İzmir’e Çağrı... - Mustafa Balbay

İzmir, sadece Cumhuriyet döneminde değil, Anadolu’nun 5 bin yılı aşan tarihinde hemen her çağa damgasını vurmuş bir şehir.
İzmir, Kurtuluş Savaşı’nın ilk kıvılcımını
çakarak 20. yüzyılımızı başlatmış bir şehir.
İzmir, Kurtuluş Savaşı’nın son noktasını koyarak, bayrağı kuruluş savaşına devretmiş ve burada da yer almış bir şehir.
İzmir, ilk iktisat kongresine ev sahipliği yaparak “Misakı Milli”nin ardından “Misakı İktisadi”nin, ekonomik bağımsızlığın bayraktarlığını yapmış bir şehir.
İzmir, çok partili döneme geçişi selamlamış, demokrasinin çağdaş düzeye çıkmasına el vermiş bir şehir.
İzmir, yerel motiflerini koruyarak dünyaya açılmayı başarmış bir şehir.
İzmir, Ankara’nın iktidar dayatmalarına boyun eğmemiş, bir başbakanın “işte benim il başkanı adayım” dediği kişiyi il kongresinde seçmemiş bir şehir.
***
İşte bu şehir bugün de bir başka kuşatma altında...
Milletvekili tutuklu. A’dan Z’ye tüm gazetecilik faaliyetleri toplanmış, 2 kez ağırlaştırılmış müebbet, 300 yılı aşkın hapis, devamında sağ kalırsa sürgün gerektiren “terör faaliyetleri” üretilmiş...
Belediye başkanı hakkında “çete reisliğinden” iddianame düzenlenmiş. 34 “suç” alt alta toplanmış 397 yıl hapsi isteniyor.
Bir kısmı tutuklu 130 belediye bürokratı belediye başkanıyla yani “çete reisiyle” birlikte “organize” suç işlediği gerekçesiyle yargıç karşısına çıkacağı günü bekliyor.
Pek çok belediyesine baskınlar düzenlenmiş, soruşturmalar ucu açık devam ediyor. Her soruşturma çıplak elektrik telleri gibi ortalıkta savruluyor, ne zaman kimi çarpacağı belli değil.
İş yapılan yerde hata da vardır. Buna elbet belediyeler de dahil. Bu tür hataların nasıl denetleneceği, cezalandırılacağı belli. Ancak operasyonlar “bir belediyedeki usulsüzlük” diye değil, “yasadışı bir örgütün ortaya çıkarılması” mantığıyla yapılıyor.
Bu bir siyasal saldırıdır.
İzmir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu “çete reisi” olarak yargı önüne çıkmayı beklerken görevini de yapmaya çalışacak, ama pek çok elemanı “çete üyeliğinden” cezaevinde adalet bekleyecek!
Bu tablo yakın gelecekte, belki de yerel seçimlerin hemen öncesinde daha olumsuz gelişmelerin olabileceğini gösteriyor.
“Bekleyip görelim” mantığı akla iki şeyi getiriyor:
1. Aziz Nesin’in “Dur bakalım ne olacak” hikâyesi...
2. Kazanda usul usul ısıtılan kurbağa örneği...
İzmir, iktidarın bunca ters bakışına karşın gelişim hızında dünya dördüncülüğünü yakalamış bir şehir. Bunda belediyelerin, bütün yerel dinamiklerin payı var. Ankara kaynaklı merkezi yatırımlar İzmir’e lütuf değil. Bileğinin hakkı. Kaldı ki İzmir ulusal ekonomiye yaptığı katkıdan daha az yatırım payı alıyor.
***
İzmir’e bir çağrım var...
Kışın ardı bahardır... Gelin bir “İzmir Baharı” yaratalım...
Adalet isteyelim, haksız saldırılara dur diyelim...
Özgürlük isteyelim, önce hapsedip sonra yargılamaya dayalı engizisyon mantığına dur diyelim...
Eşitlik isteyelim, Deniz Feneri’ne ayrı, yurtseverlere ayrı uygulamaya dur diyelim...
Demokrasi isteyelim, korkuya dur diyelim...
Bakın Rıfat Ilgaz “Aydın mısın” şiirinde nasıl sesleniyor:
“Kaldır başını kan uykulardan / Böyle yürek böyle atardamar / Atmaz olsun / ses ol ışık ol yumruk ol / Karayeller başına indirmeden çatını / Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm / Alıp götürmeden büyük denizlere / Çabuk ol.
Tam çağı işe başlamanın doğan günle / Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden / Her satırında buram buram alın teri / Her sayfası günlük güneşlik / Utanma suçun tümü senin değil / Yırt otuzunda aldığın diplomayı / Alfabelik çocuk ol.
Yollar kesilmiş alanlar sarılmış / Tel örgüler çevirmiş yöreni / Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende / Benden geçti mi demek istiyorsun / Aç iki kolunu iki yanına / Korkuluk ol.”
***
Bir şey yapmalı...
Hukuk zemininden milim kaymadan...
Toplumsal meşruiyete hiç halel getirmeden...
Ilgaz’ın şiirindeki gibi en azından kolları açıp iki yana demokrasiyi ve adaleti beklemeli...
Ama bir şey yapmalı....

Mustafa Balbay/Cumhuriyet

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget