Tıp bayramı imiş, doktorlar neyi kutlayacaklardı acaba? - Tünay Süer

Dün SSK Merdivenköy Araştırma Hastanesine dâhiliye ve göz muayenesi için zar zor internetten aldığım randevu sayesinde gittim.
Nasılsa randevum var diye rahattım. Yarım saat önce hastanedeydim ve barkotlarımı ayrı ayrı bin işkence içerisinde kuyruklarda bekleyerek alabildim. Hastane acayip şekilde kalabalıktı. Değil oturacak yer ayakta bile duracak yer yoktu muayene olacağım doktorun kapısında. Ortam havasız, öksürük tıksırık cabası. İnanın oraya sağlam giden hasta çıkar. Elektronik tabelada isimler yazıyor sırası gelen içeri giriyordu.
Neyse uzatmayayım randevu saatim 14,17 idi ve sıra numaram 91 di. Saat 16.00 oldu ve ben halen ayaktayım, henüz 75 numaralı hasta içeri girebilmişti. İçerideki sıkışıklıktan ve sıcaktan bunalarak kaç kez o uzun koridorları adımlayıp dış kapıya çıkıp girdiğimin sayısını unuttum.
Gözüm saatteydi bu sırada tabi. Göz doktoru randevumu kaçırmamam için de telaşlanıyordum bir yandan.
Nihayet sıra bana geldi, içeri girdiğimde inanın doktorun haline acıdım. Utana sıkıla tıp bayramını kutladım.
Doktor acayip dağılmıştı. Haklıydı adam, bir günde 108 hastaya bakmak kolay değildi elbet. Hasta ile görüşürken içeri ellerinde raporlar, bir takım kâğıtlarla onlarca kişi girip çıkıyordu. Bir yandan kendisine uzatılan kağıtları okuyor, bazılarına mühür basıp imza atıyor, bazılarına izahat veriyordu.
Tabi bu sırada bende içeri girenler bitse de sıkıntımı anlatsam diye bekliyorum. İçeri girenlerin arkası kesilmiyor ki.
Hay Allah! Ne çileydi ya!
Hastanedeki doktorların üzerlerine öylesine yük binmiş ki bunun nesi kutlanır ya diye içimden geçiriyorum.
Bu yoğunlukta ne doğru teşhisin konmasına imkân vardır, ne de muayenenin. Sağlık Bakanlığına duyuru olsun.
Rapor alma katı en alt zeminde orada da muazzam bir kalabalık ve üstüne üstlük bilgisayarlar kesilmiş. Koyun gibi bekliyoruz. Buradan alınan belge tekrar sevk eden doktora götürülüp imzalatılacak, oradan tekrar aşağıya buraya getirilecek, arada fotokopi çekilecek.
Off! Of ! Hastanenin inişli, yokuşlu koridorlarında koşuşturup durdum. Tabi bu sırada göz randevu saatim geçmişti. Şansımı denemek için öbür uçtaki ve üst kattaki göz muayene kısmına tık nefes gidebildim. Sinirimden ve yorgunluktan ağlamak üzereydim neredeyse. Haaa! Daha ben içeri girmeden önce bir yetkili başka bir alet ile gözlerime baktı bir kâğıt tutuşturdu elime.
Çabuk ol, doktor gidiyor dedi.
Genç bir bayan doktor çıkmak üzereydi rica mihnet biraz da arsızlıkla oturdum muayene iskemlesine. Tabi o da şişmişti artık ve çok yorgun olduğu belliydi. Kısaca alel usul baktı ve 5 yıl önce verilen okuma gözlüğümün çok ileri derecede verilmiş olduğunu söyleyerek yeni bir reçete yazdı elime tutuşturdu. Hâlbuki o reçeteyi de 5 sene önce burada yazmışlardı.
Hastanede bir şey daha dikkatimi çekmişti bekleyiş sıralarımda. Elinde paspas değneği olan bir görevli zaman zaman aynı paspasla yerleri temizler görünüyordu. Kim bilir kim tarafından burada işe gönderilmişti bilemem ama adam temizlik yapmıyor sadece vakit geçiriyordu. Görünüş o idi.
Çıkışta dış kapı önünde de bir çalışanın aynı şekilde iş gördüğünü fark ettim. Gidenle, gelenle lak lak yapıp duruyordu.
Giriş kapısındaki Atatürk büstünün üzerine kuşlar pislemiş ve büst pislik içindeydi. Büstü göstererek temizlemesini söylediğimle benle,” hangi büst “filan diye dalga geçmeye kalktı. Ben de ona gerekli şekilde konuştum ve sonunda. O olmasaydı senin de, benimde analarımız belli olurdu ama babalarımız belli olmazdı dedim ve eve yollandım.
Burada şunu anlatmak istedim, doktorlarımız ve bizler inanın acınacak haldeyiz. Bundan ötürü iktidara teşekkür mü etmeliyiz acaba?
Tünay Süer

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget