Üç partinin meydan mitinglerindeki olağanüstü kalabalığa bakan kimi köşeler; sandıktan sanki üç iktidar çıkacakmış gibi bir duyguya kapıldıklarını yazıyor.
İç ve dış kaynaklar ise hâlâ AKP’nin birinci, CHP’nin -güçlenerek- ikinci, yüzde 10 barajını aşmış görünen MHP’nin de üçüncü parti olacağına işaret ediyor.
Anketlere koşut, RTE’nin de komuoyunun da beklediği yüzdeyi AKP tutturamazsa; seçmen kimi yanıltmış olacak?
Elbette AKP’yi! Tabii tüm anketleri de!
Üzerinde durulmayan bu olasılık gerçekleşirse AKP’ye oy vereceğini söyleyenlerin asıl amaçlarını sandık gününe değin gizledikleri ortaya çıkacak…
…ve AKP’nin beklediği ölçüde oy alamaması olasılığından kaynaklanan sürprizin gerçekleştiğine tanık olacağız ve tabii, işte o zaman seyreyleyin gümbürtüyü!
Oy vereceklerin AKP’ye oy vermekten vazgeçmesi, olası oranın 46’lardan aşağılara düşmesi; elbette ülkenin pek çok açıdan selamete çıkacağına bir işaret, bir umut olacak.
***
Görünen köy kılavuz istemez derler; lakin RTE, bu özdeyişi hâlâ tersine çevirmenin peşinde.
Muhalefet liderleri anketlere inanmadıklarını söylerken; RTE, anket sonuçlarına güvendiğini gösteren demeçler veriyor. Mitinglerde de yine tek başına iktidar ve başbakan olacağını sergileyen konuşmalar yapıyor.
Oysa sandığın kapalı kutu olduğunu en fazla RTE’nin idrak etmesi gerekmiyor mu?
Ama nafile!
Tek parti olacağı iddiasından vazgeçtik; hâlâ olasılığı olmayan bir istekle halkın önüne çıkıyor.
Son TV konuşmalarından birinde, gerçeği tersyüz eden bir tavırla; “12 Haziran’ı yeni bir anayasa, ileri demokrasi için değişim ve dönüşüm noktası gördüğünü yineliyor ve AKP’nin 367’nin üzerinde milletvekili ile çoğunluk oluşturmasını diliyor, istiyor”.
Oysa -şayet anketler yanıltmıyorsa- RTE yüzde 45’leri tuttursa bile, parlamentoda yeni anayasayı referanduma götürmeden, kafasındaki amaçlara koşut biçimde gerçekleştirme olanağı bulacağını öngören 367’yi yakalamayacak!
Bu sonuç, RTE’nin başkanlık sistemiyle başlayan otoriter bir rejim gerçekleşmeyi içeren amacının suya düştüğünün kanıtı olacak.
Üstelik iç ve dış dünya rahat bir nefes alacak!
***
Dış basında aman RTE yine iktidarda kalsın diyen de yok.
Amerika, İngiliz ve Alman basını AKP liderinin ülkeye kazandırdığını iddia ettiği olanaklardan değil; aksine demokratik haklardan, hapislere attığı asker-sivil muhaliflerinden söz ediyor. Kimileri de “korkunun, gizlice İslamcı ve otoriter bir proje tasarlaması olduğunu” yazıyor.
Süddeutsche Zeitung gibi önemli bir Alman gazetesi; RTE’nin bu seçimde yine kazanma olasılığını irdelerken yabana atılmayacak önemde bir cümle kuruyor: “Bu seçimler onun çöküşünün başlangıcı olabilir” diyor.
Bu “çöküş” Çankaya hayallerinin suya düşmesiyle başlayabilir.
***
Gerekli midir, değil midir bilmiyorum; ama basına bu geleneği rahmetli Metin Toker’in getirdiğini biliyorum.
Toker, her seçimden birkaç gün önce memleketin içinde bulunduğu koşullara bakarak oyunu hangi partiye vereceğini yazardı.
Şu aralar pek çok yazarımız da hangi partiye, hangi adaylara oy vereceğini yazıyor.
Bugüne dek hiçbir seçimde oy vereceğim partiyi veya adayı yazmadım, fakat:
Şayet İzmir’de Karşıyaka’da otursam, elbette oyum Mustafa Balbay’a.
Oyumun benim için kardeşten öteye yakınlık ve değer taşıyan Balbay’a olduğunun nedenlerini sıralamaya, yinelememe gerek yok.
Yıllardır o benim, ben onun -her konuda- dert ortağıyız.
***
Ankara’da ikinci bölge seçmeni olsam oyum Gülsün Bilgehan’a. Nedeni kısaca açıklayayım.
Neden ne İsmet İnönü’nün torunu ne de rahmetli dostum, arkadaşım Metin Toker’in kızı olduğu için değil.
Gülsün; çok iyi eğitim görmüş, iki dil bilen, eli kalem tutan ve… laik, üniter devlet, sosyal hukuk devlet anlayışına, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet ve ilkelerine gerçek anlamıyla sıkı sıkıya bağlı bir genç kadın.
Partisinin açıkladığı kadın raporu üzerinde görüşlerini soran TV muhabirine verdiği yanıtlar; Gülsün’ün ve benzerlerinin siyasal yaşamımıza ve gelecek günlere ne denli katkıda bulunacağını gösterdi.
Devrimlerin öncüsü bir partinin “yenilik” zaten genlerinde var, diyordu.
Atatürk’ün “Ne mutlu Türküm” derken Türk demediğini ve ülke insanlarının hepsini kucakladığını söylüyordu.
Bu sözleri bile Gülsün Bilgehan’a oy vermem için yeterli bir neden.
Balbay’lar, Gülsün’ler çoğalsın TBMM’de!
Yorum Gönder