Yeni yasama yılı açılır açılmaz, gündem değiştirme ustaları da hızla faaliyete geçtiler. Ülkenin gerçek gündemine sıra gelmesini önlemek, en azından karartmak amacıyla rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünün nedenleri altında 25 Mart 2009’dan iki yılı aşkın bir süre geçtikten sonra suikast araması yaptırmak isteyenler seslerini yükselttiler.
Kuşkuyu gidermenin yolu, bugüne kadar yapılmış olan Meclis Araştırmasını da yok sayıp sil baştan başlamaksa, o işi yeni tartışmalarla gündemi doldurmadan oluşturup, sonuca ulaşılmasına kimse hayır demez.
O sis perdesi arkasından Sayın Başbakan’ın “Alman vakıflarının aracılığı ile CHP’li ve BDP’li bazı belediyelerin PKK’ye parasal yardım yaptıkları” iddiası gelince, böylesine ağır bir suçlama elbette gündemin en başına oturmuş olmalıdır.
İddianın sahibi, ülkede uçan kuştan haberi olması gereken kişidir. Yani Yürütme erkinin başı. Milli İstihbarat da Emniyet Genel Müdürlüğü de onun emrinde.
Özellikle de bu devirde.
BDP’den benim bu yazıyı yazdığım ana kadar bir yanıt gelmiş değildi. Ama ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanı, Sayın Kılıçdaroğlu pazar günkü Vatan’da Mustafa Mutlu arkadaşımız eli ile bu suçlamaya çok ağır bir yanıt vermiş ve “Başbakan iddiasını ispatlasın, hangi belediye başkanı ise ben tutup kulağından kapının önüne koyacağım” demişti.
Hükümetin parti ayırımcılığı yaparak, CHP’ye ve BDP’ye ait belediyelere parasal destek olmadığının en somut örnekleri arasında Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Büyükerşen’in somut suçlamalarının üstündeki mürekkep henüz kurumuş değil. Kentin toplu taşıma sorununu çözen raylı toplu taşıma sistemine kulaklarını kapatmış olan iktidar partisinin İller Bankası’ndan bu belediyenin istediği proje kredisine yeşil ışık yakması bin bir zorluktan sonra aşılmış.
Böyle olmasına karşı CHP’li belediyelerin o zar zor sağlanan kredileri çarçur edecek kadar akılsız, hele bir terör örgütünü destekleyecek kadar da hıyanet içinde olmadığının kanıtları bu belediyelerin tek tek Erdoğan hakkında iftira davası açma kararı almasından ortaya çıkıyor.
BDP’ye bağlı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi adına da alınan Alman yardımlarının proje kredilerinden başka bir şey olmadığı ve PKK ile ilgisi olamayacağı iddiası ortaya atılmış.
Dün Güney Afrika’ya hareketinden önce Başbakan, sözlerini medyanın cımbızlayarak kullandığını ileri sürerek hem yine medyaya yüklendi hem de bir tür “çevir kazı yanmasın”cılık oynadı.
Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasında geçen PKK’ye yardım suçlaması ile o suçlamaya verilen yanıt, AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’ı yasama yılının ilk haftasında köşeye sıkıştırmıştır.
Ne demişti Kılıçdaroğlu?
“Başbakan iddiasını ispatlasın, hangi belediye başkanı ise ben tutup kulağından kapının önüne koyacağım.”
Başbakan bu açık yanıt karşısında yumuşak bir ifade ile yöntem değiştirmiş ve dönüşünde Kılıçdaroğlu’na “lütfeder bir kahve içmek için gelirse bazı açıklamaları yapacağını” söylemiş.
Suçlama kürsüden ya da basın toplantısı ile ise..
Savunmanın yanıtı da aynı yöntemle olmalı. Acı kahve ile değil..
Orhan Birgit/Cumhuriyet
Yorum Gönder