Bir Zihniyetin Yargısı-Yüksel Pazarkaya

Bir Zihniyetin Yargısı-Yüksel Pazarkaya
Ergenekon yargısından en fazla mutlu olan, “geziciler darbecidir, müebbetle yargılanmalıdır”, diyen zihniyet olmalı. Bu zihniyete Silivri yargıçları en büyük bayram armağanını verdiler. Savcıları katmıyorum, onlar bu armağanı az görüyorlar.
İşin eğlenceli ve bayramlık bir yanı yok. Bayramı haksız yere zindanda geçirenlerin acısı ve burukluğu var. Bunu, Meclis’te AKP dışındaki herkes söylüyor. Haydi Meclis’tekiler siyasi diyelim. Ama Silivri dışındaki sayısız hukuk uzmanı, yargıç, savcı ve avukat da kararların ve verilen cezaların, kitabına uydurulmuş olsa bile sakatlıklarına, genel hukuk, adalet ve vicdan ilkelerinin ihlaline günlerdir değiniyorlar.
İktidar ve yandaşları ile geri kalan kesimler arasında böylesine tartışılan ve eleştirilen kararların, “siyasi” olmalarından başka bir niteliği olabilir mi? Yoksa, bu ülkenin ve toplumun, iktidar yandaşı olmayan “yüzde ellisi” toptan darbeci ve darbe yanlısı mı?
Üstelik uluslararası çeşitli kurum ve kuruluşlardan da ardı arkası kesilmeyen eleştiriler geliyor. Ben dışardan gazellere fazla kulak asan biri değilim. O gazeller, dışarının çıkarlarına göre, kolayca kasideye ya da ağıta dönüşebilir.
Ama bizim uzmanlarımızın, bizim toplumumuzun, bizim insanlarımızın, vicdanı, iyilik ve adalet duygusu, insan ve toplum sevgisi, yurt ve ülke sevgisi yok mu? Elbette var. Tepkiler onların sesi. Sayın Başbakan’ın da belirttiği gibi en büyük yargıç, halktır. Halkın sesi uzman ve bilen ağızlardan yükseliyor. Bu böyle gittikçe, daha da yükselecektir.
Hukukçu değilim. Ama Ankara’nın örnek aldığını ileri sürdüğü, onların ucu açık görüşme kararlarını başkentte havai fişeklerle bayram havasında kutladığı “demokrasiler”deki uygulamaları az çok bilirim.
Demokraside ve hukuk devletinde “Özel Yetkili Mahkeme” olur mu? Böyle mahkemelerin kararları adil ve insancıl olur mu? Silivri’nin, Yassıada’dan ya da 12 Eylül DGM’lerinden farkını bir bilen açıklasa da öğrensek.
Başbakanımızın deyişiyle “velev ki darbe teşebbüsü” var. Eyleme ilk adımı atmayan, eyleme geçmeyen, düşünce, duygu, tasarı, görüşme, demokraside, hukuk devletinde suç olur mu? Başarısız bir kanlı darbenin ele geçirilen hainleri gibi insanlar, “velev ki düşünceleri” yüzünden cezalandırılırlar mı?
Sorgu sual edilmeyen sahte bilgisayar ve telefon kayıtları, hiçbir kuşkuya yer vermeyen delil ve kanıt sayılır mı?
Gizli tanıklar, saklı tanıklar, uzak ülkelerde kayıp tanıklar, tanık olur mu, onların sözleri delil olur mu?
İktidarın atadığı ve yıllarca işbirliği yaptığı ve usulüne göre veda ziyaretleriyle emekli ettiği bir Genelkurmay Başkanı “terör başı” olur mu? Hâlâ var olan bir ordu, dolaylı yoldan “terör örgütü” ilan edilebilir mi?
Gerçekleşmiş, geçmiş darbeler, iki elin on parmağını geçmeyen komutanlar tarafından çok kısa bir sürede kararlaştırılıp yapılmışken yüzlerce komutanın ve subayın birlikte yaklaşık on yıl önce tasarladığı bir darbe, yıllarca sürüncemede kalır mı? Bunlar âciz mi, akılsız mı? Üstelik, işin içine onlarca gazeteci, bilim insanı ve muhalif siyasiyi de katarak dünya âleme uluorta ilan ettikten sonra.
“Velev ki öyle”, iktidarın, atayanların, savcıların ve diğer yetkililerin aklı bunca yıl neredeydi?
Bir de bu komutanlar, bu subaylar görev gereği yıllarca terörle savaşmadılar mı? Şimdi Türkiye, insanları kayalara zincirleyip köpekleri salıveren “deliler köyü” mü oldu?
Kusuruma bakılmasın, aklım bu sorulara yatmıyor. Diyebilirsiniz ki bir dirhem aklın tabii yatmaz. Ama bu sorulara benim bir dirhem aklımın yatacağı gibi yanıt verecek bir Allah’ın kulu belki çıkar, diye umutlandım.
Ama sakın ola ki iktidardakilerin ve yandaşlarının söyledikleri gibi bütün kararlar kitaba uygun denmesin. Kitap yanlışsa, o kitabı acilen düzeltme görevi kimin?

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget