Son bir haftada Türkiye’de adı en çok geçen iki başbakan vardı, biri 2000’li yılların başına damgasını vuran Tayyip Erdoğan, diğeri de 1940’lı yılların başbakanı merhum Şükrü Saracoğlu...
Birbirlerine o kadar uzak ve aykırı olsalar bile...
Derbi maçının oynandığı Fenerbahçe stadyumu onun adını taşıyordu, cumartesi günü yazmıştık, niçin buraya Şükrü Saracoğlu adını verdiklerini.
Şükrü Saracoğlu, Fenerbahçe’ye 19 yıl başkanlık yapmıştı, burasını kulübe mal etmişti.
* * *
Şükrü Saracoğlu, yakın tarihimizde en çok “Varlık Vergisi” ile anılır, savaş yıllarında varlıklılardan alınan vergi.
Tartışması hâlâ sürer, verginin mantığı vardır ama uygulaması bugüne kadar sürüp giden tartışmaların sebebidir.
Adamın evini barkını, malını mülkünü satacaksın, vergisi ödemeye yetmedi mi, buyurun sürgüne, Aşkale’ye diyeceksin...
Toplum vicdanı bunu kolay kabul eder mi?
Etmemiştir de...
* * *
Bugünlerde yine Anayasa’yı tartışıyoruz, 1924’te de “1924 Anayasası”nı...
Meclis Anayasa Komisyonu, hazırladığı tasarıda cumhurbaşkanlarını güçlendirmek görüşünü savunuyordu.
Nasıl?
kabul edilen kanunları veto etmek ya da Meclis’i feshetmek...
Atatürk’ün bu yetkileri desteklediği belirtiliyordu.
Oysa CHP’nin iki genç milletvekili bu yetkilere karşıydı: Şükrü Saracoğlu ve Mahmut Esat Bozkurt...
İleride hem Adalet Bakanı, hem de Başbakan olacak bu iki milletvekili, cumhurbaşkanına yetki veren bu maddeye karşı çıktılar. İkisi de İsviçre’de eğitim görmüşlerdi. Biri hukuk, biri siyaset bilimi okumuştu, onlara göre bu maddeler halkın egemenliği ilkelerine aykırıydı.
Şükrü Saracoğlu 16 Mart 1934’te Meclis kürsüsünden görüşünü açıkladı, cumhurbaşkanına bu yetkinin verilmesine karşıydı.
Şükrü Saracoğlu şöyle diyordu:
“Bize tarih, hukuk, ihtilal açıkça gösteriyor ki, bugün Millet Meclisi’nin kişiliğinde toplanmış olan haklarından hiçbir şey geriye doğru dönemez. Bunlar yalnız millet tarafından ve yalnız millete gitmek şartıyla Büyük Millet Meclisi’nin elinden alınabilir... Böyle olduğu halde veto, seçimlerin yenilenmesi kelimeleri altında saklanan fesih hakkını milletten başka herhangi bir başa veya birkaç başa vermek bir irticadır efendiler.”
Bu açıkça Atatürk’e karşı bir çıkıştı.
İki genç milletvekilinin bu çıkışı, bazı milletvekillerini etkilemişe benziyordu.
* * *
Saracoğlu’nun bu çıkışı, Komisyon Başkanı Yunus Nadi tarafından Atatürk’e iletildi. Atatürk ikisini de çağırarak görüştü, Meclis’i fesh yetkisinin, cumhurbaşkanına verilmesinin sakıncalarını anlattılar, tartıştılar...
Atatürk ertesi günü Yunus Nadi’ye şöyle diyordu:
“Saatlerce görüşlerimizi açıklayıp tartıştık. Biraz sıkıştırdım ama gençleri ikna edemedim. Fakat bu görüşmeden çok memnun kaldım. Türkiye’nin egemenliğine, özgürlüğüne böyle sahip çıkan, hukuka saygılı, sağlam, dürüst, dirençli, bağımsız ruhlu genç siyasetçilere ihtiyacı var.”
Sonra...
* * *
Cumhurbaşkanına Meclis’i feshetme yetkisi veren bu madde, Meclis’te oylandı, reddedildi.
* * *
Hani, bazıları Atatürk için “diktatör” derler ya!
İsterseniz bir deneyin, benzer bir örneği denemeye kalkın, ne olur görürsünüz.
Haaa, az kaldı unutuyorduk, “bugün” demeyi unuttuk.

Yorum Gönder