Cahit Sıtkı Tarancı der ki: “Akşam diyordun işte oldu akşam.”
Seçim gecesi, sonuçlara bakarken bu şiiri seçime uyarlamak geldi:
“Seçim diyordun, işte oldu seçim!”
Nasıl da seçimi kazanıp iktidara geliyorlardı, hele CHP...
Bu işler ne kadar kolay sanmışlardı, kırk yılın CHP’sine “yeni” sözcüğünü ekledin mi?
Oldu!
Bir de Ecevit’le karşılaştırmak yok mu?
Hatta bazı CHP’liler, Ecevit ruhunu “Kılıçdaroğlu’nun yüzünde görür gibi olduklarını, kendilerini aldata aldata söylüyorlardı?
Ecevit’in CHP’si, tarihte ilk kez yüzde 42 oy almıştı.
Ya bunların aldığı!
* * *
Seçim akşamı iki CHP’li, hem de 40 yılın değil, belki 70 yılın CHP’lisi dertleşiyordu:
Biri “kıyamadım” diyordu:
“Sandık başına oy vermek için gitmiştim, MHP’li olduğumdan değil, baraja takılmasın, diye... Kapalı oy verme bölümüne geçtim, oy pusulasını açtım, tam MHP’ye mühürü basacağım, ‘Altı okun hali içimi parçaladı, sanki oklar teker teker, ‘kıyma bize’ diyordu, kıyamadım!’”
Öbür CHP’li arkadaşı bu kadar romantik değildi:
“Altı ok, bana da öyle baktı, koca bir tarihti, hayatımızın en renkli, hareketli, heyecanlı yılları altı okla geçmişti. Hayır, dedim, MHP’nin barajı da olsa yine onlara oy vermeyecektim.
Seçim boyunca bir kere laiklik demeyen, laik Cumhuriyeti savunmayan, canım bizim altı okumuzun biri zaten milliyetçilik, diyebilen birilerinin artık altı okla ilişkileri kalmış olabilir miydi? Kal tarihinle baş başa dedim ve altı oka kıydım.”
* * *
Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşmasında “özür dilemesi” aslında özür değildir, “sizi affettim” demektir.
Bunu dahi anlayamadılar.
İster kabul edin, ister etmeyin, Türkiye siyasal tarihinde olmadığını biliyoruz, bir parti üst üste üç seçim kazanır mı?
Kazandı!
Daha ne olacak hem de yüzde elli oyla...
* * *
Bir gerçeği artık görün, olmuyor, olmuyor, bu işler olmuyor, bu halk çoğunluğu CHP’ye oy vermiyor, hele “yeni”sine...
Bunun tarihi geçmişi vardır da, halk bugün tarihe değil, yaşadığına bakar.
Bir kere değişik oy verdi, Ecevit’in CHP’si yüzde 42 oy aldı.
Peki, CHP şimdiye kadar bu memlekete yararlı bir iş yapmadı mı?
Bugün “özelleştirme” diye haraç mezat satılanlar kimin eseri?
Adamın evine buzdolabı, çamaşır makinesi, kömür giderse, satılan fabrika umurunda mı?
* * *
Aslına bakarsanız, Tayyip Erdoğan için güç günler şimdi başlıyor.
Hepsini bir yana koyun, koyamazsınız ya, Kürt sorunu yeter de artar bile...
BDP’nin aldığı oylar ortada. Kürt sorununun asıl muhatabı onlar olmalı, değil mi?
İmralı ve Kandil acaba ne der?
Seçimden önce “Bu seçim başka seçim, ülkenin bütünlüğünün tartışıldığı seçim!” demiştik.
İşte o günlere geldik...
* * *
Başbakan’ın işi zor, hem de çok zor...
Hikâyeyi bilirsiniz, adam gece uyuyamıyormuş, bir sağa bir sola dönüyormuş, karısı merak etmiş:
“Neyin var, canını sıkan ne?”
“Karşı apartmanda oturan Dilaver beye borcum var, ama ödeyemeyeceğim!
Kadın pencereyi açmış:
“Dilaver bey, Dilaver bey!”
Dilaver bey telaşla açmış:
“Hayrola Fatma Hanım, ne var?
“Bizimkinin size borcu varmış yarın ödemesi gerekiyormuş, öyle mi?”
“Evet öyle!”
“Boşuna beklemeyin, borcunu ödeyemeyecek!”
Dönmüş, kocasına:
“Şimdi sen yat uyu, Dilaver beyin uykusu kaçmıştır, o düşünsün!”
Seçimi kazanmak önemli de...
Asıl önemli olan seçimden sonraki sorunlar.
Şimdi bu fıkrada kimi kime yakıştırırsınız?
Sayın Başbakan’ı, uykusu kaçan “Dilaver bey”e benzetmeyin de...
Yorum Gönder