Çağdaş siyaset bilimi, 1950 seçimleri ve öncesi rahmetli Celal Bayar‘ın ifade ettiğinden çok farklı . O tarihlerde Bayar siyaseti şöyle tanımlıyordu: “Siyaset, çoğunluğun her istediğini yapabildiği sistemin adıdır.”
İşte o düşünce tarzı, bugün AKP iktidarının ve Sayın Erdoğan’ın benimsediği ve uyguladığı gerilerde kalan siyaset anlayışıdır. Nitekim o düşünce tarzı, halkın oylarını alan parti DP‘nin uygulamaları ve iktidarın tutumu ve uygulamalarıyla, ülkede hiç de arzulanmayan “darbeler devrimi”ni başlatmıştır. DP‘nin dini siyasette kullanması laikliğe aykırı olsa da Başbakan başı sıkışınca Meclis’e koşuyor (6-7 Eylül olaylarından sonrası gibi). Meclis’teki grup çoğunluğuna sesleniyordu:
“Siz isterseniz hilafeti bile getirebilirsiniz!” AKP’li Bülent Arınç da bir ara “Meclis çoğunluğu isterse, kadınları erkek yapmanın dışında her istediğini yapabilir!” demedi mi? İşte bu üslup, iki kötü siyaset hastalığı, 2010′dan beri Türkiye’deki siyaseti önce kirletti, sonra da içinden çıkılmaz iç ve dış sorunlara sürükledi; sürüklemeye de devam ediyor.
İktidar Cumhuriyet’in hukuk ve kuruluş felsefesini değiştirecek yeni bir Anayasa mı istiyor? Kolları sıvıyor ve Meclis’teki giderek pısırıklaşmış, Cumhuriyet heyecanını kısa sürede yitirmiş muhalefeti tayin ettiği gündemle yönetmeye devam ediyor. Oysa bu düşünce çok gerilerde kalmıştır ve eğer aklı başında, dişli ve ödünsüz,işlevini hakkıyla yapan bir muhalefet olsa; bu iktidara bu olanaklar, kolayca kurulan mutabakatlarla, “uzlaşma” adı altında pazarlıklarla sağlanamazdı.
Dahası iktidar terörle müzakere başına oturamaz, yabancı güçlerin isteklerine boyun eğemezdi. Ve ülke içeride ve dışarıda Osmanlı’yı çökerten, “rejimi hasta bir ülke” olarak anılıyor olmazdı. 1839′dan beri bu durumdan yararlananlar kimler olmuşsa, yine onlar içimizde ve oyunlarına devam ediyorlar.
Ve elbette bu bağımlılık, aykırı ses çıkarmayan halkın ülkenin bölünme tuzaklarına düşmesine varan bu durumda direnme hakkını kullanamaması, işte bu baskı sistemini getirdi. Yani “Her toplum layık olduğu şekilde idareyi ister” saçmasına inanacak mıyız?
Suç Kimde?
Artık başbakanlar yurt dışı gezilerde yerden 10 bin metre yükseklikte gündem tayin edecek beyanlarda bulunabiliyorsa, iktidar Meclis’in “dikensiz gül bahçesi” olarak kullanabiliyor, hak, hukuk, adalet sistemini kendi emrinde biliyorsa, Bayar’ın dediğini yapıyor demektir. Oysa dünya değişmiştir ve siyaset, artık iktidarı ve muhalefetiyle birlikte karar almak zorundadır. Bunun adı “gerçek demokrasi”dir.
O demokrasilerde iktidara bağlı bir yargı sistemi, iktşdarın dilediği gii bir silahlı kuvvetler, iktidarın istediği ekonomik politikayı uygulayan bir işadamlar topluluğu, halkı hiçe sayarak devleti babalarının malı gibi pazara çıkaramazlar, özelleştirme adı altında parselleyip yabancılara satamazlar. Neden yapamazlar?.. Çünkü, Meclis’te muhalefet ittifakları oluşur ve yasa dışı her eylem karşısında sadece tek adama bakarak parmak kaldıran iktidarın karşısında, halkın haklarını çatır çatır, söke söke alırlar.
Şimdi biz nasılız? İşte bildiğiniz gibi, demokrasiyi ve siyaseti böyle algılayan bir iktidar ve karşısında aciz, beceriksiz ve iç kavgalarıyla koltuğu kaptırmak istemeyen bir muhalefet var. Bu, demokrasi değildir. Muhalefet yoksa, ülkenin sağlam güç odakları şu ya da bu şekilde susturulmuşsa, halk ne yapacak? Elbette korkudan yılgın, sessiz kalacaktır.
“Gündemi iktidar tayin ediyor” dedik. Örnek verelim.
Muhalet partileri ya da onların başındaki aklı evveller, halkı bal gibi, “uzlaşma ya da imza altına alınan geçerliliği olmayan protokollerle kandırıyorlar.” Yetmiyor; PKK ile pazarlık yaptıklarını itiraf eden ve daha da ileri gideceklerini söyleyen, bu nedenle de Anayasa’yı değiştirmek için muhalefeti müzakereye çağıran iktidara ya can simidi ya da baston görevi üstlenmiş bir ana muhalefet…
Bir yandan teröre açıktan kesin tavır alan yavru muhalefetle her gün şehit cenazelerine ağıt yakarken, iktidarın koluna girerek daha da ileri gitmesine yardım ediyorlar. Örneğin, “Önce ayrıntıları çözelim, sonra öteki maddelere geçeriz” diyen iktidarla uzlaşma içindeler. Oysa bu ana muhalefet yasal bir seçimde milletvekili seçilmiş 2, öteki parti 1 milletvekilini dahi yasaların ve Anayasa’nın emrine uygun bir savaşımı yürüterek özgürlüklerine kavuşturamadılar.
Ana muhalefet partisi, Meclis’i boykot etmiş, sonra Başbakan’ın dediği gibi “tükürdüğünü yalayarak” tıpış tıpış Meclis’e dönmüş ve yemin etmiş bir ana muhalefet partisidir. Niçin sormazlar ki: “Neden boykottan geri adım attınız? Neden kaldıramayacağınız bir sorumluluğu yüklendiniz, neden geri adım attınız?”
Bu soruya cesaretle yanıt bulduğumuz ve gereğini yaptığımız gün; tüm sıkıntılara, tüm siyasi aymazlıklara çare bulmak mümkün.
Kurtul Altuğ/AYDINLIK
Yorum Gönder