İktidar partisi “yargının bağımsız olduğunu” ispatlamak istercesine MİT mensuplarının soruşturulmasına karşı çıkmış ve yargıyla çekişme havası vermişti. Son olarak “28 Şubat tutuklamalarının dalga dalga yapılmasının ülkeyi boğduğunu” söyleyerek yargıyı eleştirmiş oldular. Böylece biz “yargı bağımsızlığına” inandık (!)..
Özellikle son günlerde Hükümet üyelerinin “kuvvetler ayrılığına çok önem verdikleri, buna zarar verecek durumlara önce kendilerinin karşı çıkacağı” benzeri açıklamaları da Türkiye’de gerçekten bir “kuvvetler ayrılığı” varmış, yasama-yürütme ve yargı tamamen birbirlerinden bağımsızmış algısı yaratma gayreti gösteriyor. Peki o zaman referandumun da esas nedeni olarak öne sürülen “darbeler ve muhtıralar, ordunun siyasete müdahaleleri soruşturulacak” sözleri neden şimdi değiştirildi?
27 NİSAN MUHTIRASI NEDEN ÇIKARILIYOR?
Referandum ve seçim öncesinde 27 Nisan muhtırasını sanki Ana Muhalefet Partisi vermiş gibi olay propaganda olarak bol bol kullanıldı. Başbakan ve Bakanlar hala sık sık “27 Nisan muhtırası verilirken neden sustunuz” diye medyadan muhalefet partilerine kadar herkesi suçluyor, hesap soruyorlar ve neredeyse darbeci ilan ediyorlar. Daha iki gün önce AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz CHP’nin “27 Nisan muhtırasına alkış tuttuğunu” filan söyledi.
Bu durumda şimdi Meclis’te; 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat (MGK kararları ile altında sivil hükümetin imzaları ile yapılan hükümet değişikliği) soruşturmaları için üç ayrı komisyon kurulurken 27 Nisan neden atlanıyor? Başbakan Erdoğan “onu muhtıra olarak kabul etmiyorum” dediği için 27 Nisan “muhtıra olmaktan” nasıl çıkıverdi?
12 EYLÜL’Ü DE KABUL ETMESEYDİ?
Başbakan “12 Eylül’ü de darbe kabul etmiyorum” deseydi 12 Eylül de “darbe olmaktan” çıkacak mıydı? Her şeyden önce “ordunun siyasete müdahalesi” nasıl ki darbe oluyorsa bu da Hükümet’in “yargıya açık müdahalesi” değilse nedir?
GİRİŞİM AŞAMASI DENEMEZ
Öte yanda, MHP’nin tepkisi (onların da bütün tepkileri adeta fısıltı be kardeşim) son derece doğrudur; eğer “SOMUT BİR MUHTIRA” olan 27 Nisan “Hükümet direndi, girişim aşamasında kaldı” mazeretiyle sorgulanmayacaksa Balyoz ve bütün diğer ay ışığı, güneş ışığı vs ve bütün o gazeteciler, milletvekilleri “iddialar, imzasız mektuplar, Haham sözleri” ile neden yıllardır mahkum gibi cezaevinde tutuldu da Hükümet’in “girişim aşaması bile kanıtlamadı, yazıktır bu insanlara” dediği hiç duyulmadı?
Hala (sanki da davalar sonuçlanmış da suçları kesinleşmiş, tutuklu değil de hükümlülermiş gibi) gazeteciler siyasilerin yaptığı konuşmalarda “PKK teröristleriyle” bir tutuluyor, hala “onlar gazetecilik faaliyetinden değil, terörden içerde” deniyor. Bu haksızlığa susulabilir mi? Yaşar Büyükanıt’ın muhtırası ülkede seçim sonuçlarını etkileyen, Cumhuriyet mitinglerini sanki ordu yaptırmış imajı altına sokan, “21’inci yüzyılda hala ordu siyasete müdahale ediyor” tezini ortaya çıkaran kapı gibi bir muhtıradır. Ve medyaya, Ana Muhalefet Partisi’ne “27 Nisan’da neden sustunuz” diye her gün hesap soran bir hükümetin bu muhtırayı ve Büyükanıt’ı korumaya alması “27 Nisan’dan hiç de şikayetçi olmadığını” anlatmaktadır.
Madem ki “güçler ayrılığı”na o kadar önem veriliyor, 27 Nisan ve Büyükanıt’la ilgili karar ; bütün tutuklamaları yapan, bir muhtıra vermemiş, devamlı olarak “demokrasiye saygılıyız” demiş olan İlker Başbuğ’u bile tutuklayan yargıya bırakılmıyor, bu dev bir çelişki ve yüzlerce insana dev bir haksızlık değil midir?
27 Nisan’ın soruşturulmaması tarihe böyle yazılacaktır.
*****
Şu kamuoyu anketleri komik olmadı mı artık?
Türkiye’de siyasetçinin seçmenin topunu, eksiksiz “geri zekalı” zannettiği görülmüştür, örneğin eğitimde önemli ve tepki gören bir değişiklik yapılacaksa veya başkanlık sistemi çıkarılacaksa bunun hazırlığının farklı ağızlardan “beyin yıkama” gibi yapıldığı görülmüştür ama aynı alışkanlığı kamuoyu araştırma şirketlerinin de edinmesi bardağı iyice taşırıyor.
Bildiğiniz gibi benim yazılarım “yüksek sesle düşünme” gibidir, düşünürken sizi de beynime alıyormuşum gibi.. Yine öyle yapıyorum. Seçim öncelerinde de “kamuoyu araştırması” adı altında yapılan seçim anketlerine inanmadığımı belirtmiştim, bu anketlerle önce toplumun “kolay etkilenen ve her duyduğuna kolayca inanan” çoğunluğunun şartlandırıldığını, aynı anda şartlandırılan milletin “çıkan sonucu” da doğal olarak doğru kabul ettiğini düşünüyorum ben.
SİSTEM DEĞİŞMEZSE HEP AYNI SONUÇ..
“Parmak boyası” kaldırıldıktan ve aynı anda oyların toplanması “elektronik olarak yapılmaya” başlandıktan sonra (buna bir de fazladan basılan milyonlarca oy pusulası, bebeklerin veya ölülerin oy kullanması, boş evlere seçmen yazılması benzeri olayları ekleyin, ki bu hepsi birbirinden farklı yöntemlerin diğer partiler tarafından tek tek kontrolü neredeyse imkansızdır ve yakalasalar bile “aman bir daha sayılırsa oylarımızı daha düşük çıkarırlar vs” korkusuyla susuyorlar) ben artık hiçbir seçim sonucuna güvenmiyorum ama yapacak bir şey yok.. Bundan sonra; parmak boyası ve tek tek oy sayma gelmediği sürece de her seçim aynı olacak.. Önce anketlerle beyin yıkama, arkadan aynen anket sonuçlarının (artı-eksi 1 veya iki hata payı da “inandırıcılık açısından” bırakılabilir tabii) seçimlerde çıkması..
Bu arada A&G’nin sonuçlarına diğerlerinden çok güvendiğimi ama neticede anket yapılan kişilerin “o güne kadar yıllarca aralıksız çıkarılan anketlerden etkilenen denekler” olduğunu ve bu nedenle sonuçların sağlıklı çıkacağına inanmadığımı da ekleyeyim. Tabii bunun dışında zaten “bütün gazete veTV’lerin, bütün propaganda kaynaklarının “tek parti”nin elinde olduğu” bir ortamda dürüst, eşit şartlarda seçim yapıldığı da söylenemez. Her neyse, gelelim son ankete.
GENEL BAŞKAN BEĞENİLMİYOR İMAJI..
Bu şirketlerden Pollmark’ın yaptığı son araştırmada AKP oyları yüzde 52.4’e yükselmiş görünüyor, CHP 24.5, MHP 11.4.. Ama geliyoruz “en beğenilen siyaset adamı” bölümüne.. Adeta CHP’nin içinden kendi partilerini “koltuk ihtirasıyla” sorumsuzca kemiren isimlerle ortak çalışır görünen bir büyük çelişki göze çarpıyor.. En beğenilen siyaset adamı yüzde 41.7 ile Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 7.6, Devlet Bahçeli yüzde 9.6.. Hoppalaa..
Mantık, rasyonalite diye bir şey var, hiç değilse ona saygı gerekir, bu ne? MHP 11.4 alıyor ama liderini beğenen 9.6, AKP 52.4 alıyor ve liderini beğenen 41.7, CHP ise 24.5 alıyor ve büyük bir oransızlıkla lideri beğenen 7.6.. İyi ki sıfırlamamışlar.. Yani CHP’ye oy verenlerin neredeyse üçte biri Kemal Kılıçdaroğlu’nu beğenmeden veriyor. Neden böyle olsun peki; bir liderde en önemli özellikler olan; “dürüstlük, sözüne güvenilirlik, çalışkanlık, iyi niyet” bu genel başkanda var, o zaman en azından partiye oy verenlerin yarısı neden onu “iyi siyasetçi” görmesin?
Uzun lafın kısası, milleti şartlandırma amaçlı görünen bu araştırmalar beni güldürüyor, işi öyle ele aldılar, öyle sanal bir alem kurdular ki bize artık gerçeğin ne olduğu hiç önemli değil!

Yorum Gönder