Bir Gölge Oyunu - Hikmet Çetinkaya

Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya,nın 16 Mart 2012 köşe yazısı:
Bir Gölge Oyunu

Tüm izler tarihler, yaşama dair ne varsa, bir ruh gibi silinmiş, unutulmuş.
O zaman yaşanan nedir?
Tonlarca gazetelere dedikodu salanlar, toplumu ikiye bölenler, acımasızlık çemberinde, yaşamın ne olduğunun farkında olanlar, kendi çıkarları için her yolu geçerli sayanlar yani şu “Sülün Osmanlar” yine yerli yerinde.
Onlar Türkiye’ye ırkçı yani şovenist bir pencereden bakarlar.
Acımasızdırlar!
Din bezirgânlarından hiçbir farkları yoktur!
Demokratik mücadeleden kaçıp yaşamları boyunca bir kurtarıcı ararlar!
Tüm askeri darbeleri desteklemişlerdir yaşamları boyunca, holdinglere danışman olarak girmişlerdir Atatürkçülük adına...
Sağcı solcu hiç fark etmez!
Şöyle bir bakın çevrenize hemen görürsünüz, benim gibi.
Üçkâğıtçılığı, iş takipçiliği onlar için bir yaşam biçimidir...
Sınıf çelişkisi, yozlaşma, işkence, baskıcı rejimler...
Vız gelir tırıs gider onlara.
Sülük gibidirler.
Bu ülkenin çocuklarının 13 kurşunla delik deşik öldürülmesi vicdanlarını acıtmaz onların.
Uğur Kaymaz’ın adını anımsamazlar, sermaye-emek çelişkisi dediğinizde burunlarını kıvırırlar...
Kenan Evren’e laf söyletmezler.
Pozantı’ya düşen o çocukları, gençleri terörist sanırlar...
Oysa yoksul ailelerin çocuklarıdır onlar...
PKK terör örgütü eline taş verir ve bir kenara çekilip seyreder.
Bilmezler...
***
Zindanlara düşen çocukların insanın içini acıtan öyküleri vardır...
Pozantı’da, Sincan’da.
İnsan Hakları Mahkemesi’nin Uğur Kaymaz’la ilgili sorularını daha birkaç gün önce yazdım.
Acaba Türkiye Cumhuriyeti Devleti nasıl yanıt verecek bu sorulara?
Türkiye’de zindanlar; içeride yatan çocuklar, gazeteciler, generaller, subaylar, bilim insanları...
Balyoz’dan tutuklu İskenderun Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Turgay Erdağ ne diyor:
“İnsan hakları tüm insanlar içindir. Askerler de babadır, çocuktur, duyguları ve siyasi görüşleri vardır. 1960’lar, 1970’ler, 1980’lerdeki askerlerle aynı şeyleri düşünmezler.”
Erdağ’ın açıklaması çok önemlidir...
Onun gibi düşünen, teğmenler, yüzbaşılar, binbaşılar, kurmay yarbaylar ve albaylar da gönderdikleri mektuplarda aynı şeyleri söylüyor.
Kurunun yanında yaşın da yandığı bir dönemden geçerken tüm gerçekleri yazmak gazetecilerin görevi olmalı.
Suçluyla suçsuz ayrımı yapılmalı...
***
Hiç kimsenin kuşkusu olmasın Türkiye’de askeri darbeler dönemi artık bitmiştir.
Türkiye daha demokratik daha özgür olmalıdır...
İnsanları genç-yaşlı, sivil-asker demeden zindanda çürütmenin bir anlamı da kalmamıştır.
Elbet suçlu olanlar yargılanıp cezasını alacak...
Ama şu Silivri zindanı ne olacak?
Nedim Şener bunu çok güzel özetliyor:
“Silivri’de insana dair hiçbir şey yok!”
Odatv davasından 9 aydır tutuklu gazeteci Müyesser Yıldız, hücrede tek başına, istediği de şu:
“Bir kedim bile yok yanımda.”
Kelimelerin sessizliğinde bir gölge oyunu oynuyoruz...
Ve sabah sabah Cumhuriyet’in manşeti “Zindanlardan yükselen sesler”i okurken hüzünleniyorum...
İyi ki Cumhuriyet var!
Şu Kenan modeli Atatürkçülüğe inat, yurtseverliğin, aydınlanmanın tek savunucusu Cumhuriyet.
Ve düşünüyorum...
Şu ülkemizdeki dalaverecileri, Kenan Evren modeli sözde Atatürkçüleri, ırkçıları, takkeli-takkesiz liboşları, din bezirgânları, postal yalayıcıları, generalleri tutuklanınca saklanacak delik arayan holding danışmanları...
Önce bunlardan kurtulmak gerek...
***
Tutkuların, özlemlerin, sevginin, aşkın darmadağın olduğu bir dönemin gerçek yüzünü görmek istiyorsanız, gözlerinizi Pozantı’ya çevirin, tüm zindanlara, oralarda “İnsana ait bir şeyin olmadığını” göreceksiniz!
Bugün 12 bin 156 tutuklu - hükümlü çete suçları nedeniyle zindanlarda.
Dünyanın en çok “terörist”i olan ülkeleri arasında birinci sıradayız.
İşte böyle!

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget