Törenin ‘Umut’suz Takibi!.. - Mehmet Faraç

Adına töre denilen çelişkiler zincirinin kendi içindeki küflenmiş yasaları, erkek egemen toplumun yüzlerce yıldır değişmeyen sinsi kurallarıdır!..

Adına töre denilen çelişkiler zincirinin kendi içindeki küflenmiş yasaları, erkek egemen toplumun yüzlerce yıldır değişmeyen sinsi kurallarıdır!..
Kitaplara, “yıllık”lara geçmiş o kuralları kim çiğnerse çiğnesin kurban hiçbir zaman değişmeyecektir; kadınlar!..
Kaçırılsalar da tecavüze uğrasalar da hatta öldürülseler de törenin onlara biçeceği ağır ve de ürkütücü bir ceza her zaman vardır!..
Yaşama bir adım geriden başlayan kadınların doğudaki dünyasında kurallar hiç değişmez, yani hatayı erkekler yapar, kefeni kadınlar giyer!..
Erkeğin töre dışına çıktığı için cezalandırıldığı vaka sayısı ise o kadar azdır ki!..
Çünkü erkek egemen yasalar, kendi hemcinsini hep kuralların salladığı eleklerin üzerinde tutar!..
Feodalitenin ördüğü süzgeçlerin dibine ise hep kadının gözyaşları dökülür, kadınların kanları akar ve kadınların günahları süzülür!..
Sahipsiz… Ve De Çaresiz!..
İşte bu ağır ve paslı zincirin halkaları içinde çok kanlar akıtıldı…Nice kadınlar katledildi son 15 yılda Güneydoğu’da…
Canlı canlı traktörün altına atılanlar, fare zehrine havale edilenler, ekmek bıçağıyla boğazları kesilenler, nehirlere, kuyulara, sarnıçlara atılanlar!..
Meydanlarda; ibreti alem olsun diye, yüzlerce kişinin gözleri önünde, topluma adeta tanıklığa zorlandığı cinayetler bile yaşandı!..
Töre kendi yasaları içinde birçok cinayeti ya gizledi ya da intihar kılıfına sokarak feodalitenin karanlık dehlizine sakladı!..
Çok az töre kurbanının katili ağır cezalar aldı… Birçoğu ise “ağır tahrik” iddiasıyla kısa süre sonra salıverildi!..
İşte bu töre olaylarından biri 7 yıl önce ülke gündemine iyice oturdu… Aslında hem “gül” hem “dünya” hem de “töre” barındıran bir vakaydı o!..
Çünkü bu vaka; kadın cinayetlerinin töre girdabında gilendiği doğunun kırsalında değil, Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’un ortasında işlenmişti!..
Yani Güldünya Tören cinayeti medya kameralarından kaçırılamayacak kadar yakındaydı!..
Yalnızca olay değil; hiç bitmeyecek bir takip de kumpastaki kadınları savunmasız, sahipsiz ve çaresiz bırakacak kadar sinsiydi!…

Tacavüz, Kaçış ve Ölüm!..

Güldünya Tören, aslında doğuyu kasıp kavuran töre eylemlerinin ne ilk ne de son kurbanıydı!..
Onun ülke gündemine oturmasının, günlerce manşetlerde tutulmasının çok sayıda nedeni vardı!..
Bitlis’in Mutkieller Köyü’nde yaşayan Güldünya, 2004 yılında kuzeninin eşi Servet Taş’ın tecavüzüne uğradı!..
Karnı büyümeye başlayınca durumu annesine anlatan genç kız, Servet’e ikinci eş olarak verildi!..
Ancak tehditlerden çekinen Servet, 2 eşini ve 4 çocuğunu bırakarak ortadan kayboldu!..
Törenin tüm erkek tarafları gibi o da kaçmayı tercih etmişti!.. Bu eylem, feodalitenin içinde erkeğin hem öfkesini hem de korkaklığını gösteren bir çifte standart ve ikiyüzlülükten başka bir şey değildi!..
Ortada kalan Güldünya ise baskıların yoğunlaşması üzerine çareyi gizlice İstanbul‘a kaçmakta buldu!..
Yoksul bir köylüsü, aşiret kurallarına direnerek ona merhametin kucağını açmıştı!..
Ne çelişkidir ki töreden kaçan ve “imdat” isteyen birini geri çevirmek de töreye aykırıydı!..
Ancak kardeşleri uzun bir takibin sonucunda genç kadının yerini belirlemekte gecikmedi!..
Aşiret meclisinin ölüm emriyle İstanbul’a gelen kardeşi İrfan; Güldünya’yı Küçükçekmece’de, cadde ortasında kıstırdı ve onlarca kişinin gözleri önünde kurşun yağdırdı!..
Şans eseri bacağından yaralanan Güldünya’yı ne yazık ki devlet koruyamadı!..
Kardeşi gaflet ve ihmalden de yararlanarak onu ikinci girişiminde, hastane odasında öldürdü!..
Tecavüz kurbanına töre acımamıştı!.. Peki ya Güldünya’yı yüzüstü bırakıp kayıplara karışan tecavüzcü?..
Pek nadir görülse de o da sinsi bir takibin korkusuna hapsedilmekten kurtulamayacaktı!..

Peki Ya Son Kurşun?..

Servet Taş, Güldünya’nın 7 yıl önce katledilmesinin ardından ölüm korkusuyla izini kaybettirmeye çalıştı…
Ancak törenin takipçileri, aşiret meclisinin kararını uygulamaktan vazgeçemeyecekti!..
Servet, Güldünya’ya tecavüz ettikten 7 yıl sonra önceki gün İstanbul Sultanbeyli’nde sırtından vurularak öldürüldü!..
Peki; Güldünya olayı unutulmuşken feodalite bu kadar yıl sonra törenin çarklarını niçin harekete geçirdi?..
Bu çok önemli sorunun yanıtı aslında Urfa Valiliği’nin 1927′de yayımladığı bir yıllıkta verilmişti!.. Bakınız, törenin kara kitabı olarak da adlandırılan Urfa Salnamesi’ndeki bir maddede, Servet Taş ve benzerleriiçin neler yazıyordu:
“…Aşirete mensup bir kız, bir gence meylederek onunla kaçarsa, veli ve vasilerine karşı kız ve erkek ölüme mahkum olurlar. Aralarında nikah yapılsa bile, kızın akrabasına başlık namıyla bir şey verilmezse ve sulh yapılmazsa, kızı kaçıran hakkında katillere tatbik edilen usul tatbik edilir!..
…Kocalı bir kadın bir erkekle kaçar ise her ikisi takipten uzak bölgelerde hayatlarını geçirmeye mecburdurlar. Kadını kaçıran, bu kadının akrabası hem de kadının kadının kocası tarafından takip olunur… Bu cinayette erkek ve kadına yönelik öldürme hakkı daima bakidir…”
Güldünya ve Servet töreden “umut”suz bir kaçışın kurbanı oldular!..
Peki 7 yıl önce tecavüz sonucu dünyaya gelen “Umut” nerede şimdi?..
Bir günahın o talihsiz meyvesi şimdi kimin yanında, kimlerin korumasında?..
O garip yavru yaşıyor mu acaba?..
Merak etmeyin; yaşıyorsa eğer onun için de törenin silahında bir kurşun saklanmıştır belli ki!..
Bakalım, devlet ikinci kez gaflete düşecek mi?.. Bakalım, bağnaz törelerden kaçırılan küçük bir “Umut”da harcanacak mı?..

Mehmet Faraç/AYDINLIK

Yorum Gönder

[blogger][facebook][disqus]

Kemalın Askeri

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget