Başınızı kaldırın göğe ve bir süre bakın sessizce...
Gözlerinizi yumun.
Bir kırlangıç, bir serçe kanat çırpıyordur.
Bir çocuk gülüyordur.
Yeşillenmiş ağaç yapraklarının arasında süzülen bir ışık, bağımsızlık tutkusunun ateşidir emperyalist güçlere karşı.
19 Mayıs 1919...
Güneşe döndünüz mü yüzünüzü dün sabah yolda yürürken...
Maviler içinde bir gökyüzünün bir süre sonra gri bulutlara büründüğünü gördünüz mü?
19 Mayıs 2012...
Kaç yıl geçmiş aradan?
93 yıl...
***
Gericiler, yobazlar, dinbazlar ve faşistler!
Kuşatılmışız dört bir yandan...
Oysa 19 Mayıs 1919, emperyalizme karşı verdiğimiz Ulusal Kurtuluş Savaşımızın “çoban ateşi”nin tutuşturulduğu, bir başka deyişle “dev adımının” atıldığı gündür.
Ne yazık ki yaşadığımız süreçte ulusal bayram denince kendini, dünyayı, yakın tarihi bilmez kişi, burun kıvırır, dudak büker; algılama yetisi, çapının kısırlığında düğümlenen yetersizin ufku, düzeysizliğin yapaylığında tıkanır.
Şöyle bir çevrenize bakın ve Ulusal Kurtuluş Savaşımızı, bayramlarımızı düşünün, Aydınlanma Devrimi’nin kazanımlarını düşünün.
Eğer 19 Mayıs 1919’da Kurtuluş Savaşımızın ilk adımı atılmasaydı bugün Türkiye ne halde olurdu?
***
Başınızı gökyüzüne çevirin ve düşünün...
Anadolu’yu paylaşmak isteyen Batı emperyalizmine karşı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının nasıl karşı olduğunu göreceksiniz kırlangıç uçuşlarında.
O günün koşullarında Kemalizmin Sevr haritasını tarihin çöplüğüne attıktan sonra çağdaş değerleri ne denli benimsediğini anlayacaksınız.
Uygarlığın değer yargıları, ikilem görülse bile Atatürk’ün sanayiden tarıma, sanattan bilime değin, akılcı bir tümlük oluşturan bu felsefesinin, Batı-Doğu çelişkisinin çözümünde insanca bir yaklaşım olduğuna tanık olacaksınız.
Elbet gerici, yobaz, dinbaz, faşist yönetimler bunu algılamaz, “uygarlıklar çatışması”nın altında yatan çelişkilerin çözümünü anlamaz.
11 Eylül’de ABD’yi sarsan terörü üreten körlüğün karanlık dehlizlerinin nereden nasıl beslendiğini bilmez.
ABD’nin Irak’ı işgalini, on binlerce kadının dul, çocukların öksüz, gençlerin sakat kaldığını, 1 milyon sivil yurttaşın niçin öldüğünü kavrayamaz.
Bu acılar da yetmez.
Irak’a demokrasi geleceği sanılır.
Arap Baharı kandırmacasıyla Müslüman Kardeşler örgütüne siyasal yol haritası çizilir Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da...
***
Göküyüzünün alev alev yandığı, “çoban ateşi”nin yakıldığı, bağımsızlık savaşımızın başladığı 19 Mayıs 1919 ve 19 Mayıs 2012...
Kimi yöneticiler Atatürk anıtına çelenk koymayı bile yasaklıyor...
Tesettür kafası ulusal bayramlarımızı ve Atatürk devrimlerini unutturmaya çalışıyor bugün.
Ben ise o gökyüzünün sıcak mavisinin altında yürürken gözleri pırıl pırıl aydınlık bakışlı çocuklar, gençler görüyorum...
İşte o sırada Gülten Akın’ın dizeleri geliyor aklıma:
“Sen yağmurlu günlere yakışırsın
Yollar çeker uzak dağlar çeker uzak evler
Islanan yapraklar gibi yüzün ışır
Işırsa beni unutma”
Unutturmak istiyorlar Atatürk’ü...
Unutturmak istiyorlar hukuk devletini, yargı bağımsızlığını, ulusal bayramlarımızı, devrimleri, kadın haklarını, toplusözleşme düzenini, grev, sosyal güvenlik hakkını, ücrette eşitlik ilkesini, üniversite özerkliğini...
Kimileri dincilik tafrası atarak, tarikatlarla koalisyon kurarak demokrasicilik taslıyorlar.
Demokrasiye sınıfsal açıdan bakmak işlerine gelmiyor, sermaye-emek çelişkisini savunmak suç sayılıyor.
Parasız eğitim isteyen gençler, siyasal iktidarı eleştiren gazeteciler ya susturuluyor ya da zindana atılıyor “terör örgütü üyesi” yaftası yapıştırılarak.
***
Tesettürün gölgesinde 19 Mayıs 1919 Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutlamaktan kaçınan bir düşünce yapısı Türkiye’yi çağdaşlaştıramaz...
Buna karşı umutsuz olmayın... Kaldırın başınızı göğe... Uzun uzun bakın... Sonra düşünün...
Boş verin, yasaklasınlar ulusal bayramlarımızı...
Bizler yüreklerimizde, beyinlerimizde yaşatırız.
Tesettür kafasına inat!

Yorum Gönder