Göz Göre Göre Ölmek - Utku Çakırözer

Geçen eylül ayında İstanbul’da Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Zirvesi’nin açış konuşmasını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan dünyaya Türkiye adına şu sözü vermişti:

Cumhuriyet yazarı Utku Çakırözer,in 14 Mart 2012 köşe yazısı:
Göz Göre Göre Ölmek

Göz Göre Göre Ölmek - Utku Çakırözer
Geçen eylül ayında İstanbul’da Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Zirvesi’nin açış konuşmasını yapan Başbakan Tayyip Erdoğan dünyaya Türkiye adına şu sözü vermişti:
“Ülkeler, hızlı büyüme dönemlerinde, iş güvenliği gibi kritik hususları gözden kaçırabilir ya da bilinçli şekilde erteleyebilir. Ancak Türkiye bir yandan istihdamı arttırırken istihdam şartlarını iyileştirme konusundan hiçbir taviz vermemektedir. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir işgücü arzı oluşturmak, çalışanların yaşam kalitelerini yükseltmek, işletmelerde verimliliği arttırmak ve üretim kalitesini geliştirmek için iş güvenliğini arttıracak adımlar atmaya kararlılıkla devam edeceğiz. Bu yaklaşımla hazırladığımız İş Sağlığı ve Güvenliği Yasa Tasarısı’nı da önümüzdeki dönemde yasalaştırmayı ve çalışma hayatımıza kazandırmayı hedefliyoruz.”
On bir can Esenyurt’ta naylon bir çadırın içinde, kâğıt gibi yanınca, bu sözlerin tutulmadığı ve üç-beş sayfalık yasa tasarısının hâlâ Bakanlar Kurulu’nda imza beklediği gerçeği ile karşı karşıya kalıverdik.
2010’da kara bilanço
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Türkiye Temsilcisi Ümit Deniz Efendioğlu’ndan aldığımız çalışma güvenliğine ilişkin son rakamlar da meselenin vahametini ortaya koyuyor:
“Türkiye’de her gün 176 iş kazası oluyor ve bu kazalarda yine her gün 3 kişi ölürken 5 kişi de sakat kalıyor. Sadece 2010 yılında toplam 62 bin 903 iş kazası ve 533 meslek hastalığı meydana gelmiş, 1.444 kişi iş kazalarından, 10 kişi ise meslek hastalığından hayatını kaybetmiştir. Bu ölümlerin 475’i yani yaklaşık 3’te 1’i inşaat sektörü kaynaklıdır.”
Çalışma Bakanlığı kaynaklarına göre de Türkiye’de iş kazalarında ölüm oranı yüz binde 10’a ulaşmış durumda. Yani her 100 bin işçiden 10’u ölüyor ülkemizde. Avrupa birincisiyiz!
Sözleşmeler imza bekliyor
Bu üzücü tabloyu değiştirmek için ne yapılıyor derseniz...
Efendioğlu’nun verdiği bilgiye göre İş Sağlığı Güvenliği alanında ILO’nun kabul ettiği 20 uluslararası sözleşme var. Bunlardan 6’sını onaylayan Türkiye, 14’ünü henüz imzalamamış.
En son 2005 yılında 155 ve 161 No’lu sözleşmeleri onaylamış. 2006’da çıkan 187 No’lu en yeni sözleşmeyi ise geçen yıl bu konudaki zirveye ev sahipliği yapmamıza rağmen hâlâ imzalamamışız.
‘Yasa için çok geç kalındı’
Başbakan seviyesinde sözü verilen kanunun çıkmamış olması temel sorun. Efendioğlu’nun değerlendirmesi şöyle:
“En önemli mesele cezai ve önleyici tedbir eksikliği. Türkiye gibi ekonomide önemli gelişmeler kateden bir ülkenin hâlâ müstakil bir ‘iş sağlığı ve güvenliği yasası’ bulunmuyor. On yıllar boyunca 1973 yılında çıkarılmış İş Sağlığı Tüzüğü yürürlükteydi. 2005 yılında ILO’nun 155 sayılı sözleşmesi onaylanınca bu alanda bir yasa çıkarılması zarureti doğdu. Aradan geçen 7 yıl içinde hâlâ bu yasa çıkarılabilmiş değil. Çalışma Bakanı da bunu söylüyor zaten. Böylesine önemli ve acil bir yasa konusunda Türkiye maalesef çok ama çok geç kalmıştır.”
Yasa çıkarmakla da bitmiyor aslında mesele.
“Denetim ve bilinçlendirme gibi konulara da ağırlık verilmesi gerekli” diyen Efendioğlu, Çalışma Bakanlığı’nın elinde yüz binlerce işyerini denetleyecek sayıda müfettiş bulunmadığının altını çiziyor. Ülkemizde iş güvenliğine ilişkin bu acı gerçekleri dinlerken o yoksul işçilerin aslında göz göre göre öl(dürül)düğünü düşünmeden edemiyor insan...

İŞGALDEN ÇIKAN SONUÇ
Oran semtindeki ILO Temsilciliği geçen hafta 18 saat süren bir ‘mini işgal’ yaşadı. Meclis’te görüşmeleri başlayan sendikalar yasasını protesto amacıyla DİSK üyeleri, ABD’deki ‘Occcupy Wall Street (Wall Street’i İşgal Et)’ hareketinden esinlenerek ‘Occupy ILO’ adını verdikleri bir eylem gerçekleştirdi 8 Mart’ta. Avrupa ve dünya emek hareketi çevrelerinde ses getiren bu eylem, Türkiye’de hak ettiği ilgiyi pek göremedi.
İşgalin polis müdahalesine gerek kalmadan sona erdirilmesi için DİSK, hükümet ve ILO Genel Merkezi arasında saatlerce mekik diplomasisi yürüten Efendioğlu, eylemi tasvip etmemekle birlikte ortaya koyduğu çok önemli bir sonuca işaret etti görüşmemizde:
“İş yaşamıyla ilgili yasaların sosyal diyalog ve tarafların mutabakatıyla çıkması önemlidir. İşçiler, ‘Seslerini duyurmak için başka çareleri kalmadığı’ gerekçesiyle geldiklerini söylüyor. Hükümet kanadı ise ‘Bugüne kadar hep dinledik, gelsinler yine dinleriz’ yaklaşımı içinde. Anlaşılan o ki, arzu edilen toplumsal mutabakat henüz tam sağlanamamış bu tasarı üzerinde.”

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget