GÖZ yummalar ve tutarsızlıklarla, yani yanlışlarla gelinen bir noktada doğru iş yapılmaz.
Şimdi belleğinizi tazeleyin ve çok uzak olmayan geçmişte iktidar partisi aleyhine Anayasa Mahkemesi’nde açılmış bir parti kapatma davasını anımsayın. Parti’nin 68. maddedeki yasaklara aykırı davrandığı yüksek mahkemece saptanmış, ama suçun cezası olan temelli kapatmaya gitmeden para cezasıyla yetinilmişti. Bu tutarsızlığı kamuoyu pek beğenmiş ve akılcı bir demokrasi uygulaması diye alkışlamıştı.
Şu sıra, o partinin öncülük ettiği bir girişimle yeni bir anayasa yapma seferberliği yaşanıyor. Büyük olasılıkla, parti kapatma cezası büsbütün kaldırılacak.
Bu da bir yaklaşım. Hukukun alışılmış birtakım süreçleri kesmemesi ve sorunların doğru çözümüne engel olmaması istenir. İktidar partisinin o deneyimden ders alıp almadığı tartışması bir yana, geleceğe ve hatta bugünlere bakarak asıl sorulması gereken soru şudur: Büyük ya da öğrenci argosunun bir deyimiyle “baba” sorunların doğru ve çabuk çözülmesini güçleştiren önemli engel anayasa mıdır ki onun değiştirilmesi öne alınmış ve bütün partilerin dikkatini o noktaya çekecek bir süreç başlatılmıştır?
O bakımdan, “ana” yasalar kavramına bir bakalım: Çok önemli sorunları düzenleyen tek metin anayasa mıdır? Seçim yasaları, siyasal partiler yasası az mı önemlidir? Onlarda kusur varsa, kusur gidermeye iktidar partisinin parlamenter gücü yetmez mi?
Haydi, siyasal alanı bırakalım ve eğitim gibi sıradan ama herkesi ilgilendiren bir alana bakalım: Okulöncesinden uzmanlık aşamasına kadar bütün öğretimi “parasız”a çevirebilmenin önünde bir anayasa engeli mi var?
Öyleyse o tür, hem de bir kısmı iktidarın yarattığı türden sorunlar yığılıyken dipsiz kuyu bir anayasa alanına girmek gündem saptırma veya oyalama değildir de nedir?
Mümtaz Soysal/Cumhuriyet
Yorum Gönder