiir okumaktan 4 ay hapis yattım” diyen başbakan, kitaba, kitap yazana karşı bu denli kültürsüz davranmamalıydı.
(Okuduğu mısralar da, Ziya Gökalp’in Balkan savaşında, Türk ordusunu coşturmak için söylediği şiirden alınmış, değiştirilerek söylenmişti. Bu değişikliği de kafasındaki dinsel istismar amaçlı, dini duyguları tahrik etmek için yapmıştı, çünkü şiirin aslı farklı idi).
“Güç bende, iktidar bende” böbürlenmesi ile, gazetecilere, kitap yazanlara düşmanca, hasmane davranarak tutuklatmanız, “ileri demokrasi” dediğiniz ortamda kitap düşmanlığı yapmanız, hiçbir çağdaş ülkede kabul edilemez.
Sayın Başbakan RTE, Laik TC inde iktidarınız süresince sürekli dini motifleri ön plana çıkaran laikliğe karşı tavrınız, kitapları bombaya benzeten durumunuza baktığımızda endişeye kapılıyoruz. Bunun için İslam ülkeleri ile Batı, Avrupa arasındaki farkı, basılan kitap sayısı, okunan gazete sayısı, kütüphane sayısı, bilim ve kültür düzeyi ile kıyaslayınız. Karşımıza, İslam ülkeleri aleyhine korkunç bir uçurum çıkıyor. Sadece sizin hırbalaştığınız İsrail ile İslam ülkelerini kıyaslarsak işin dehşeti ortaya çıkar.
Dünyada yalnızca 17 milyon Yahudi, bir milyar 400 milyon Müslüman...
Buna rağmen Yahudiler tüm Müslümanların toplamından bilimde nasıl çok çok daha güçlüler.
“İslam Konferansı Örgütü’nün (OIC) 57 üyesinin tümünde 500 üniversite bulunmaktadır ve üniversite başına 3 milyon Müslüman düşmektedir. Sadece ABD’de 5758 üniversite vardır. 
UNDP tarafından toplanan verilere göre Hıristiyan dünyasında okuma-yazma bilenlerin oranı neredeyse % 90 ve bunlardan 15 Hıristiyan çoğunluğa sahip ülkede okuma-yazma oranı % 100’dür.
Müslüman dünyasında buna çok zıt bir durum olarak bir ülkenin okuma-yazma oranı yaklaşık % 40 olup, % 100 okur-yazar oranına sahip bir Müslüman ülke yoktur. Hıristiyan dünyasındaki “okur-yazar”ın % 98’i ilkokulu bitirmişken, Müslüman dünyasında bu oran % 50’dir. Hıristiyan dünyadaki okur-yazarların % 40’ı üniversite mezunudur ve bu oran Müslüman dünyasında % 2’yi geçememektedir.
Müslüman çoğunluğa sahip ülkelerde her bilim adamına düşen Müslüman sayısı 1 milyon kişidir. ABD’de her bir milyon Amerikalıya 4000 bilim adamı düşmekte.
İslam dünyası gayrı safi milli hasılasının yalnızca % 0.2’sini araştırma- geliştirme bütçesi olarak ayırmakta. Hıristiyan dünyasında bu oran % 5. 1000 kişiye düşen günlük gazete ve kitap sayısı bir başka uçurum.
Sonuç: İslam dünyası bilgi üretebilecek, yayacak ve uygulayacak kapasiteden yoksun”.
OIC üyesi 57 ülkenin gayrı safi milli hasılalarının toplamı -petrol dahil- 2 trilyon doların altındadır. Oysa tek başına ABD 12 trilyon dolar değerinde mal ve hizmet üretmekte.
Son 105 yılda Museviler bilim dalında 100’ün üzerinde Nobel ödülü kazanırken, 1,4 milyar Müslüman yalnızca üç Nobel kazandı.
Bu aradaki korkunç uçurumun tek nedeni var; İslam ülkelerindeki, hurafeye, dine dayalı çağ dışı, laiklik dışı eğitimdir.
Evrim Teorisi ile bilime karşı, bomba benzetmesi ile kitaba karşı tavrımız, sınavlardaki hilelerimiz ve  hukuka karşı yandaş yaratma çabamızla, bu uçurumu artıran olumsuz etkenlerdir. İşin gerçeği bu. Bizdeki bu uçurumun nedeni de aydınlanma çağımızı durduran 1950 den günümüze kadar laiklik karşıtı, dinsel sömürülü iktidarlar yüzündendir.
Sonuç olarak Sayın Başbakanımız RTE, ülkemizde her türlü kitap basılsın, her türlü kitap okunsun, okuma özürlü halimizi, Silivri zindanları ile daha da katmerliyorsunuz. Sizin beğenmediğiniz kitabı halkımızın beğenmemesi diye bir şey düşünülemez. Sizin “ucube” dediğinize, başkaları da “ucube” demek zorunda değildir. Unutmayın ki Müslümanlığın ilk emri “Ikra-oku” dur. Okumayı engellemeyin, okuyacağımızı yazanlara zulüm etmeyiniz. Zulüm payidar olamaz, zulüm rahmetle anılmaz. Mahkeme kadıya mülk olmaz.
Kaynak:
http://www.milliyet.com.tr/ucurum/guneri-civaoglu/siyaset/yazardetay/26.08.2010/1281049/default.htm

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget