Dün Yılmaz Özdil’in “Samsun’dan vapurla yola çıkma”nın ertelenmesi konulu yazısına o kadar güldüm ki.. Güleriz biz ağlanacak halimize, benim uzun uzun yazmak istediklerimi kısacık bir yazıya sığdırmıştı.. Galiba bardağı taşıran damla Mümtazer Türköne olayıydı ama bu “19 Mayıs törenlerinin de kaldırılması kararı”ndan sonra benim aklıma da geldi bu soru, acaba Mustafa Kemal ülkeyi her köşesini sarmış düşmanlardan kurtarmak için hiç yola çıkmamalı mıydı? Bugünleri görse “Ee yettiniz artık, size bu rahat yaşamları sağlamak için canımı siper ettim, beni pişman ettiniz be” der miydi?
O; “be” demek için bile fazla asil bir adammış, halkına saygısından, kendine saygısından, söyleyeceği sözleri odasına kapanarak günlerce düşünür, müsveddeler yapar, ondan sonra karar verirmiş. Ama herhalde bu toprakları kurtarmak ve çağdaş-demokratik bir rejim kurmak adına önemli başarılara imza atılan milli günlerden bu kadar rahatsız olunduğunu görebilse çok üzülürdü.
23 NİSAN, 30 AĞUSTOS DA..
Dünkü yazımda “23 Nisan’lar, 30 Ağustos’lar da kutlanmasın, hatta mümkünse o günleri tarihimizden de silelim” demiştim, aynı gün Cumhurbaşkanlığı’nın da “23 Nisan ve 30 Ağustos’un törenle kutlanmaması için” çalışma yaptırdığı haberi sitelerde çıktı. Hayırdır inşallah, şu sıralarda ne desem ertesi gün veya aynı gün çıkıyor, ermişlere mi karıştım nedir bilmiyorum.
Yılda birkaç gün milletin milli bayramlarında marşlar söylemesi, gençlerin-çocukların o coşkuyu spor ve dans gösterileriyle hissetmesi, güvenlik güçlerinin gösterilerini izleyerek güven duyması demek ki çok mahzurluymuş ki biz esprisini yaparken “ciddi” olması için gereken “çalışma” ve kararlar yol alıyor.
BÖYLE BAHANE OLMAZ
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterlik Başkanlığı’nda yapılan toplantıya; İçişleri, Dışişleri, Milli Eğitim, Gençlik ve Spor, Kültür ve Turizm Bakanlıklarının temsilcileri katılmış. Ulusal ve resmi bayram kutlamalarında “halkın katılımını arttırmak” amacıyla devlet protokollerinin 2′nci plana alınması kararlaştırılmış. Güvenlik güçleri, çeşitli kamu kurum ve kuruluşları ile öğrencilerin katılacağı resmi geçit töreni bundan böyle sadece Ankara’da yapılacakmış.
Yani devletin önde gelen makamlarında bulunan tüm şahıslar, yılda birkaç günden ibaret olan milli bayram kutlamalarına gitme zahmetine katlanmayacakları gibi millet de ordusunun, polisinin, çocuklarının gösterilerini izleyemeyecek. Bayram neşesi yasak.. Okulda konuşulur, şiir okunur yeter..
DERSLERİMİZ AKSAMADI
Mazerete bakalım, mesela halk zaten coşkuyla katılmıyormuş, onlarca yıl böyle olmamış gibi “halkın katılımını arttırmak”.. Veya “öğrenciler üşüyor”.. Veya “öğrencilerin dersleri aksıyor”.. Ben lisede iki yıl üst üste 19 Mayıs törenlerine katıldım, birinde bayrak taşıdım, diğerinde gösteri ekibindeydim derslerim hiç aksamadı, son sınıfta bile.. Arkasından da ODTÜ’yü kazandım.. Annem de katılmış, Antakya Kız Lisesi’ni birincilikle bitirdi, şeref listesinin başındaydı.
Ama bizim ve katılan tüm gençlerin de, izleyenlerin de bu özel günde yer almaktan gurur ve mutluluk duyduğuna kimseciklerin şüphesi olmasın. Öyle bir mutluluk ki soğuğu katiyen hissetmezsiniz, zıplayarak ısınmaya çalışmak bile bir eğlence olur.
Bırakın her şeyi bir yana, ben tüm değerlerimizin ve geleneklerimizin yok edildiğini düşünerek üzülüyorum. Milli bayramlarımızın tartışılmasını bile “ayıp” buluyorum. Bakmayın siz “demokratik ülkelerde böyle şeyler çoktan geçti” filan diyenlere, o demokratik ülkelerde “milli değerleri ve atalarını tümüyle yok etme, hatta hakaret etme” isteğinde olan kimseyi gördünüz mü?
Geçiniz, geçiniz!
*****
“Yaklaştıkça’ seksi sahnelerden ibaret değil!
Gencay Gürün’ün Türkçeye çevirdiği Closer (Yaklaştıkça) isimli oyunu ilk gecesinde Tiyatro İstanbul’da izledim. Closer’ın filminde biliyorsunuz Jude Law, Natalie Portman, Julia Roberts, Clive Owen gibi sanatçılar oynamıştı, tiyatro eseri olarak da Londra’da uzun süre sahnelendi.
Elbette konusu ve konuşmaları bizim ülkemiz ve birçok ülke için fazla rahat, fazla seksi ve sıra dışı bulunabilir, zira Londra’da ve uçuk insanlar arasında geçen ve normalde çok nadir rastlanabilecek olayları anlatıyor. Ama “Yaklaştıkça” ismiyle burada oynanan oyunda basında yer alan seksi fotoğraf ve haberlerin çok ötesinde şeyler var.
SIRADIŞI BİR “ŞOV’ BU!
Bir kere 4 başrol sanatçısının oyunları da gerçekten süper. Murat Han, Nilperi Şahinkaya, Esin Harvey ve Şencan Güleryüz olağanüstü bir doğallık ve yetenek şovu sunuyorlar. İnanın ben izlerken şaşırdım, bu kadar iyi olabilmek için “yüzlerce kez tiyatroda başrol oynamış olmak” gerekir ki ben hiçbirinin bu kadar deneyimi olduğunu sanmıyorum. Hepsi çok başarılı ama Nilperi Şahinkaya’nın “striptizci Alice” rolündeki performansı, son derece zor sahneler bulunduğu için de çok beklenmedik doğrusu, neredeyse “Natalie Portman’la yarışır” denebilir.
Gencay Gürün’ün çevirisi (ve oyun seçimi, son üç yıldır bunu sayıkladı) yine kusursuz, Celal Kadri Kınoğlu’nun yönetimi aynen öyle, dekor ve kostümler “daha iyisi olamazdı”, projeksiyonla “o andaki mekana en uygun” Londra görüntülerinin sık değişmesi ve temponun dinamizmi oyunu bir film havasına sokuyor. Dediğim gibi o haber ve fotoğrafların çok daha fazlası var. İnternet yazışmaları ve ikili sohbetlerde kullanılan dilin cesurluğu, alışılmamış diyaloglar sizi birden şaşırtabilir ama bu da oyunun orijinalinde, filminde bile Closer’ın “farklılığını sağlayan” özelliklerden biriydi ki mesela Black Swan da böyleydi.
Ben keyifle izledim, tiyatro sevenlere de görmelerini öneririm.
Ruhat Mengi/VATAN
Yorum Gönder