Halkımız ne kadar yaratıcı... Yaşamın içindeki çelişkileri doğaya bakıp tasvir etmekte bizim insanımızın üstüne yok...
Öyle kimileri gibi hem tahtakılıçla sahte Donkişotluğa özenip hem de çark etmez bizim halkımız!.. Özü de sözü de birdir...
Aklından geçen sözü yüreğinden süzer ve bir keskin bıçak gibi yaşamın tam ortasına saplayıverir...
İşte o sözler dünyanın döngüsü içinde; her çelişkide hedefini bulur, sorgular, irdeler ve de yargılar!..
Bir yargısız infaz değildir halkın dilinden düşen sözler... Bir saptamadır ve hiç kuşkusuzdur ki kesin karardır...
Halkımızın iradesinden yansıyan her biri ders niteliğindeki sözlere o yüzden “özdeyiş” ya da “atasözü” derler...
Yüzyıllar öncesinden, insanımızın aklında şekillenen nice özdeyişin günümüze kadar kirlenmeden, yozlaşmadan ve de değişmeden ulaşmasının tek nedeni vardır; toplumun sağduyusu...
İnsanlarımız tüm karmaşaya, paradoksa ve çelişkiye rağmen bir nesneye “süt gibi” demişse bilin ki tertemizdir...
Halkımız “ortalık süt liman demişse” belli ki yaşamın cenderesinde bir vurdumduymazlık da vardır...
“Aslan sütü” deyimine her ne kadar anason karışsa da, kendine zarar veren bir masumiyeti içerir!..
“Sütten kesmek, kesilmek” deyimini ise en çok analar bilir...
Bebeğin kirletilen dünyası!..
Söyler misiniz lütfen; bir damla tertemiz sütün insanoğlunu birbirine bağlaması kadar güzel bir şey olabilir mi?..
Çünkü bembeyaz, kirlenmemiş bir kardeşlik bağıdır bu... O yüzden “sütkardeş” demişlerdir...
Peki, “sütnine” ve “sütanne” deyimleri de bir sabiyle bir yetişkinin birbirine olan can bağını çok güzel anlatmıyor mu?..
“Sütnine”nin, “sütanne”nin ya da bizzat annenin tertemiz sütüyle beslenen bir masum bebek düşünün...
“Helal süt emmiş” bir bebek...
“Süt kuzusu”da denilen o sabi; belki de hiç tanımadığı bir yetişkinden tertemiz bir süt içmişse, o doğal çeşmeyi kimi dönekler gibi kesinlikle “vatanı satmak” için kullanamaz!..
Adam olacak çocuk; “vatanı bir kadının iki memesine satar”ım diyebilir mi?..
Günümüzdeki yandaşlar gibi siyasetin rantıyla yaratılan sofralarda “kuş sütüyle beslen”memiştir o bebek!..
Yaşadığı dünya kirletilse de, “Ağzı süt kokuyor”dur çünkü...
O bebek işte giderek kirletilen bu dünyada, zor da olsa büyüyecek; çelişkiyi ve ihaneti her gördüğünde “sütten ağzı yandığı için yoğurdu üfleyerek” yiyecek!..
İnsanoğlunun gafleti!..
O bebek, “Anasının ak sütü gibi” helal para kazanacak, kimseyi sömürmeyecek, ezmeyecek, dolandırmayacak ve de kandırmayacak...
Kimsenin ekmeğine göz dikmeyecek, kimseyi arkadan hançerlemeyecek ve yavrusunu yiyen kedi olmayacak!..
Büyüdükçe görecek ki, çevresindeki herkes “Sütten çıkmış ak kaşık değil”miş!..
Büyüdükçe anlayacak ki, “süte bile su karıştırılmış!..”
Yaşamın keşmekeşi içinde; işsizliği, açlığı, yoksulluğu yalnızlığı, ihaneti, sahipsizliği ve kalleşliği her gördüğünde “anasından emdiği süt burnundan gelecek!..”
Kimilerinin “yedisinde neyse 70’inde” de dönek olabileceğini anlayacak!.. Ve her namuslu birey gibi o da eninde sonunda öğrenecek:
“Sütle giren huy canla çıkar...”
O da anlayacak, hikmeti kendinden menkul döneklerin de zoru görünce “süt dökmüş kediye döndüğünü!..”
“Sütlü sürüden çıkarılmaz” ama o da bilecek ki, “Sütsüz koyun meleğen olur”muş!..
Bilecek ki o çocuk, “siyah inekten de beyaz süt çıkar” ama hayatın içindeki asıl gerçek hiç değişmeyecek...
En sonunda o bebek de, tüm kirlenmişliğin ortasında ve de her koşulda; omurgasının üzerinde dik duranlar gibi kanaat getirecek:
“İnsanoğlu çiğ süt emmiş!..”
Sağduyunun süzgecinden!..
Peki tüm bunları niçin mi yazdım?..
Yaşamın eğrilerini ve doğrularını niçin süt üzerinden sorgulamaya çalıştım?..
Bir damla sütün de bir mürekkep deryasına dönüşebileceğini ve her damlasında yaşamın gerçeklerini yüzümüze savurabileceğini niçin mi anlatmaya çalıştım?..
Dünyaya gözlerimizi açtığımızda bize can veren “anamazın ak sütü”ne hile karıştıran zavalıllığa niçin böylesine düşündürücü satırlarla dikkat çekmek istedim?..
Önceki gün binlerce okulda milyonlarca çocuğa bedava süt dağıtılmış ya?..
Ve de binlerce çocuk bozuk çıkan sütlerden zehirlenmiş ya?..
Dünkü gazetelerin çoğu bu süt rezaletini manşete taşımıştı... Bir çoğu aslında üstü kapalı da olsa şu gerçeğe dikkat çekmeye çalışmıştı;
“Bir bardak sütü bile yüzlerine gözlerine bulaştırdılar!..”
Ancak bir bölüm yandaş medya çocuklarımızı vuran, masumiyete gizlenmiş o zehri görmemişti!..
Onların çocukları okulda değil miydi acaba?.. Onların çocukları süt içmedi mi?.. Yoksa onların evlatlarına özel sütler mi gönderildi...
Yok yok!.. Belli ki onlar halen “Marshall Yardımı”yla besleniyorlar!..
İşte yukarıdaki tüm satırlar, yandaş medyanın bozuk süt skandalı karşısındaki gaflet ve dalaleti (!) yüzünden geldi aklıma!..
Ben, bir iki gazetenin dün yaptığı gibi “sütü bozuk” falan diye öfkeli ve de çok sert manşetler atmak istemedim!..
Hepimize can veren süt meselesini halkımızın özdeyişlere gizlenen sağduyusundan anlatmayı yeğledim...
İyisi mi dedim; madem konu süt o zaman bir özdeyiş de ben üreteyim!..
Üstelik bu deyiş dönemin ve de günün anlam ve önemine uygun olsun, “ananızın ak sütü gibi” aklınızdan kesinlikle çıkmasın...
Buyurun; yağcılığı, gafleti, körlüğü, ihmali, dönekliği ve özellikle de yandaşlığı anlatmak istediğinizde su katmadan kullanın:
“Medyanın döneği, görmez hasta ineği!..”

Yorum Gönder