İçimi Sızlatan Yazı - Gündüz Akgül

Sevgili Dostlar, Günlerdir gündemden düşmeyen adını Balyoz ve Ergenekon koydukları davalar sonucunda verilen kararlar hakkında hukukçu kimliğimle neden bir şeyler yazmadığımı düşüneniniz olabilir.
Bu konuda yazmamamın gerekçesini bilginize sunmak istiyorum.
-Bu davaların açılış gerekçesine inanmadığımdan,
-Yargılamalar sırasında yapılan usul hatalarını içime sindiremediğimden,
-Suç işlemiş olsun, olmasın iktidara muhalif olan herkesin bu torbaya atıldığına inandığımdan,
-Yargılama sırasında bilirkişi raporları ve tanık beyanları ile çürütülen kanıtlar, dava Avukatları tarafından yazılı ve görsel medyada paylaşılmasına karşın, basma kalıp gerekçelerle sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini hukuka uygun görmediğimden,
-Savunma hakkı, yasaların emredici kurallarına karşın kısıtlandığından,
-Yapılan usul hataları yüzünden yıllarca şerefimle görev yaptığım yargı, tartışma konusu yapıldığından,
-Yurttaşlar arsında daima birinci veya ikinci sırada güvenilen yargıya güven yok edildiğinden,
-Mahkemenin sorması üzerine ilgili birimlerce verilen yanıtta Ergenekon adında bir örgüt bulunmadığı bildirildiği halde, sanıklarının çoğunun örgüt üyeliğinden cezalandırılmalarını, hukukun bir yerine koyamadığımdan,
Yazmadım.
Çok yazmak istedim, ama yukarıda belirtiğim nedenler içimi o kadar acıtıyordu ki bir şeyler yazarsam, kutsal bir görev yaptığına inandığım yargıyı,  bu davalarda bu kutsallığı nazara almadığı için, acımasızca eleştirmem gerektiğini düşünerek yazmaktan vazgeçtim.
Tüm yurttaşların güven duydukları yargının, bu davalarda ki usulsüzlükler nedeniyle güven kaybına uğraması kabul edemeyeceğim bir durumdu.
Balyoz davasının gerekçeli kararı açıklandı, Ergenekon davasının gerekçeli kararı henüz açıklanmadı.
Ancak, Savunma Avukatlarının yazılı ve görsel medyada verdikleri inandırıcı bilgiler sonucunda, gerek yargılama aşamasında gerekse karar aşamasında insanın vicdanını sızlatan usulsüzlükler yapıldığını ve bu konuda kamuoyunda tam bir algı, oluştuğunu görüp, vicdanımın sesine uyarak bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Davalar konusunda yapılan tüm açıklamalar ve tartışmalarda, suç-sanık ilişkisi sağlam kanıtlarla ortaya konulmadan, Yargıçların varsayımlara dayanarak bu ilişkiyi kurduğu yazılı ve görsel medyada haber yapılınca kahrolmamak elde değil.
Yargıyı, dayanılmaz tartışmalara konu yapan yargı mensupları neyin peşindeydiler?
Danıştay davasının Ergenekon davası ile birleştirilmesini sağlayan hem sanık, hem tanık, hem de gizli tanık olan ve Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin ömür boyu hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm ettiği kişinin, Silivri’de beraat etmesi, kararın inandırıcı olmasına gölge düşürmektedir.
Savunma Avukatlarında Zeynep Küçük ’ün, sanıklara yükletilen suçların kanıtlarını analiz etmesi ve çoğunu inandırıcı gerekçelerle çürütmesi, sosyal medya üzerinden kamuoyu ile paylaşıldı.
Ne yazık ki ayni kanıtlarla insanlar mahkûm edildi.
Kamuda 32 yıllık çalışma yaşamının 28 yılını yargıda, hukuka uygun ve tarafsız bir şekilde tamamlayan biri olarak, yurttaşların “artık yargıya güvenmiyoruz, yargı tamamen yürütmenin emrine girmiştir” tarzındaki sorularına yanıt bulmakta zorlanıyorum.
Zor durumda kalan herkesin sığındığı liman olan yargıda, şaşırtan ve güven kaybına neden olan olayların yaşanması, bağımsız yargıya gönül verenleri çok üzdüğü şüphesizdir.
Unutulmamalıdır ki herkes günün birinde bağımsız ve tarafsız yargıya gereksinim duyacaktır.
Kendimce gerçekleri dile getirerek yargıyı eleştirdiğim bu yazı içimi sızlatmaktadır. 15.08.2013

Gündüz AKGÜL
Emekli Cumhuriyet Savcısı

Yorum Gönder

[facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget