Yılın Annesi emekli maaşıyla geçinen annelerdir! - Uğur Dündar

Önceki gün Eczacılık Haftası nedeniyle Adana Eczacılar Odası'nın düzenlediği “Türkiye'de Gazetecilik'' konulu söyleşiye katıldım. Adanalılar, Seyhan Oteli'ndeki konferans salonunu tıka basa doldurmuşlardı. Hem söyleşimize büyük ilgi gösterdiler, hem de son kitabım “İyi Uykular Sayın Seyirciler'' için yüzlerce imza aldılar.

Günümüz medyasında yalakalığın vardığı boyutla, yağdanlık olmayan bağımsız gazetecilerin başlarına gelenleri anlattığım söyleşi, sık sık alkışlarla kesildi.
Bu arada AKP iktidarının gözde valilerinden Hüseyin Avni Coş'un, benim konuk olarak çağrılmama tepki gösterdiğini öğrendim. Vali Coş, hafta nedeniyle kendisini ziyaret eden Eczacı Odası yöneticilerine ''Uğur Dündar'ı niçin çağırdınız?'' diye sorup karşı çıkmış!.. Onlar da benim toplumun sağlığını korumak için yaptığım çalışmalarımı hatırlatarak gereken cevabı vermişler.
Demek ki bundan böyle Adana'da sivil toplum örgütlerinin ne tür etkinlik düzenleyeceklerine ve kimleri konuk edeceklerine, Vali Coş karar verecek! Alın size şahane bir ileri demokrasi adımı! Doğrusunu isterseniz aklımdan Vali beye gidip, benim kente girmeme izin verdiği için teşekkür etmek bile geçti!

Adana yolculuğum dert dinleme gezisine dönüştü. Vatandaşa bir dokundunuz mu bin ah işitiyorsunuz. Kent, yerel yönetim hizmetleri açısından sahipsiz bırakılmış izlenimini veriyor. Yollar bakımsız, her taraf pislik içinde... İktidar partisi milletvekillerinin bile kentin sorunlarının çözümünde ilgisiz oldukları söyleniyor. Büyük sanayi kuruluşlarıysa, Adana'yı çoktan terk etmiş. Bazıları teşviklerden yararlanmak amacıyla Osmaniye'ye, bir bölümü de Mersin'e gitmiş. Yerel yönetimin küstürdüğü Sabancı Ailesi ise, Marmara Bölgesi'ne, yani merkeze çekilmiş. Tarımla uğraşanlar da ürünlerinin para etmemesinden, hatta maliyeti çıkaramamaktan yakınıyor. Özetle bir zamanlar üretim cenneti olan Çukurova'nın bereketli topraklarından şimdilerde dert fışkırıyor...

Ülkemizde kent merkezlerindeki köklü eczaneler, adeta toplumsal sorunların buluştuğu laboratuvarlar gibidir. Hastalar yıllardır tanıyıp güvendikleri semt eczacılarına, sağlık şikayetlerinin yanı sıra, sosyal ve ekonomik sıkıntılarını da rahatlıkla anlatırlar. Eczanelerin veresiye defterlerindeki isimlerin ve borç miktarlarının artması, orta ve dar gelirli kesimlerin ekonomik durumunun giderek bozulduğunu gösterir.
Söyleşi sonrasında Oda Başkanı Ersun Özkan ve eczacı dostlarla yaptığım sohbette, veresiye defterlerinin kabardığını öğrendim.

Bu arada emeklilerin yaşam mücadelesiyle ilgili çarpıcı gerçeklere de tanık oldum. Diyelim ki bir anne-kız birlikte yaşıyor ve ayda 650 liralık emekli maaşıyla geçinmeye çalışıyorlar. Bu durumda olanlar, 650 lirayı 5'e bölüyor. Paranın bir bölümünü, hiç beklenmeyen harcamalar için saklıyor. Örneğin su borusunun patlaması, çamaşır makinesinin arızalanması gibi hesapta olmayan durumlarda, işte bu ''imdat parası'' devreye sokuluyor. Sadece maaşla geçinen emekliler, harcadıkları her kuruşun hesabını yapıyor. Diyelim ki bir market hayati önem taşıyan bazı gıda maddelerinde ucuzluk kampanyası başlattı, hemen oraya koşuyorlar. Buna rağmen güçleri gıdaları ya taneyle, ya da gramla alabilmeye yetiyor. Bazı lüks sayılabilecek gıda çeşitlerini ise unutup, yaşamlarından çıkarıyorlar...

Dert dinlemeye, Adana'ya uçmak üzere geldiğimiz Atatürk Havalimanı'nda başladık. Yanıma yaklaşan bir hostes ''Uğur Bey, sormayın! SÖZCÜ gazetesinden yana çok dertliyiz!'' dedi. ''Hayırdır, SÖZCÜ gazetesi size ne yaptı?'' diye sorduğumda ise şunları söyledi:
''SÖZCÜ bir şey yapmadı ama, uçakta SÖZCÜ gazetesi bulamayan yolcular bize yapmadıklarını bırakmıyorlar! Yolcular SÖZCÜ gazetesinin verilmemesinin sorumlusu olarak bizi görüp, ileri geri konuşuyorlar. Bundan çok üzülüyoruz. Geçenlerde yolcuyla tartışan bir arkadaşımız hüngür hüngür ağladı. Oysa uçaklara SÖZCÜ'yü sokmayan Türk Hava Yolları yönetimi. Ne olur bunu yazın!''
Havalimanında konuştuğum bir başka hostes de şirkette büyük kıyım yaşandığını, deneyimli personelin emekliliğe zorlanarak yerlerine az parayla çalışmaya razı vasıfsız elemanlar alındığını öne sürdü. Anlattığına göre 15 yıldır çalışmasına rağmen, dört yıl önce işe alınan ''yandaş'' biri, hiçbir üstün özelliğe sahip olmamasına karşın, tepelerine müdür yapılmış! Ayda bin 200 liraya istihdam edilen yeni hostesler, yaz mevsimi boyunca ayda 80 saat, yani gece-gündüz uçmak zorunda bırakılacaklarmış!.. Bu uygulamanın gerekçesi de kıdemli hosteslere fazla mesai ödememekmiş! Grev hakları da ellerinden alınmak isteniyormuş! İddialar bitmek bilmiyor....

Dönüş yolculuğunda emeklilerin ölüm-kalın savaşını düşünürken Gaziantep''ten “Yılın Yalakalığı'' haberi geldi. Haberde yeni kurulan Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nin, Aile Bakanı Fatma Şahin'in annesine “Yılın Annesi'' ödülünü verdiği bildiriliyordu.

Bu ödülün gerekçesini bilmiyorum. Ama bildiğim bir gerçek var. Bana göre ülkemizde emekliler, en acımasız ''Survivor Yarışması''nın kahramanıdırlar. Emekli maaşıyla geçinmek zorunda olan annelerin tümü de ''Yılın Annesi''dir.

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget