Dik Duracaksın, Köle Olmayacaksın - Hikmet Çetinkaya

Ilık ve aydınlık bir sabah...
Kahvemi yudumlarken, kafamdaki konular giderek çoğalıyor.
Neler yazmalıyım?
İnsanın özgürlüğü yaşamın en önemli öğelerinden biridir.
Türkiye’de bugüne değin kaç yargısız infaz oldu, kaç kişi faili belli ama “faili meçhul cinayetlere” kurban gitti.
80 öncesi ve sonrası işlenen cinayetler, Hizbullah adlı köktendinci terör örgütünün 90’lı yılların başlarında devlet tarafından yapılandırılması...
90’lı yıllarda OHAL valilerinin “Hizbullah adlı örgüt var mı” sorusuna, “Öyle bir örgüt yok, PKK’yle mücadele eden Müslümanlar var” demesi çoktan unutuldu.
Örgüt 2000 yılında ortaya çıkınca yer yerinden oynadı.
Gazete manşetleri günlerce Hizbullah’ın “mezar evleri” ve “domuz bağı”ndan söz etti.
***
Güneydoğu’da camileri “örgüt evi”ne dönüştüren Hizbullah militanları değil miydi?
Sözcüklerin sessiz oyunu gibiydi yaşadıklarımız.
Acı, kan ve gözyaşı...
Yıllar yılları kovaladı!
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yargısız infazlardan ötürü kaç kez mahkûm etti Türkiye’yi, hesabını tutmadım.
Türkiye’de yargısız infazları yapanlar ödüllendirilirken, demokrasi ve özgürlükler kısıtlandı, adalette eşitlik ilkesi, hukukun üstünlüğü çiğnendi.
1 Mayıs 1977’de insanlar Kazancı Yokuşu’nda üst üste yığılıp ölürlerken orada olduğunu söyleyen tarihçi Halil Berktay 35 yıl sonra bombasını patlattı:
“Solcular birbirini öldürdü!”
Bir insan yüreğinde sevgiyle yaşar, kin, nefret, intikam duygularıyla değil!
***
Daldan dala atlayacağım ama yazmam gerekir...
Suriye’de kaybolan iki Türk gazeteci İran’da ortaya çıktı.
Hiç bunun üzerinde kafa yordunuz mu?
Neden İran’da?..
Suriye bizim kapı komşumuz... Suriye’de tutuklanan ya da gözaltına alınan iki meslektaşımız sınır kapısından Türkiye’ye verilirdi.
Suriye İran’a teslim etti...
Ankara’dan bir uçak gitti ve iki gazeteci arkadaşımızı Tahran’dan Türkiye’ye getirdi.
Burada anlamlı bir mesaj var, hem İran hem de Suriye’den...
Türkiye’nin dış politikasının “van münit”le yürüyeceğini sananlar aldanıyor.
İsrail düşmanlığı, İran ve Suriye’yle ilişkilerin kopması Türkiye’yi zor durumda bırakacak.
Bunu herkes görüyor ama siyasal iktidar görmüyor...
***
Cumhuriyet’ten Mustafa Kemal Erdemol’un yazı dizisini ilgiyle okumanızı salık veririm.
Erdemol, Şam’da bombanın patladığı gün oradaydı.
Beş dakika sonra olay yerine gitti... Parçalanarak ölen 55 kişiden 25’inin çocuk olduğunu yetkililerden öğrendi.
Yazımın başlığını “Basın Özgürlüğü” koyacaktım...
İçimden değiştirmek geçti:
“Yaşam ve Özgürlük...”
Ondan da vazgeçtim!
Çünkü basın özgürlüğünde dünyada bilmem kaçıncı sıradayız...
Bekir Coşkun’un başına gelenler, Başbakan Erdoğan’ın ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Salih Kapusuz’un buraya yazmaktan bile utanç duyduğum sözleri.
Ne kadar alınganmış Türk Silahlı Kuvvetleri...
Dindaşlar, candaşlar, yandaşlar saldırırken “gık” dememişlerdi, Bekir yazısında “ironi” yapınca ortalığı ayağa kaldırdılar...
***
Peki şu Uludere katliamı neydi? Hizbullah adlı yasadışı köktendinci terör örgütü kurulduğunda militanları Batman’ın hangi ilçesinde bulunan Jandarma Eğitim Alayı’nda eğitim görüyordu 90’lı yılların başında?
Peki, Umur Talu niçin askerin hedefinde?
Emekli astsubayların ve uzman çavuşların haklarını savunduğu için...
TSK, Umur Talu’ya internette erişim yasağı koymuş...
Hem Umur yazdı hem de Balçiçek İlter.
Baskı, yıldırma, gözdağı...
Türkiye’de ileri demokrasi varmış!
Köşeleri sansürleyin, sivil-asker, gazetecilere fırça atıp yıldırın.
Kimi?
Bizleri mi?
Hadi canım sen de...
Önce Uludere’de öldürülenlerin hesabını verin!
***
Yazımın özeti: Ne postalcı-mostalcı, ne paşacı-maşacı ne de yalaka-malaka olacaksın arkadaş!
Bekir gibi, Umur gibi dik duracaksın, köle olmayacaksın, boyun eğmeyeceksin!..

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget