Demokratik çok partili hayat tarzını kabul ettiğimizden bu yana geçen altmış bir yıl içinde hayat tarzı olarak seçtiğimiz laik cumhuriyet çok tehlikeler atlattı.
Ulusal Kurtuluş Savaşı ile başlayan ulusal devleti kurma ve işgal altındaki topraklarımızı kurtarma savaşının yanı sıra Anadolu ihtilalinin nasıl büyük bir isyan gayidesiyle karşı karşıya kaldığını tarih yazar. Fakat ne yazık ki altmış bir yıl içerisinde insan hak ve özgürlüklerine ön koşul olduğu demokratik rejim son yıllarda lider yetiştiremez, siyaseti düzenleyemez hatta ordusunun ve Meclisinin onurunu ve düzenini koruyamaz hale getirildi.
Bunun nedeni Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Celal Bayar gibi liderlerin siyaset sahnesinde başardıklarını başarabilecek liderlere artık pek rastlanmıyoruz. Aşağıda örnekler vereceğim ama önce lider olmanın 3 koşulunu anlatmak istiyorum.
Lider, sadece eğitim, halk tarafından hoş karşılanmak, alkışlanmakla değil kriz anlarında doğru kararları, doğru zamanlarda verebilme yeteneğine sahip olmak demektir, o kararları ödünsüz uygulamaktır.
Lider, sadece günü değil, geleceği de görmeli, olaylara hakim olabilmek için yüklendiği sorumluluğu kaldırabilecek deneyim ve bilgiye sahip olmak zorunda olan adamdır. Ani kararlar 3 gün sonrasını ya da 3 ay sonrasını hatta 3 yıl sonrasını görmek ve özellikle dünyanın değişen koşulları karşısında aciz kalmamak ve öngörü sahibi olmak liderliğin – hele dış politikada- ön şartıdır.
Dünya tarihinde böyle büyük badireleri atlatmış liderler bir elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar azdır ve çoğu da tarihin sayfaları arasında ve insanların unutmayla özürlü hafızasında kaybolup gidebilirler. Dünyanın en büyük lideri arasında hala ilkeleri, düşünceleri ve yaptıklarıyla anılan kaç lider kaldı ki? Düşünün: Dünya kamuoyu içeriden ve dışarıdan bunca saldırılara karşın hala Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘ü anılarından ve belleklerinden çıkaramıyor. Emperyalizm, dünyanın büyük finans sapital odakları hala bu nedenle O’nun izlerini silmek, O’nu ulusunun gözünde küçük düşürebilecek gayretler içindeler.
Ölürler ama liderler
Ulusal kurtuluş yılları sırasında isyanlar gelişiyordu ve o günlerde en önemli isyan Yozgat isyanıydı. Mustafa Kemal’den sonra ikinci adam İsmet İnönü şöyle anlatıyor:
“Bizim Yozgat ve civarındaki isyanı kökünden söndürmeye malesef bir kuvvetimiz kalmamıştır. Bu hakikatleri acı da olsa aramızda itiraf etmeliyiz. Evet, Yozgat civarındaki gaile önemsiz sayılabilir fakat kıtalarınız gibi maneviyatı olan bir kuvvet için.” İsmet bey o zaman Genelkurmay Başkanı’ydı ve bu sözlerini Çerkez Ethem’e söylüyordu. Yanında Mustafa Kemal Paşa ile Fevzi Paşa onu dikkatle dinliyordu. Bu görüşmenin sonunda Ethem heyecanlanmış, “Ben bu kalan isyan meselesini de emriniz üzerine uhdeme alıyorum ve sizleri bu gailden kurtaracağımı ümit ediyorum” demişti.
İşte 3 kararlı adamın eşkıya ile pazarlık dahi etmeden, ona aracılar göndermeden gösterdikleri liderlik. (İkinci Adam, Ş.S. Aydemir, s.152-153)
Çerkez Ethem Yozgat üstüne gitmiş ve yenilmez isyanı 1-2 gün içinde temizlemiş fakat Yozgat’tan ayrılmamıştı. Onun birtakım istekleri vardı. Suçlu cezasını görmeli, bu divanı harbın başında da Binbaşı Tevfik Bey olmalıydı. Ethem de bir çete reisiydi. İsmet Bey’in disiplinli ve örgütlü ordusu henüz yoktu ve bu defa Ethem yeni bir gaile açmıştı ve onun bazı milletvekillerine hitaben söylediği şu sözü hiç unutulmaz:
“Ankara’ya dönüşümde Büyük Millet Meclisi Reisi’ni Millet Meclisi önünde asacağım.”
Sonu ne oldu biliyorsunuz. Çerkez Ethem ve kardeşi Tevfik Bey sonunda soluğu Yunanlılara irticada buldular. Demem o ki; liderler aldıkları kararların önünü, sonunu iyi hesaplayan insanlardır. Hata savaşın başında bir başladı mı sonuna dek sürecektir.
Şimdi önümüzdeki tabolya bir bakın. İktidar eşkiya ile pazarlıkta. Devletin mali politikası IMF’ye, dış politikası ABD‘ye ve AB‘ye ihale edilmiş. Kararları onlar veriyor, birileri de uyguluyor. Yeni oluşan 2011 Meclis’i ana muhalefet partisi ve BDP’nin aldığı boykot kararları üzerinde kilitlenmiş. Hükümetin Anayasa’ya göre Meclis’i çalıştırması hayli güç. Uzlaşma aranıyor, bulunması Anayasa’nın AKP’nin istediği gibi değiştirilmesine bağlı. Şanlı ordu dediğimiz TSK’nın Genelkurmay Karargahı dışında tüm or-kor generalleri ve hemen tüm birlik komutanları, albaylar, binbaşılar hatta yüzbaşılar YAŞ kararları öncesinde, planlandığı şekilde Hasdal ve Silivri zindanlarında. Yani ordu dış güçlerin uygulamak istediği BOP uyarınca savaş yapamaz halde. Dış politikada bir sıkıntılı dönem daha geliyor ve bunun sonucu varsayalım ki bir savaşla noktalanacak. Kim karar verecek? Meclis kilitli, ordu felç halinde ve siyaset kendi küçük dünyasının kıskacında restleşip duruyor.
Peki! Nerede devlet adamı ve liderler? İşte onları arıyoruz.
Ne yazık ki devlet adamları pazarlarda bulunmuyor!
Yorum Gönder