Nedim beni 1981'e götürdü - Rıza Zelyut

Güneş yazarı Rıza  Zelyut,un 16 Mart 2012 köşe yazısı:
Nedim beni 1981'e götürdü

Dünkü gazetelerde gazeteci Nedim Şener'in ağladığını gösteren haberler vardı.
Küçük kızına, Silivri  Cezaevi'nde yapılanlardı onu derinden yaralayan.
Yani kendi çektiğine değil de kızına yapılanlara ağlıyordu.
Kontrol sırasında eteğini çıkartmak zorunda bırakılan... Beline kazağını sararak babasına koşan bir yavrunun acısına ağlıyordu.
***
Onu, iyi anlıyorum.
Ben de yazdığım bir kitap yüzünden  16 Kasım 1981 yılında tutuklanıp Toptaşı Cezaevi'ne konulmuştum. Bir hafta kadar sonra eşim Özden, o sıralar 8 yaşında olan oğlumu da beni görmeye getirmişti. Erkekler ayrı, kadınlar ayrı haftada görüşe gelebiliyor. Bizimkisi erkek ya... Onu bir erkek görüşçüye emanet etmiş hanım ve kalabalık görüşme salonuna sokturmuş.
Ben sık telin öbür yüzündeyim. Baktım ki oğlum... Şaşkınlık ve korku içinde beni arıyor ama tel duvardan göremiyor ki...
-Evren, Evren diye seslendim ve o gürültü içinde sesimi duyurdum. Sese doğru döndü; en sonunda beni görür gibi oldu. Ben; gelmesi için sesleniyordum. Sonunda  tele yaklaştı ve gözleri korku ile dolu olarak bana baktı, baktı, baktı. Uzun saçlarım kökten yülünmüş, dımdızlak olmuştum; o yüzden tanıyamamıştı. Dehşete kapılmış gibiydi. Yatıştırmak için neşeli şeyler söylemeye çalıştım. Ben şirinlik yapmaya çabalarken süre dolmuştu bile; bir asker gelip aldı, götürdü.
Annesi anlattı sonra. Oğlum dışarı çıkar çıkmaz ağlayarak sormuş:
-Anne, babamı asacaklar mı?
O günkü oğlumla aynı yaşta olan Nedim'in kızı da annesine sormamış mı?
-Anne, babam terörist mi?

ATILAN O TEKME
Toptaşı cezaevi; cezası kesilenlerin konulduğu bir yerdi. Bitin, pisliğin, açlığın, sefaletin kol gezdiği bir yer. Doğrusu ya, orada çektiğim sıkıntılar bende fazla yara açmadı. Benimkisi, Metris tutukevinden getirilen devrimci gençlerin orada çektiklerinin yanında devede kulak bile değildi.  Onlara yapılan işkenceleri hatırladığımda sinirlerim bozuluyor; yazmak bile gelmiyor içimden.
Ama aklıma en çok takılan; beni en çok yaralayan o tekmedir.
Erkek görüş günündeyiz.  Eşim; oğlumu getirmiş; eline de benim çamaşırlarımı koyduğu bir poşet vermiş. Oğlum o poşeti bana verecek...
Küçük, kara kuru Evren;  kalabalık ve pislik içindeki görüşme salonuna elindeki poşetle tek başına girmeye çalışıyor.
Kapıda jandarma... İçeride bir yüzbaşı. Kenan Evren'in oradaki temsilcisi...
Benim hapse atılmam gazetelerde haber olmuştu; o yüzden tanıyorlar. Yazdığım kitapta da devletin güvenlik kuvvetlerini tahkir  ve tezyif etmişim ya; suçum iki katlı...  İşte bu yüzden sırasını şaşıran oğluma bir başçavuş bir tekme savurmuş. Tekme onun elindeki poşete gelmiş; çamaşırlarım çamurlara savrulmuş; oğlum bir kenara düşmüş.
Eşim atılmış; bağırarak çocuğu kaldırmış; çamaşırları toplamış.
Ve büyük bir acı içinde , o kar yağışlı havada, soğukla boğuşarak geldikleri Toptaşı'ndan ağlayarak dönmüşler.
Bu olayı daha sonra anlattığımızda, şair Gülten  Akın da çok duygulanmıştı ve oğlumla ilgili bir de şiir yazmıştı.
***
Beni hapse atılmam, cezalandırılmam, işimden ekmeğimden edilmem değil de işte bu olay çok yaralamıştı, çoook.
Bunu; kendime birilerini acındırmak için yazmıyorum. Zindana çevrilen hapishane gerçeğini birilerine hatırlatmaktır derdim.  Adalet Bakanlarının; darbe sonrasında Kenan Evren zihniyetini sürdürmekte olduklarını göstermektir amacım.  O oğlumu tekmeleyen başçavuşun sivil kıyafet içinde bugün de içerideki insanlara acı çektirmesidir.
Hapishaneleri; toplu işkencehane olmaktan çıkaracak önlemleri bir an önce bekliyoruz.
Eğer biraz vicdanımız var ise...
Eğer biraz Allah'a inanıyor isek...

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget