19 Mayıs 1919 Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a ayak basarak bağımsızlık ateşini yaktığı günün üzerinden tam 93 yıl geçti. O ateş söndürülmek istense de içimizde alev, alev yanmakta ve bizden sonra gelecek nesillerin kalplerinde de yanacaktır.
Bu ateşi söndürmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Her yıl 19 Mayıs günü Gençlik ve Spor Bayramımız yurdun her yanında spor gösterileri ve törenlerle kutlanır, milli duygularımız adeta şahlanırdı.19 Mayıs; 1981 yılından bu yana "Atatürk'ü Anma Günü" olarak da kutlanmaktaydı.
Bu günü bize çok gördüler. Yasaklar getirdiler.
Türkiye üzerinde oynanan oyunlar ve iktidarın Atatürk’ü unutturmak için yaptığı tüm engellemelere, baskılara karşın, yurdun her köşesinde 19 Mayısta başlayıp 1923 ‘te ilan edilen cumhuriyetimizin kuruluşunu, bağımsızlığımızı kutlayacağız.
“ Ben 19 Mayıs’ta doğdum” diyen önderimiz Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını, vatan uğruna canını veren şehitlerimizi, gazilerimizi saygıyla ve de sevgiyle anacağız.
19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı günü ulusal bayram olarak yaşatmamız bizim için büyük bir onurdur.
Atatürk o büyük deha o zorlu yıllarda;
"Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletimin hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir." Demişti.
19 Mayısı kutlamak, 7 düvelin topla tüfekle parçalayamadığı, alamadığı topraklarımızı bugün sermaye ile işgal etmiş olan emperyalist güçlere ve işbirlikçilerine Kemalizm’in yaşadığını ispat günüdür.
Bugün Atatürk gençlerinin ışığa yürümeye başladığının adım sesleri olacaktır.
Bu bayram bizlerin diriliş günü olacaktır.
Bu 19 Mayıs, gelecekte hepsinden hesap sorulacağını ilan edeceğimiz bir 19 Mayıs olacaktır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe seslenişi iktidarın kindar ve dindar gençlik yetiştirmek istemesine bir cevap olacaktır.
Türk genci, devrimlerin ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların lüzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve devrimleri benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demeyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır. Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, "polis henüz devrim ve Cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, fakat asla yalvarmayacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek: "Demek adliyeyi de islah etmek, rejime göre düzenlemek lazım!" Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve amilleri düzeltmek de benim vazifemdir!" İste benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!
Evet, Türk Gençliği damarlarında dolaşan o güç ile gün gelecek, Atasının gençliği olduğunu tarihe bir kez daha yazacaktır. Coplansa da, biber gazları yese de hatta zindanlara atılsa da yılmayacak yoluna devam edecektir. Bu böyle biline.
Tünay Süer
Yorum Gönder