Cem Özdemir’in Etnik Irkçılığı Alman Milletvekillerinin Cehaleti

Aslında bunlara kızmamak gerekiyor, çünkü zaten Türkiye’de de onlar gibi düşünen, kulaktan dolma bilgilerle konuşan, kendini demokrat, aydın, solcu, devrimci diye yutturan o kadar çok zavallı var ki

Cem Özdemir’in Etnik Irkçılığı Alman Milletvekillerinin Cehaleti
Almanya Federal Parlamentosu’ndaki (Bettina hariç) milletvekillerinin tamamı tarih profesörü olduğu ve doktoralarını 1915 Olayları üzerine yaptığı için “Türkler, Ermenileri soykırıma uğrattı. Diğer Hıristiyanları da yok etti” diyerek akademik kariyerlerinde tavan yaptılar.
Avrupa’da üniversite öğrenimi yapmış, yıllarca birçok ülkede yaşamış ve Avrupalı siyasilerle yakın çalışmış biri olarak söylüyorum; Alman milletvekillerinin ezici bir bölümü tıpkı Fransız ya da diğer kökenlerden meslektaşları gibi yarı cahil tiplemelerdir.
Aslında bunlara kızmamak gerekiyor, çünkü zaten Türkiye’de de onlar gibi düşünen, kulaktan dolma bilgilerle konuşan, kendini demokrat, aydın, solcu, devrimci diye yutturan o kadar çok zavallı var ki, asıl sorun da, yakında bu küçük burjuvaların yüzeysel bakış açılarından dolayı ülkemizde çıkacak.

