SEVGİLİ okuyucularım, Türkiye inanılmaz bir iktidarla karşı karşıya. Bunların kökeninde, bildiğiniz gibi Millet kavramı yoktur. Ulusallık kavramı derseniz, o hiç yoktur…...Çünkü din bu kavramları reddeder.
Şimdi milletimizin gözü önünde pervasızca attıkları adımlarla bu kavramlar tek tek yok ediliyor, ulusal bayram günlerimizin kutlanması bile engelleniyor. Bu amaçla yeni yönetmelikler çıkardılar, kutlamaları izne bağladılar, ulusal bayramları yok etmenin yollarını açtılar.
Bunlar yok edilince işin arkası başka adımlarla gelecek, öncelikle Atatürk kavramı yok edilecek.
Nedir ulusal bayramlarımız?
-19 Mayıs 1919. Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktı ve bağımsızlık mücadelesinin ilk ateşini orada yaktı. Ulusal kurtuluş savaşı o gün başlatılmış oldu.
-23 Nisan 1920. Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Mücadele yasal temele oturtuldu.
-30 Ağustos 1922. Savaş kazanıldı, vatan bağımsızlığını elde etti. 9 Eylül 1922 günü Yunan ordusu İzmir’de denize döküldü .
-29 Ekim 1923. Cumhuriyet ilan edildi, ulusun egemenliğine dayalı laik, çağdaş, demokratik, bir rejim kuruldu.
Bizim dört ulusal bayramımız var.
Bu bayramları her yıl coşkuyla kutlardık. Bu iktidar şimdi bu kutlamaları iptal etti, halkın katılımını sona erdirdi, çıkardığı yönetmelikle ulusal bayramları yozlaştırdı.
Amaç, bu gibi kavramların toplumun kafasından yavaş yavaş silinmesi, giderek yok edilmesi, yeri ve zamanı geldiğinde tümüyle iptal edilmesi.
***
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramına, peygamberin belli olmayan doğum gününü bağladılar. Yok edilen bu bayram şimdi okullarda kutlu doğum haftası adıyla kutlanıyor.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinliklerini iptal ettiler. Bunun yerine komik, zavallı uygulamalar getirdiler. İl ve ilçelerdeki kutlamalar iptal edildi. Sadece bir tek ilde, Gençlik ve Spor Bakanı olan şahsın katılacağı bir yerde kutlama yapılacak da, nasıl!
Cambaz gösterileri yapılacak, Uzakdoğu sporlarına yer verilecek, ulusal bayramın ruhuyla asla bağdaşmayan gösteriler düzenlenecek!
Atatürk gençliğinin spor gösterileri tümüyle kaldırıldı.
Biliyorsunuz, bu iktidar geçen yıl 29 Ekim geçit törenini de iptal etmişti.
Dört ulusal bayramda da törenler Anıtkabir’de başlatılırdı. 23 Nisan ve 19 Mayıs’ta Anıtkabir’i iptal ettiler.
Her yıl 19 Mayıs’ta Atatürk’ün gençliğe hitabesi okunurdu, o da kaldırıldı.
İl ve ilçelerde tören yerlerine sadece Gençlik Spor Bakanlığı görevlisi çelenk koyacak. Sivil toplum kuruluşlarına çelenk koymak yasaklandı. Onların başka zamanlarda çelenk koyması, saygı duruşunda bulunması da yasaklandı. Kaymakamlık veya Valilikten izin almaları gerekiyor. İzin verilmiyor!
Birkaç gün önce İzmir’de bu yasak olayının tipik örneğini yaşadık. Yunan ordusu 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıktığında, Hasan Tahsin isimli kahraman bir gazeteci ilk kurşunu sıkmış ve Yunan ordusunun sancak taşıyan askerini öldürmüştü. Sonra onu da oracıkta şehit ettiler.
15 Mayısta İzmir’de Hasan Tahsin anıtına çelenk koymak ve saygı duruşunda bulunmak isteyen kuruluşlara, sivil toplum örgütlerine izin verilmedi. Sadece İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Valilikten 48 saat önce izin alabilmeyi başarmıştı.
Anma töreninde Vali yoktu, Ege Ordu Komutanı ve askerler yoktu!
Şimdi akıllara bir soru üşüştü:
“O gün Yunan ordusuna ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin’in kemikleri, acaba mezarında sızlamış mıdır?”
***
Sevgili okuyucularım, iktidar böyle yapıyor, böyle istiyor diye teslim bayrağını çekecek değiliz.
Bu iktidar geçici, ulusal bayramlarımız ve ulusal kavramlarımız kalıcıdır. Bazı kavramları milletin beyninden sökmek öyle kolay bir iş değildir.
Nitekim bugün Türkiye’nin dört bir yanında 19 Mayıs’ı kutlamak için görkemli halk yürüyüşleri yapılacak.
Samsun, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana…
Sıkıysa onları da yasaklasınlar.
Halkımız Mustafa Kemal Paşa’nın bugün başlattığı mücadeleyi AKP iktidarının gölgesinde değil, kendi özgür iradesi ve coşkusuyla kutlayacak.
İktidar yetkilileri, bu günü pasta keserek kutlayacakmış!
Bu amaçla çok büyük bir pasta hazırlanmış!
Bu gibi saçma sapan, komik, anlamsız işler yaparak milleti kandırdıklarını sanmasınlar.
GENELKURMAY’DA NELER OLUYOR?
Türkiye’de neler olduğu sadece ulusal bayram törenlerinin iptal edilmesinde, ya da yozlaştırılmasında ortaya çıkmıyor. İşin başka boyutları da var.
Genelkurmay Başkanı Necdet Bey’in emir ve onayı ile olsa gerek, askeriyede “Devrim (!)” niteliğinde yeni kararlar alındı.
Orduevlerine ve askeri gazinolara bundan sonra aşağıdaki tiplerin girme yasağı kaldırıldı:
Sıkmabaşlar, kara çarşaflılar, cüppeliler, takkeliler, sarıklılar, sakallılar ve benzerleri!
Genelkurmay’da neler olduğunu, hangi kararların ne gibi gerekçelerle alındığını anlamak artık mümkün değil.
Ben bu Necdet Bey’i bir türlü anlayamadım. Kime rastlasam aynı yakınmayı duyuyorum.
Hiç kimse kendisinden darbe yapması, iktidara posta koyması gibi şeyler beklemiyor.
Ama beyefendi bazı kararların altına imzasını atıyor ki, inanılır gibi değil.
Kendisini “İktidarın memuru” olarak gören, hükümetten gelen her direktifi derhal uygulayan bir Genelkurmay Başkanı kendi saygınlığını olmasa bile Türk ordusunun geleneklerini ve saygınlığını korumakla yükümlüdür.
Genelkurmay Başkanı günün birinde fırsat bulursa kendi astlarına, yine fırsat bulursa sokaktaki sıradan insanlara bir sorsun bakalım yaptıklarını!..
Ne dediklerini bir öğrensin.
Türkiye’nin bu iktidarın elinde yavaş yavaş İslam devletine sürüklendiğini beyefendi acaba görmüyor, bilmiyor mu?
Bunları iktidar yapan kafaların en büyük düşmanı, laik ve Atatürkçü Türk ordusu idi. Yıllar boyunca açık veya dolaylı, ordumuza sövdüler, en ağır hakaretleri sıraladılar.
Necdet Bey’in yüzlerce silah arkadaşı tutuklu.
Beyefendi onların niçin tutuklandığını düşünme zahmetine acaba hiç katlanıyor mu?
Niçin oluyor bunlar?
Ordumuza yıllarca söven, saldıran, hakaret yağdıran, aşağılayan tipler şimdi nasıl oldu da, birdenbire aynı ordunun savunucusu kesildi?
Bu işin içinde bir iş olduğunu Necdet Bey hiç mi anlamıyor?
Ulusal bayramlarımızı, ulusal kavramlarımızı bile lime lime etmeye yeltenen bir iktidara, Necdet Bey’in söyleyecek bir sözü acaba hiç mi yok?
“İktidarın emrinde devlet memuru” olmaya eyvallah da, “Memurluğun” bu kadarı galiba biraz fazla kaçıyor!
***
Emin Çölaşan’ın notu: Faranjit oldum. Fena üşütmüştüm. Bu pis bir hastalıkmış. İnsanı titretiyor, üşütüyor, terletiyor, yatağa düşürüyor, halsiz bırakıp paçavraya döndürüyor. Sizlerden üç gün ayrı kaldığım için özür diliyorum ama insanız, ne yapayım!
Siz sevgili okuyucularımdan gelen duygu dolu geçmiş olsun mesajlarına, ilaç tavsiyelerine çok teşekkür ediyorum. Yeni bir arıza çıkmadığı sürece, atışa hep beraber –sağlıklı günlerde- devam edeceğiz.

Yorum Gönder