Bir devlet düşünün ki!.. - Emin Çöleşan

Bir devlet ve hükümet düşünün ki, ülkemizin başının belası olan bir terör örgütünü değil, onunla mücadele eden komutanlarını, subaylarını “Düşman” bellemiş

Bir devlet düşünün ki!.. - Emin Çöleşan
SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye şehitlerine ağlarken onbinlerce insan yurdun dört bir yanında protesto gösterileri yaptı. Bir iki yerde cenaze törenlerine zorunluluk nedeniyle katılma lütfunda bulunan AKP’li milletvekilleri protesto edildi.

Onları yuhalayan, hatta hakaret edenler arasında hiç kuşkusuz, son seçimde bu partiye oy veren vatandaşlarımız da vardı. En azından yarısı o yüzde 50′nin içindeydi!..
Bir ülkede böyle bir katliam yaşanır da, Cumhurbaşkanı ile Başbakan, göstermelik bile olsa bir tek şehit cenazesine katılmaz mı?!
Ama onlar bu zahmete girmedi… Çünkü protesto edileceklerini biliyorlardı.
Onun yerine, gittiler kendilerine çok yakın olan bir şahsın İstanbul’daki cenazesine katıldılar… Ve üstelik tabutunu birlikte omuzladılar.
Dün bizim gazetenin birinci sayfası bu fotoğrafa ayrılmıştı ve manşetimiz her şeyi ne güzel açıklıyordu:
“Keşke şehitlerin cenazelerini de omuzlasaydınız!”
Bunu bile yapamıyorlar çünkü onlar da yuhalanmaktan, protesto edilmekten korkuyorlar. Hem de çevrelerinde yer alan yüzlerce korumaya rağmen!
Onlar özellikle hafta sonlarında zamanlarını İstanbul’un köşklerinde, saraylarında geçirmeyi tercih ederler.
Huber Köşkü, Dolmabahçe Sarayı!
Altlarında, emirlerinde uçaklar, helikopterler, zırhlı Mercedes ve Audi makam araçları…
İsteseler yakın bir il veya ilçemizdeki şehit cenazesine yarım saatte ulaşırlardı.
Ama yok, böylesi daha iyi!
Yukarıda sözünü ettiğim cenaze dotoğrafı öteki gazetelerde de vardı. Ama bu haberi onlar farklı bir açıdan görmüştü!
“Gül ve Erdoğan, Ensar Vakfı Başkanı’nın cenazesinde buluştu!..”
Ve sadece bizim gazete işin acı gerçeğini dün onların ve toplumun suratına çarpma-yürekliliğini gösterebilmişti!.. Çünkü öteki gazeteler korkuyordu, böyle bir manşet atmaları asla söz konusu olmazdı.
***
Sevgili okuyucularım, elimizde koskocaman bir ordu var. Ama öyle bir ordu ki, tam 44 general ve amirali ve nice subayları tutuklu.
Bu ordunun kolu kanadı AKP iktidarı tarafından kırılmış.
İtilip kakılmış.
Bugün bile itilip kakılıyor.
Bu ordunun Güneydoğu’da görev yapan komutanları, subay ve astsubayları, uzman çavuş ve erleri var. Her birinin içinde bir korku, en azından endişe:
“Terörle mücadele ederken kazara birini vursam, beni de  bir yolunu bulup içeri tıkarlar!..”
Her şehit sonrasında iktidarın Kürtçü, Fethullahçı, yandaş, yalaka, liboş medyası aynı çığlıkları atmaya başlıyor:
“Komutanların hatası yüzünden şehit verdik!..”
Suç derhal ve çok bilinçli biçimde komutanların üzerine atılıyor… Ve iktidar, o medyaya çaktırmadan gaz verip bu tür yayınlar için yol gösteriyor. Ama örneğin Siirt’te birkaç gün önce şehit edilen polisimiz için kimse İçişleri Bakanlığı’nı suçlamıyor.
Önemli olan AKP iktidarının ve hükümetinin bir numaralı korkusu olan Türk Ordusu’nu her fırsatta yıpratmak ve onu daha da aciz bir duruma düşürmek. Bunu büyük ölçüde başardılar ama o kadarla yetinmiyorlar.
Tam çöktürecekler ve gübü geldiğinde işini bitirecekler!
***
Bir ordu düşünün ki, komutanları bazen hükümetle çok gizli görüşmeler yaparlar;
Girelim Kuzey Irak’a ve PKK’yı inlerinde vuralım. Bunların üssü olan Kandil Dağı’nı ele geçirip işi bitirelim.”
Her seferinde aynı yanıtı alırlar:
“Oturun oturduğunuz yerde. Siz bizim emrimizdeki memurlarımızsınız. Biz size emir vermedikçe böyle bir şey asla olamaz!..”
Kandil Dağı Türkiye’nin burnunun dibinde. Teröristler orada yuvalanmış durumda.
Rezeleti görün ki, son birkaç gün içerisinde İran Ordusu bile orada operasyon yapıyor. İran oradan somut bir zarar görüyor mu?
Görmüyor.
Ama beğenmediğimiz İran bile Kandil dağını kendisi için bir tehdit gördüğü için girip oralarda vuruşuyor.
Bizim hükümet ise ayakta uyuyor! Daha doğrusu, vaziyeti idare etmeye kalkışıyor!..
Peki niçin sınır ötesi bir operasyon yaptırmıyorlar ordumuza? Bunun iki nedeni var, ikisi de yüz kızartıcı:
1- Operasyonun maliyeti yüksek olur, bütçeye yük gelir.
2- Barışçı dış politikamıza aykırı olur.
Sen devlet olarak hem iç, hem de dış siyasetini ABD ve AB’den gelen direktiflere göre ayarlarsan, olacağı işte budur.
Dış politikamız ABD ve AB’ye ipotekli. Bu yüzden her gün şehitler veriyoruz ve Türkiye Cumhurşyeti olarak bunları uysal bir çocuk gibi oturmuş seyrediyor, cenaze törenleri düzenlenmekle yetiniyoruz.
***
Bir devlet düşünün ki, birileri topraklarının bir bölümünde açık toplantılar düzenleyip “Şu andan itibaren demokratik özerkliğimizi ilan etmiş bulunuyoruz. Kürdistan’a hayırlı olsun” diye haykırıyor. Kürtçü milletvekillerinden Emine Ayna daha dün konuşuyor:
“Artık senden bir şey talep etmiyorum. Ben yapıyorum. Sana düşen, beni tanımaktır.
Yaşadığımız topraklardaki kaynaklar hakkında söz sahibi olmalıyız. Özerklik ilanı bizim hakkımızdır.”
Tayyipgiller vesaire, artık bunları sineye çekiyor!
Bir devlet düşünün ki, cezaevinde yatmakta olan Abdullah Öcalan isimli şahısla pazarlık görüşmeleri yapmaktadır.
Bir devlet düşünün ki ona, “Aman Abdullah Bey, örgüte emir verin de eylem yapmasınlar. Biz de bir süre sonra sizin için anayasa değiştirip af çıkaracağız” sözlerini vermektedir.
Bir devlet düşünün ki, o şahsın örgütünü avukatları aracılığı ile İmralı’dan yönetmesine, emirler vermesine göz yummakta ve bu rezletleri görmezden gelmektedir. Şimdi izleyin, avukatları birkaç gün içerisinde yine İmralı’ya gidecek ve o adamın son olaylar konusunda neler söylediğini, hangi direktifleri verdiğini, hangi keramet ve incileri nasıl yumurtladığını güle oynaya ve adeta alay edercesine bütün Türkiye’ye duyuracaktır!
Bir devlet ve hükümet düşünün ki, ülkemizin başının belası olan bir terör örgütünü değil, onunla mücadele eden komutanlarını, subaylarını “Düşman” bellemiş ve her birini yakalatıp içeri tıktırmıştır…
Ve bir hükümet düşünün ki, önümüzdeki anayasa değişikliğini açıkça ve resmen, Meclis’te henüz yemin etmemiş olan Kürtçü milletvekillerinin desteği ile yapacak ve “Özerklik” yolu onların önüne böyle açılacaktır… Çünkü kendi kelle sayısı, anayasayı değiştirmek için yeterli değildir.
Burada defalarca yazdım ve yazmayı sürdüreceğim:
AKP hükümetinin hükümet ortağı, Meclis’teki Kürtçüler olacaktır. Anayasa onların istediği gibi yapılacak, onların oyları ile değiştirilecektir.
Bunca yıldır bu sevgili ülkemde yaşarım. Hem vatandaş, hem de gazeteci kimliğimde nice hükümetler gördüm, nicelerini ağır bir biçimde ve hak ettikleri gibi eleştirdim.
Ama açıkça yazıyor ve itiraf ediyorum, ben böylesini görmedim.
Son seçimde bunlara oy veren yüzde 50, acaba şimdi pişman mı? Acaba bir tanesine bile göstermelik olsun katılma zahmetine katlanmadıkları şu son şehit cenazeleri sonrasında, bunların göstermiş olduğu aymazlığın ve umursamazlığın bazıları olsun farkına vardı mı?
Vardıysa bile geçmiş olsun! Sonrasını bilemem ama şimdilik iş işten geçti!..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget