‘Kurban olduğum Allah verdikçe veriyor’ ve kuvvetler ayrılığı! - Mustafa Mutlu köşe yazısı


Demokrasilerde üç temel“kuvvet” vardır: Yasama, yürütme, yargı...

Rejimin doğru çalışabilmesi için en önemli kural da; bu üç kuvvetin birbirine müdahaleden uzak pozisyonlarda bulunmasıdır.

Buna “kuvvetler ayrılığı ilkesi” denir...




***


Bizim demokrasimizde ise yasama ile yürütme iç içedir...

Yürütme; yani hükümet, yasama organının yani Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin içinden çıkar ve daha sonra sahip olduğu çoğunluk sayesinde, o organı yönetir ve yönlendirir...

İktidar partisinin iki dudağının arasından çıkan her söz, yasama organı tarafından yasa haline getirilir.

Hatta bazen, (bizde de iki ay önce yapıldığı gibi) yasama organı, yasa yapma yetkisini “Kanun Hükmünde Kararname” çıkarma yetkisi vererek, hükümete devreder...

Kısacası, bizim demokrasimizde (!) yasamayla yürütme kuvvetleri ayrı değil, iç içedir...




***


Gelelim yargı ile yasama ve yürütme organlarının ilişkisine:

12 Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliği ile yargının da tamamen hükümetin, yani yürütmenin kontrolüne girdiği öne sürülüyor.

Yüksek yargı organlarının daire sayıları artırıldı, açılan yeni kadrolara “iktidar yandaşı oldukları” iddia edilen ve ne yazık ki o iddiaları yalanlamaya bile gerek duymayan bazı yargıçlar seçildi...

Sonra da bu yargıçların sağladığı oy çoğunluğuyla, önce Yargıtay’ın, sonra Danıştay’ın başına, Başbakan Yardımcısı’nın “yakın arkadaşları”getirildi...

Başka bir demokraside yeri göğü birbirine karıştıracak bu yakınlık, bizde çok doğal bir şeymiş gibi sunuldu...

Hatta yeni Yargıtay Başkanı için “Benim güzel arkadaşım” diyen Başbakan Yardımcısı, Danıştay Başkanlığı’na yine bir okul arkadaşının seçilmesinden sonra, “Kurban olduğum Allah, verdikçe veriyor” diye sevinç çığlıkları attı.




***


Ben; yeni Yargıtay Başkanı’nın da yeni Sayıştay Başkanı’nın da o görevlere, Başbakan Yardımcısı’na, dolayısıyla iktidara yakın oldukları için seçildikleri ihtimalini aklıma getirmek bile istemiyorum.

Elbette yıllardır o kurumlarda emek veren bu değerli yargıçlar, yeni görevlerini bileklerinin hakkı ile elde etmişlerdir...

Ama...

Başbakan Yardımcısı’nın abartılı sevinç gösterisi, onların hak ederek geldikleri bu görevlere, ne yazık ki talihsiz bir şekilde başlamalarına neden oldu.

Bırakın iktidarın “ileri demokrasi” mavralarını, sıradan demokrasilerde bile sistemin sürdürülebilir olması için, kuvvetler ayrılığı ilkesine özen gösterilmesi gerekir...

Şimdi oluşan tablo ise; “kuvvetlerin iç içeliği”nden ibaret...

Ve bu tablo, demokrasinin değil, otoriter bir devlet yapısının teminatıdır...

Günün Sorusu

“İleri demokrasi”yi savunmak adına mevcut sistemi kayıtsız şartsız destekleyen liboş arkadaşlara soruyorum: Bülent Arınç’ın sevinç çığlıklarını duyduktan sonra, neler hissettiniz?




*****


Başbakan’ın 27 Nisan hakkındaki sözleri...

Başbakan, 12 Eylül’ün sorumlularından sonra 27 Nisan e-muhtırasını verenlerin de yargılanması tartışmasına müdahil oldu ve “Ben 27 Nisan bildirisini bir muhtıra olarak kabul etmiyorum, o zamanki Genelkurmay’ın yaklaşımı olarak değerlendiriyorum” dedi...

Son söze özellikle dikkat edin:

“O zamanki Genelkurmay’ın yaklaşımı...”

İyi de...

Yüksek müsaadeleriyle Başbakan‘a sormak istiyorum:

27 Mayıs ve 12 Eylül darbeleri de tıpkı 27 Nisan muhtırası gibi, “O zamanki Genelkurmay’ın yaklaşımı” değil miydi?

12 Mart muhtırası ve 28 Şubat süreci de “O zamanki Genelkurmay’ın yaklaşımı” sayılamaz mı?

Hatta; doğruysa, Balyoz başta olmak üzere hayata geçirilmemiş darbe planı iddiaları da... “O zamanki Genelkurmay’ın yaklaşımı” olarak görülemez mi?




***


Kısacası; bu söz, “boş bir söz”

Sayın Başbakan... Son günlerde sıkça eleştirdiğiniz Süleyman Demirel’i çağrıştıran bir söz!

Size yakışan, çıkıp “Biz Yaşar Büyükanıt’la Dolmabahçe’de konuştuk ve bu meseleyi çözdük, bir daha da gündeme getirmemeye karar verdik” demekti...

Ama siz, inandırıcılığı olmayan “içi boş bir söz”le konuyu geçiştirmeye çalıştınız...

Sahi...

Yaşar Büyükanıt’ı bu kadar korumanızın ve kollamanızın nedeni nedir?

Artık bir zahmet anlatsanız da

27 Nisan’ın neden muhtıra olmadığını biz de öğrensek!

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget