Utanmak - Ümit Zileli

İki hafta kadar önce Silivri Kampusu’na(!) gitmiştik biliyorsunuz... Ardından Can Ataklı Vatan’daki köşesinde “Cehennemde 10 Saat” başlığıyla üç günlük bir dizi hazırladı. Ben de kendi köşemde gördüklerimi, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi, yerim sınırlı olduğu için iyice özetleyerek anlatmaya çalıştım. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel de CNN Türk’te 5N1K programında izlenimlerini anlattı.. Şimdi ben bu girişi niye yaptım peki? Çünkü bizler yazıp konuştuktan yalnızca iki gün sonra Adalet Bakanı, acil davet ettiği çoğu yandaş 12 köşe yazarını, turist taşımakla görevli “Jollytour” otobüsüne doldurup Silivri’ye götürdü de ondan!.. Ben Milliyet’ten Aslı Aydıntaşbaş’ın yalancısıyım; yazısında, bakandan “sürpriz davet” aldığını söylüyordu. Vatan gazetesinden Ruşen Çakır’a davet Bosna’da ulaşmış, apar topar dönmüştü. İyi de oldu vallahi, en azından Silivri’yi gördü arkadaşlar!..
***
Gittiler, gördüler, yazdılar... Yandaş takımının yazdıklarını okuyunca, deyim yerindeyse en hafif tabiriyle şok geçirdim!.. Yoksa bir hafta önce ben Silivri diye başka bir yere mi gitmiştim?.. Öyle anlatmışlardı ki, insanın gidip kalası geliyordu, artık 3 sene mi desem, 5 sene mi?!. Örneğin Sabah’ın kahverengi dilli tosununa göre, yemekler nasıl da lezzetliymiş, hele mercimek çorbası ne biçim şahaneymiş... Kampusun içinde modern mi modern bir hastane varmış, içinde de bir değil, tam iki tane kalp uzmanı varmış, yaaa!.. Sonracığıma, çarşafların, yastık kılıflarının “sakız gibi” temizlenip, “jilet gibi” ütülendiği çamaşırhanesi bile bulunuyormuş iyi mi?!. Pişirilen ekmeklerin mahalle bakkalında, kurabiyelerin köşe başındaki pastanede rahatlıkla satılabileceği modern fırını da eksik değilmiş tabii ki... Üstelik artık o eski tip hangara benzer koğuş sisteminden “yaşam ünitelerine” geçilmiş, artık bir odada en fazla 3 kişi yatıyormuş. Tabii isnat edilen suça göre başka tip üniteler de olabilirmiş... Her ünitede (hücre diyecek, diyemiyor!) evlerdeki salonu andıran TV seyredilen, çay kahve pişirilen gündelik faaliyet alanları varmış, bu alanı kullanmak 24 saat serbestmiş. Ayrıca hemen öndeki avluya çıkmak, dolaşmak, güneş görmek de mümkünmüş... Zaten lokanta ve otel müşterilerine nasıl misafir deniliyorsa, kampus tarzı cezaevlerindeki mahpuslara da “yargı misafiri” diyenler çıkarsa şaşırmamalıymışız... Az daha yazının üstüne kusuyordum...
***
Birkaç kişi dışında diğerleri Silivri’yi işte böyle anlattılar. Her şey mükemmeldi, her yer pırıl pırıldı. da ufak bir ayrıntı vardı; ortalıkta insan yoktu!!! Bu arkadaşlara her yeri, her şeyi göstermişler, bakan bazılarıyla masa tenisi bile oynamıştı ama ilaç niyetine bir tek tutukluyla bile mahkûmla görüşememişlerdi!.. Hele gazeteci tutuklulara yanaşamamışlardı bile!.. Aslı Aydıntaşbaş, “insan yoktu” diye yazdığı yazısında, “Belki de iyi oldu. Onları görsek ne diyecektik, başımızı öne eğecektik” diyordu. Ergun Babahan, hani şu Fenerbehçe yenilince öfkeden deliye dönüp “Kupa Amerika’ya girsin” diye twit yazan, bunun üzerine Today’s Zaman gazetesindeki yazılarına son verilince Fethullah Gülen’e hitaben açık özür yazısı yazan onurlu köşe yazarı, “Görmediğimiz iyi oldu, rencide olacaklardı” diye yazdı, inanabiliyor musunuz?.. Okurken aklıma elleri sapsarı ve buz gibi soğuk Tuncay geldi. 21 kişilik koğuşta tek başına yatan, kantindeki bisküvi ve krakerleri devletin verdiği yemeğe tercih eden, 45 kiloya düşmüş Müyesser geldi. Barış Pehlivan’ın “Mustafa Abinin hücresini görünce gözlerime inanamadım. Sen bir yılı aşkın süredir tek başına burada mı kalıyorsun, diye sormaya bile utandım” deyişi geldi... Akciğerinde 3 litre su toplandığı halde üniversite hastanesine gönderilmeyen Ergin Saygun geldi... Acı acı gülümsedim... Onların, o “gazetecilerin” namına çok utandım... Ama onların haberi bile olmadı!..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget