Bosna’da Temmuz 1995’te yaşanan “Srebrenitsa Soykırımı”nın yıldönümü
anmalarıyla, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Bulgaristan gezisi aynı tarihlere rastladı.
Her iki konuya ilişkin haberlerin çağrıştırdığı kimi ortak ve zıt noktaları paylaşalım.
Bosna’da 1992-1996 yılları arasında yaşanan iç savaşın özet bilançosu şöyle:
- 50 bini çocuk, 250 bin ölü.
- Bir milyonu aşkın göçmen.
- Yüzde 60’ı yıkılmış Saraybosna.
Bir şehir düşünün ki, en çok mezarlığa rastlıyorsunuz. Çünkü toplu kıyımların olduğu yerler mezarlığa ya da anıtmezara dönüştürülmüş.
Bosna-Hersek Sırbistan sınırının hemen yanındaki Srebrenitsa’da genç-yaşlı 8 bin Boşnak’ın katledilmesi, Avrupa’da 2. Dünya Savaşı’nda sonraki en büyük kıyım olarak kabul ediliyor.
Bosna-Hersek’teki iç savaş, bir arada yaşayan toplumların bir anda nasıl birbirine düşman hale geldiğinin ya da getirildiğinin en kanlı göstergelerinden birisi.
***
Bulgaristan’da ise benzer kıvılcımlar 1980’li yıllarda patladı. Bulgarlardan sonra ülkenin en kalabalık ikinci halkını oluşturan Türklere yönelik acımasız bir asimilasyon politikası uygulandı.
Türklerin malları elinden alındı, adları değiştirildi. Türklerin mezar taşları bile “Bulgar kökenli” hale getirildi.
Bulgaristan nüfusunun yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan Türklerin bir bölümü Türkiye’ye göçmeyi, bir bölümü kalıp zaman içinde mücadele etmeyi tercih etti. Kalanlar hiçbir zaman terör faaliyetini benimsemediler. Kimi gençler Deliorman Dağları’na çıkıp terör kampı kurmaya girişmediler.
Haklarını her şeye karşın meşru zeminlerde aradılar.
Dönemin Başbakanı Turgut Özal’ın arada çıkışları bir tarafa bırakılırsa Türkiye’nin yurtdışındaki Türklere önerdiği geleneksel politika şuydu:
1- Bulunduğumuz ülkenin kurallarına, yasalarına uyun.
2- Kimliğinizi ve kültürünüzü koruyun.
Yaşanan onca acıya karşın 90’lı yıllara gelindiğinde kazanan Türkler oldu. 90’ların ikinci yarısında 50’ye yakın yerleşim yerinin belediye başkanı Türktü.
2001’deki genel seçimlerden sonra ise Türkler iki bakanla, kurulan yeni hükümete katıldılar. Tarım Bakanlığı’na getirilen Necdet Dikme’nin ilk demeçlerinden biri şu olmuştu:
“Bulgaristanımız tarım ülkesi. Ekinlere bakacağım, unda, ekmekte sorun olmasın.”
Geçen hafta da Cumhurbaşkanı Gül, kimi sokakları hâlâ Osmanlı kokan Şumnu’da Tombul Camisi’ni ziyaret etti, Nâzım Hikmet Kültür Evi’nde Bulgar çocuklarından “Sallasana mendilini” türküsünü dinledi.
***
Temmuzun ikinci haftasında Bosna’da bir acılı yıldönümü daha vardı. Bulgaristan’da ise içinde geleceği ve umudu da barındıran bir dostluk ziyareti daha vardı.
Üniter bir devlette ayrılıkları öne çıkartırsanız buyrun eski Yugoslavya’ya, birlikte yaşama değerlerini öne çıkartırsanız buyrun Bulgaristan’a.
Elbette yaşanan onca kıyıma karşın Bosna’da kardeşliğin, insanlığın izleri de vardır.
Elbette tüm olumlu gelişmelere karşın Bulgaristan’daki Türklerin çözüm bekleyen sorunları da vardır.
Ancak öne çıkan baskın tablo bu.
Elbette koşullar aynı değil ama, yukarıdaki iki örnekten bizim de çıkarmamız gereken dersler var.
Bu topraklarda birlikte yaşayacaksak önce, nereden gelirse gelsin, hedefi ne olursa olsun, teröre hayır, kan dökmeye hayır demek gerekiyor
Yorum Gönder