Vatan yazarı Ruhat Mengi,nin 15 Mart 2012 köşe yazısı:
Şiddet ülkesinin Meclis’inde şiddet!
Bu kez Ankara’da dehşet yaşanmış ve sokak ortasında bir yakınlarının açtığı ateşle iki kişi hayatını kaybetmiş.. Şiddet öyle kol geziyor ki ülkede, sadece insanlar değil zavallı hayvanlar da nasibini alıyor, onlar da vahşi ve kafadan hasta insanlar (yaratık demek daha doğru) tarafından tekmelerle, sopalarla dövülerek sakat bırakılıyor veya ölüyorlar. Hemen her gün tanıdığım veterinerlere uğrayarak oradaki sakatlanmış hayvanlara sevgi vermeye, yaşadıkları dehşeti unutturmaya çalışıyorum.
Onların halini gördükçe, acı acı inlemelerini duydukça bir nefret duygusu kaplıyor içimi, insan denen canlı nasıl bu kadar acımasız olabilir, şiddetten beslenebilir ve çaresiz hayvanlara bile işkence yapabilir? Tek tesellim yeni kuşakta, bugünün çocuklarında hayvan sevgisinin ve acıma duygusunun “büyüklerine kıyasla” çok daha fazla olması.. Yine ailesinde şiddet olanlar, acımasız ana babalar tarafından yetiştirilenler arasında onlara benzeyenler olsa da genelde daha insaflı çocuklar..
SUÇ HIZLA ARTTI
Gazetelerde, TV’lerde cinayet, tecavüz, intihar haberleri gün geçtikçe azalmıyor, artıyor.. Biz “Avrupa’ya ait olduğumuzu, çağdaşlaştığımızı” iddia ettikçe daha çok şiddet, daha çok ihmalden-umursamazlıktan doğan ölümler duyuluyor. Ve diğer tarafta Meclis’teki partiler bu konu; milletin can güvenliği sanki hiç önemli değilmiş gibi günleri, haftaları, ayları tribünlere oynayarak veya hangi sorun varsa onunla ilgili kavgalarla tüketip duruyorlar. Bırakın önlem almayı ve örneğin “ağır yaptırımlar getirecek yasalar” çıkararak toplumu suçtan-suçlulardan temizlemeyi, suçluları koruyup mağdurları cezalandırılan bu sistemi her şeyden önce değiştirmeye çalışmayı, kendileri de Meclis’te şiddet örnekleri vermekte yarışıyorlar.
DÜELLO EKSİK..
Bir yasa konusunda anlaşmazlık çıktıysa artık “Bu iş sokakta halledi-lir”den, “Anlayacağınız dilde konuşuruz”a, “Biz kavga edersek adam gibi ederiz”den ağız dolusu küfürlere kadar her tür sokak dilini duymak da “doğal” hale geldi.. Hepsi bu kadar değil tabii, gırtlak gırtlağa birbirlerine girmeleri, hastanelik olana kadar kavga etmeleri de doğal.. Hani bir tek “düello”ya davet eksik kaldı ki bu gidişle yakında onu da yaşayabiliriz.
Şimdi vatandaşın, toplumun “biz sizi bunun için mi seçtik, vereceğiniz örnek bu mudur” demeye hakkı yok mu? Mesela “Çocuklarımızın iyi eğitimi için yapıyoruz” dedikleri yasalar tartışılırken çocuklara bu kötü örnekleri sunmaları nasıl bir çelişkidir, o çocuklar bunu sorsa ne cevap verecekler?
TBMM’deki bütün milletvekilleri ve bütün liderler bu çirkin kavgaları, birbirlerini sürekli aşağılamayı, halkın gözünde kötülemek için olayları çarpıtmayı, küfürü bir yana bırakmak ve toparlanmak zorundalar.. Kırk yılda bir olsa bile medeni bir ülkeye yakışmayacak görüntüleri her gün, her dakika toplumun gözüne sokarak ettikleri yemine bile saygısızlık ediyorlar. Aynı üslubu, hakareti, şiddeti başta gençler olmak üzere bir çok insan alıyor, daha da kötüsüyle ertesi gün ortaya çıkıyor.
Yani toplumda hızla artan şiddet olaylarının bir nedeni, bir sorumlusu da siyasetçilerdir, bunu bilsinler!
*****
Sözel şiddetin sonu gerçek şiddet!
Son zamanlarda okul, iş, maddi sıkıntı nedeniyle ya da başka nedenlerle intihar eden gençleri de sık duyuyoruz.. Zaten ülkede olup bitenler yeterince moral bozucu, üstüne başka sıkıntılar eklenince gençler mücadele edemez hale gelebiliyor. Ailelerin çocuklarıyla (kaç yaşında olurlarsa olsunlar) kavga etmek, şiddetli tartışmalar yaşamak yerine “sakince tartışmayı ve ne şart altında olursa olsun ümit veren konuşmalar yapmayı” tercih etmesi gerekir. Daha deneyimli ve olgun olan taraf anne babalar olduğuna göre “sorunu çözmek” de onlara düşer.
Sonradan ömür boyu üzüleceğinize zamanında “doğru” hareket etmeye özen göstermek lazım.. Gençlere “sözel şiddet” uygulamaktan kaçının.. Bunları aslında TV’lerden psikologlar açıklamalı ama “zayıflama” konusu kadar bile önem verilmiyor, garip değil mi bu?
*****
Kaybolan yıllar!
Nedim Şener TV’de yaptığı ve “Silivri’de insana ait hiçbir şey yok. Her şey insanı çürütmek üzere kurulmuş” dediği konuşmasında “Tuncay Özkan cezaevine girdiğinde kızının 16 yaşında, şimdi ise 19 yaşında olduğunu, bunun toplum vicdanındaki yarayı büyüttüğünü, Müyesser Yıldız’ın da tecritten farksız yaşatıldığını, tutuklamaların sadece tutuklanana değil, ailelere yapılan bir saldırı olduğunu” söyledi.. Özkan da hala küçücük bir hücrede tutuluyor.
Oda TV davasında tahliye olan diğer gazetecilerden Coşkun Musluk ve Muhammed Çakır ise “Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’la yaşadıkları 10 tecrit günü”nü anlatmış. “Mezarlık gibi olduğunu ve o mezarlarda yalnızlığı paylaştıklarını” söylüyorlar. Şimdi Gazeteci ve Milletvekili Mustafa Balbay o mezarlıkta yine yalnız kaldı. Verilen yemeklerin kötülüğü de anlatılanlar arasında..
İnsanın aklına şu soru geliyor; “AB’nin gözü üstünde” diye PKK lideri Öcalan’a en iyi şartlar sağlanır, her rahatı düşünülürken gazetecilerin ve “kanıtlanmamış bir soruşturma nedeniyle içeri tıkılmış” onca insanın şartları neden bu kadar kötü? Gerçek teröriste “siyasi tutuklu” muamelesi yapılır, devlet ayağına gönderilir, Habur’dan gelenler serbest bırakılırken neden onlar tutuksuz yargılanmıyor veya en azından iyi muamele göremiyor?
Her konuda çok soru var ama en acil cevap bunlara gerekiyor doğrusu, “milli iradenin vicdanı” vicdanı açısından..

Yorum Gönder