Fransızca “empathie” karşılığı kullanılan “duygudaşlık” dilimize görece geç yerleşmiş bir sözcük. Bilindiği gibi sözcükler dillere hayatta bir karşılığı olduğu zaman ya da o karşılığa bir ad bulma gereksinimi ortaya çıktığı zaman bulunup yerleşiyorlar.
Adı tam somutlaştırılmamış da olsa insanlarda kendini başka birinin yerine koyup onun sevincini, hüznünü, acısını, mutluluğunu anlamaya çalışma duygusu hep vardı. Son yıllarda ise toplumsal olayların bilinçlere yansıdığı ölçüde bu duygu da bireysel duygudaşlıktan toplumsal duygudaşlıklara dönüştü.
Bu duygudaşlığın en somut örneğini Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra kolektif olarak ortaya çıkan “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeni’yiz!” belgisinde görüyoruz.
Doğal ki böyle söylemekle hiç kimse Hrant, hiç kimse Ermeni olmuyor; ama bunu söyleyerek onu öldürenlere, onun öldürülmesine göz yumanlara kendimizi onunla özdeşleştirdiğimizi, kendimizi onun yerine koyduğumuzu sesleniyoruz. Duygudaşlığımızı ifade ediyoruz.
* * *
Ben, mağdurlarla, mazlumlarla, yoksullarla, ezilenlerle, acılılarla duygudaşlığı önemsiyorum. Bu duyguyu duyup seslendirenlerde “başka niyetler” arama çabası içinde olanları ise yadırgıyorum, anlamakta zorlanıyorum.
Hrant Dink, Ermeni olduğu için öldürülmüştür. 6-7 Eylül 1955’te insanların evleri, işyerleri Rum oldukları için yağmalanmıştır. 1934 yılında Trakya’da insanlar Yahudi oldukları için saldırılara uğramışlar, göçe zorlanmışlardır. 24 Mayıs 1993’te Bingöl’de 33 Mehmetçik PKK tarafından pusuya düşürülüp öldürülmüştür. 5 Ocak 2010 gecesi Manisa-Selendi’de Roman yurttaşların evlerine saldırılmış, Romanlar göçe zorlanmıştır. 28 Aralık 2011 gecesi Uludere’de 34 Kürt, uçaklar tarafından bombalanarak can vermiştir.
Hrant Dink bu toprakların çocuğudur. Rumlar da, Yahudiler de, Kürtler de, Romanlar da bu ülkenin insanlarıdır. Bizim yurttaşlarımızdır. Mehmetçikler ise Türk’ü, Ermeni’si, Rum’u, Roman’ı ve Kürt’üyle bizim çocuklarımızdır.
O halde Hrant Dink öldürüldüğünde “Hepimiz Ermeni’yiz!”, 1934 Trakya’sında “Hepimiz Yahudi’yiz!”, 1955 İstanbul’unda “Hepimiz Rum’uz!”, 1993 Bingöl’ünde “Hepimiz Mehmetçik’iz!”, 2010’da Manisa-Selendi’de “Hepimiz Roman’ız!” ve 2011 Uludere’sinde “Hepimiz Kürt’üz!” diye haykırarak mağdurlarla, öldürülenlerle, acılılarla duygudaşlığımızı dile getirmekte ne tür “başka şey” aranabilir, olabilir?
* * *
Biz Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Yahudi, Çerkez, Roman, Laz, Gürcü; Sünni, Alevi, Şafi, Ortodoks, Katolik, Gregoryen, Musevi, Protestan, Süryani, Yezidi… Türkiyeliyiz. Yüz yıllar içinde geleneklerimiz, göreneklerimiz, zevklerimiz birbirine karışmış. Her birimizde bir diğerimizden bir şeyler var.
Duygudaşlığımız yalnızca acılarla sınırlı değil.
Bimen Şen’den (Bimen Dargazaryan) “Bir gün olacak ben gibi naçar olacaksın” şarkısını dinlerken uskumru dolmasından bir dilim aldığımızda biraz Ermeni ya da Aleko Bacanos’un “Gel ey denizin nazlı kızı nuş-ı şarap et” şarkısı dinlerken hayallere daldığımızda biraz Rum değil miyiz? Tanburi İzak Efendi’den “Ey nesîm-i seherî canda yerin var senin”i söylerken de biraz Yahudi? Ya Kürt Şivan Perwer, Ahmet Kaya? Ya Roman Hasan Yarımdünya, Deli Selim, Burhan Öçal? Ya da Yaşar Kemal, Mehmet Uzun, Ahmet Arif?
* * *
Derilerinin altına ırkçılık işlemiş, beyinleri irinleşmiş kesimin hezeyanlarını anlayabiliyorum, onların doğası böyle. Fakat şarkılarıyla, türküleriyle, şiirleriyle, edebiyatıyla, danslarıyla, yemekleriyle, faklı dilleri ve farklı renkleriyle insanlarına böylesine görkemli bir zenginlik sunan bu ülkede yaşayıp da duygudaşlık söylemlerine yabancı kalan, itiraz eden, üstelik de aklı başında bir izlenim veren insanları doğrusu anlayamıyorum.
Deniz Kavukçuoğlu/Cumhuriyet
Yorum Gönder