Çıkmazdı aslında ya, bak bu yılda da sana milli piyangodan bir şey çıkmadı

Yeni yıla girerken “Hiç olmazsa bir umut” diye “piyango” bileti aldın biliyorum. Ama her yıl olduğu gibi sana yine bir şey çıkmadı gördüğün gibi.

Çıkmazdı aslında ya, bak bu yılda da  sana milli piyangodan bir şey çıkmadı
Yeni yıla girerken “Hiç olmazsa bir umut” diye “piyango” bileti aldın biliyorum.
Ama her yıl olduğu gibi sana yine bir şey çıkmadı gördüğün gibi.
Belki adet olduğu üzere her beş kişiden birine “A-morti” yani “Paran ölmedi” “gel bir daha dene” deneceğine göre sen o dört kaybeden arasında olmayabilirsin bir ihtimal.
Ama bir şey kazanamadığın belli.
E.. Ne diyeyim?
Sen aslında haklar, özgürlükler gibi, gelecek gibi; şu para kazanmanın da bir “emek” işi olduğunu,
zenginlik denen nimetin öyle “piyangodan” yani “havadan” çıkmayacağını biliyor olmalıydın değil mi?
Bu zamanda var mı öyle “hayal ettiğin gibi” bir koyup milyon almak?
Hadi birkaç kişiye biraz para verip kalan milyonlarca insanı özendiriyorlar, “belki ben de o birkaç kişiden biri olabilirim diye bekliyorsun ya; otur yap bakalım hesabını bu kaçta kaç bir “ihtimal”?
O hesaba göre sen kaç çuval pirincin içinden “tek bir pirinç tanesi” olabilirsin?
Haydi seni bırakalım, herkes için “topluca” biz söyleyelim:
Bir kere baştan bir koyup şöyle milyon falan kazanabileceğin yönündeki umudun daha ilk anda yarıya iniyor. Çünkü bu işleri düzenleyen 5602 Sayılı Kanun’a göre, “Piyango İdaresi” prensipte, elde edilen yıllık hasılatın sadece bir kısmını “ikramiye” olarak dağıtıyor.
Nedir o kısım?
“İkramiyeler, bir önceki yıldaki hasılatın yüzde 40’ından az, yüzde 59’undan fazla olamaz.” deniyor…
O halde, bu hesaba göre verdiğin paranın yüzde 41’i ile yüzde 60’ı daha baştan gitti mi gitti…
Kalanı?
Kalanı tabii ki başta Savunma Sanayii Destekleme Fonu olmak üzere çeşitli kamu kurum ve
kuruluşlarına…
Demek ki bu işin “Sana para kazandırma” tarafı hem ümitsiz hem anlamsız.
Çünkü “Büyük ikramiye” diye “şu kadar milyon lira” milyonlarca kişiden sadece birine çıkınca o paradan geriye fazla bir şey kalmıyor.
Kalan “küçük ikramiyeler” ise çok küçük ihtimal hesaplarıyla bir araya geldiğinde ciddi bir “umut” olamıyor.
Öyle ya, birisiyle yazı tura bile atsan daha “umutlu”sun.
Çünkü kazanma şansın yüzde elli ve kazandığında paran iki katına çıkıyor. Bu işte dağıtılan ikramiye yüzde…
*
“Oynayan”ın durumu bu…
Peki ya “Oynatan?”
Asıl söyleyeceklerim işin bu tarafıyla ilgili zaten.
Toplanan “hasılat” ve dağıtılan “ikramiye”yi masaya yatırıp da, bu işin bütün teknolojisinin
kağıttan bilet basıp sonra da numara çekmek olduğunu düşünürsek, “piyangoculuk” devlet için adeta bir “Emisyon” yani “para basma” olayı.
Üstelik karşılıksız bir “emisyon”.
Zaten kanuna göre Milli Piyango biletlerinin basımı da T.C. Merkez Bankası’nın Banknot
Matbaasında, filigranlı özel para kağıtlarına, güvenlik koşulları altında yapılmakta.
Milli Piyango oyunlarının tüm biletleri Türk Parasını Koruma yasasının güvencesi altında.
Demek ki, basıyorsunuz kağıtlara numaraları; müşteri dünden hazır, havada karada satıyorsunuz, içinden peşin peşin yarıya yakınını “bu kadarı benim aslan payım” diye kendinize ayırıp kalanını “umut peşinde koşanlara” dağıtıyorsunuz.
Var mı bunda bir sıkıntı?
Yok!
İşin ikinci yönü, devletimiz bu işlerden para kazanıp iyi kötü ihtiyaç görürken bir başka “toplumsal olgu”yu da denetim altına alıyor.
Nedir o?
“Kumar merakı”.
Kim ne derse desin insanoğlunun böyle bir merakı var.
Ve adına şans oyunu da desen, piyango da desen, loto moto da desen özünde aynı.
Devletin de; bu merakı kontrol altına alma, işi merdiven altlarından, karanlık kumarhanelerden, karanlık adamlardan ve giderek abartılmasından kurtarması, yani bu “merak”ın hafifletilmiş bir dozla ve kontrol altına alınarak giderilmesi gibi bir sorumluluğu var.
Güzel… hem hayırlı, hem kazancı da var.
“Vergi alacağım” desen kimse böyle güle oynaya yatırmaz parasını, “oynama”desen gizli gizli oynar.
O zaman bunda sorun yok diyeceksin..
Hem devlet kazançlı hazineye para giriyor hem hayırlı bir hizmet.
Gerçi evine yılbaşılık bir şeyler almayıp, çoluk çocuğun boğazından kesip, bir umutla tomarla para yatıran ve o umuda gerçekten ihtiyacı olanlar biraz “buruluyor” ve “kadersizliğine küsüyor” sonunda ama yapacak fazla bir şey de yok.
Çünkü devlet, birilerinin kumar oynatmasına engel olmak zorunda ve bunu yapmadığı zaman işin kontrolden çıkacağı besbelli.
Şimdi gelelim bambaşka bir meseleye, “İşin yerli-yabancı demeden özel bir firmaya verilmesine, şu sıralar yine gündemde olan “Özelleştirme” gayretinin yerindeliği konusuna.…
Bazı sorularla başlayalım isterseniz kafamızı toparlayabilmek için:
1.
Diyelim ki hükümet bir “güzelleme” ile “devlet kumar oynatmaz” deyip bu özelleştirmeyi açıklama gayretine girecek yakında…
Bunu derse, “devlet kumar oynatmaz” deyip “devlet kendi oynatmaz ama o bu işi daha verimli yapar” diye özel sektöre hem de bu işin küresel devlerinden birine oynattırırsa aklınıza “merd-i kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler” (yani çingenenin mert olanı, kendini överken kabahatini söyler) sözü gelmez mi?
2.
Devlet bu işe fi tarihinde neden girmişti?
Hem kumar tutkusunu dizginlemek hem kolayca gelir elde etmek, birilerinin bu işi “ticarete dökmesini” engellemek için değil mi?
3.
Devletin taa Osmanlı’dan bu yana geniş bir “piyangoculuk” deneyimi ve bu gün seyyar bayiine kadar geniş bir kadrosu olduğu,
-1898/1899 yıllarındaki İane Piyangosu,
-1906- 1909 yıllarındaki Ziraat Bankası piyangosu,
-1917’deki Donanma Cemiyeti piyangosu,
1926’daki Tayyare piyangosu,
…gibi uygulamalarından ve hemen her yerde karşılaştığınız piyango satıcılarından belli değil mi?
4.
Devletin, bak bu iş “özel sektör işidir”, onlar bunu daha iyi işletir ve geliştirir diye; “kibarca
söylemek gerekirse” hem şans oyunlarını genişleten hem devlet elinden çıkaran ve hem de bu kazancı yerli/ yabancı bir firmaya ihale etmesi ve devretmesi “özelleştirmenin hangi fazileti ile” açıklanabilir?
5.
Bu işin kısmen ve süreli de olsa özel bir kumpanyaya bırakılması, işin “umut” tarafı dışında kalan “Ben kazanamadım ama devlet kazandı, canı sağ olsun” tesellisini “ben kaybettim ama bir yerli/yabancı kumpanya ya da Mister bilmem kim kazandı” haline getirmez mi?
6.
Unakıtan’ın dilimize kazandırdığı biçimde “Babalar gibi satacağız” denirse, bu satış; aslında bir özelleştirme olayı olmaktan çıkıp -kaç yıllık ise- bu süredeki hasılatın “kırdırılıp” peşin paraya çevrilmesinden başka bir anlama gelebilir mi?
*
Bütün bunları sorduktan sonra cevabını verecektim ki, kendi cevabımın bu soruların içinde olduğunu fark ettim.
Ben söylemeyeyim, en iyisi siz düşünün siz de cevaplandırın.
Zaten böylesi işlerdeki söz hakkı, içerisinde sizin-bizim de olduğunuz “milli irade”de değil mi?
Malum, “milli servet” bu milletin emeği, hakkı, birikimi, nafakası hatta umudu…
Bir bakın, satılmalı diyorsanız satılmalı; “yok olmaz öyle şey” diyorsanız asla olmamasını isteyin siyasilerinizden.
Yine de “oldurulursa” bu yazılanlar aklınızın bir köşesinde kalsın…
İhale sonrası imzalar atılırken kimi televizyonlardan, “Bu özelleştirmeyle Hazine’ye şu kadar gelir elde edildi” “özelleştirme gelirleri katlandı” diye sırıtık haberler yayınlanırken, bu çekilişte size çıkmayan şu büyük ikramiyenin o “özelleştirmeyle” aslında “kime çıktığını” öğrendiğinizde, “durum” hakkında kendinize göre bir “değerlendirme” yapmanıza iyi kötü faydası olacaktır.

Bülent Soylan

Bülent Soylan

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget