HEMEN “Dış politikada duygusallık olmaz; esas olan, ulusal çıkardır” diyenleri duyar gibi oluyorsunuzdur herhalde.
Peki o zaman, bazı soruları açıkça sormak gerekmez mi?
“NATO’nun ne işi varmış Libya’da?” dedikten iki gün sonra yüz seksen derece çark edip Batı dünyasının o ülkeye uygulamak istediği abluka için hatırı sayılır bir deniz gücü göndererek ve İzmir’deki üssü ev yıkan, oğul öldüren, gemi batıran hava operasyonlarına açarak Türkiye’nin hangi çıkarlarına hizmet edilmektedir?
Yüzlerce Türk şirketine 25 milyar dolarlık iş verip binlerce Türk işçisine kazanç kapısı açmış bir yönetimin bu ülkeye ne zararı dokunmuştur? Daha da önemlisi, bundan sonra Libya kapılarını Batı Avrupa’nın ve Amerika’nın şirketlerine açması istenecek olan muhaliflerin Türklere de aynı kolaylığı gösterecekleri kesin midir? Ayrıca, davamız insanlıksa, Kaddafi muhaliflerinin insan haklarına ondan daha saygılı olacağını hangi kâhin söylemiştir?
Bingazi merkezli başkaldırıyı Fransa’yla İtalya’nın desteği sayesinde başlatanların yanında yer almak ve ileri gelenlerini Ankara’da en yüksek düzeyli protokolle karşılamanın Ortadoğu’daki sözde sıfır sorunlu Türk dış politikasına katkısı nedir? Kendi ülkenizin meşru yönetimine yabancı desteğiyle kafa tutanları başkaları böyle karşılasa hoşunuza gider mi? Böyle bir tutum bütün komşularınızın bundan sonra size kuşkuyla bakmalarına yol açmaz mı?
Yargı bağımsızlığı ve en basit insan hakları konusunda içten dıştan eleştirilen bir AKP iktidarının eski sömürgecilerle bir olup yakın çevresindeki Arap yönetimlerine demokrasi ve özgürlük dersleri vermeye kalkması biraz gülünç kaçmıyor mu?
Ama, bu ülkenin iç politikası açısından asıl endişe verici olan, dış politikada böylesine keskin bir dönüşün ne kamuoyunda ne de muhalefette dişe dokunur bir tepki doğurmamış olmasıdır. Büyük medya ve ana muhalefet niçin suskun? CHP, Onur Öymen’le Şükrü Elekdağ’ı saf dışı ettikten sonra hangi acayip saflara doğru kaymaktadır?
Bu, basit ve önemsiz bir sapma değil. Başka birçok belirtiyle yan yana konduğu zaman endişe verici bir yanı var böyle bir dönüşün: Dokuz yıllık bir AKP iktidarı boyunca zihinleri kurcalamış bir soru, hangi iktidar, hangi siyasal parti söz konusu olursa olsun, iktidarda ya da muhalefette zihinleri kurcalamaya devam mı edecek? Yalnız ekonomik sistemiyle değil, kültür ve eğitim kurumlarıyla, sağlıktan tarıma, sanayiye, ulaşıma ve iletişime kadar her şeyiyle Türkiye’yi Türkiye’den yönetmek hiç mi mümkün olmayacak?
Yoksa, bu “her şey”in içinde ve hatta başında dış politika olduğu için midir bu soruya yanıtın hep olumsuz kalması?
Yorum Gönder