Yine Almanya’ya dönersek, bir Cem Özdemir var ki, yakından tanıdığım, siyasi geçmişini ve kariyerini nasıl yaptığını bildiğim bu etnik köken ırkçısının size neyi anlatayım bilmiyorum.
Hangi siyasi hesaplarla bu tasarıya ön ayak olduğunu, gün gelecek onun ağzından duyacaksınız, ama şu kadarını söyleyeyim, o rozeti yanlış yerine takmış.
Beni tanıyanlar, bazı şeyleri boşuna yazmadığımı bilir ve şimdi bu satırlara kızanlar, günü geldiğinde, Cem ile ilgili olarak, “tüh be gene haklı çıktı” diyecek.
Etnik köken ırkçısı Cem’e şu kadarını sorayım, sen değil miydin daha düne kadar “tarih yapmak parlamentoların görevi değildir. Böyle davrananlar, mutlaka iğrenç siyasi hesaplar içindedir. Cehaletlerini de böyle gizlemeye çalışırlar” diyen.
Söylemeden geçemeyeceğim, üyesi olduğum CHP’nin yöneticilerine son Almanya gezisinden önce, “Cem Özdemir ile görüşmeyin” diye yalvarmama rağmen, görüşmekle yetinmeyip bir de plaket vermelerine diyecek söz bulamıyorum.
Bilmenizi istediğim bir başka konu da, Alman toplumunu Ermeni iddiaları konusunda zehirleyen ‘Musa Dağı’nda 40 Gün’ adlı kitabın yazarı Franz Werfel ile ilgilidir.
Bu kitabı okuyan her Alman, gizli bir Ermeni hayranı ve açık bir Türk düşmanı olmuştur.
İşte tasarıyı onaylayan o çapsız Alman milletvekillerinin ezici çoğunluğunun hayatlarında okudukları tek kitap da budur.
Bizim küçük burjuva süper bilgililerin de okuduktan sonra, Ermeni olaylarının uzmanı kesilmelerine yol açan orijinal adıyla ‘Die Vierzig Tage des Musa Dagh’ ‘Musa Dağı’nda 40 Gün’ Franz Werfel tarafından neden kaleme alındığı biliniyor mu?
Prag doğumlu bir Yahudi olan Franz Werfel, ‘Musa Dağı’nda 40 Gün’ adlı kitabını 1933’de yayınladı.
Şimdi dikkat edin, ne tesadüf ki, kitap yayınlanmadan önce Almanya’da faşist Hitler, Ocak 1933’de Başbakan oldu.
Hitler’in iktidara geleceği zaten 1930’ların başından itibaren belli olmuştu.
Hitler, dönemin tanınmış Yahudi entelektüellerinden olan Franz Werfel’i ilk kez Ekim 1931’de Berlin’deki evine davet edip görüştü.
Ardından, Mayıs 1932 ve Şubat 1933’de Hamburg’da 2 görüşme daha yaptılar.
Görüşmelerin konularından biri de, ‘Musa Dağı’ndan 40 Gün’ adlı kitaptı.
Kitabın piyasaya Almanya’da değil de Viyana’da çıkmasını isteyen Hitler oldu.
Hitler, kitabın 1934 yılında, ABD’de yayınlanıp basılmasına da istemiş, bunun için Washington’daki Almanya Büyükelçisi’ni seferber etmişti.
Alman diplomat, Frank Müller, kitabın ABD’deki dağıtımı ve tanıtımı ile ilgili çalışmayı yapan kilit isim olarak, “Hitler’in bu kitaba aşırı önem vermesinin nedeni bir gün ortaya çıkacak” diyordu.
Müller’in sırrını çözdüğü bu konuyu da, yeri gelince yazacağım, ama şimdi tekrar Almanya’nın Ermeni politikasına dönelim.
Almanya, Birinci Dünya Savaşı öncesi, İngiltere ve Fransa gibi ülkelere göre sömürgecilik alanında geç kalmıştı.
Özellikle Anadolu ve Ortadoğu’da hiçbir varlığı olmayan Almanya, zamanla bu bölgelere yönelik sömürgeci politikalarını belirleyerek siyasi, ekonomik ve askeri varlığını kabul ettirmeye başlamıştı.
Söz konusu bölgelerde bulunan Hıristiyan toplulukların başında gelen Ermeniler, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi ülkelerin müttefikleri olduğu için Almanya’ya mesafeli duruyorlardı.
Ermeni dostu olarak tanınan Alman yazar Rohrbach, Almanya’nın Ermeni politikasını şöyle yorumluyordu: “Ermenistan’ın coğrafi durumu Anadolu egemenliğinin anahtarıdır. Altı ilin birleşmesi, bu bölgeyi Rusya’nın eline geçirir. Rusya Ermenistan’a egemen olunca, Küçük Asya ve İran Körfezi’nden tüm ticaret ve önemli yollara gelecekte egemen olması demektir. Akdeniz’e doğru olan yerler onun eline geçer. Bu da Ermenistan’ın Rusya’nın eline geçmesinden daha korkunç bir şey olamaz. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu’nu siyasal düşüncelerle sürekli koruyacağız. Ancak Ermenistan’ı Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı olarak kabul edebiliriz.”
Almanların, Ermenilere yönelik hesaplarını tam olarak anlayamamış görünen İngilizler, Almanların, sadece Ermeniler değil, Kürtler konusunda da bazı planları olduğunu hissediyorlardı. İngiliz diplomat Sir A. Nicholsen, Dışişleri Bakanlığı’ndaki Sir E. Goschen’e, 1913 yılında gönderdiği belgede, Alman diplomat Jagow ile yaptığı görüşmeyi şöyle özetliyordu: “Jagow, Anadolu’daki sonsuz Alman menfaatlerinden bahsediyor. Bu zengin memleket, Almanların göz diktikleri olgun bir meyve gibidir. Sanıyorum ki İstanbul’da karışıklıklar ümit ediyorlar ve bu karışıklıkların ardından, Kürtlerin Ermenileri veya Ermenilerin Kürtleri kesmesini bekliyorlar. Bu durumda da Rusların müdahale edeceğini umuyorlar. Böyle bir vaziyette Almanlar da derhal kendi menfaat bölgelerine gireceklerdir.”
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ile müttefik olan Almanya, 1915 olaylarına yakından tanık olmuştur.
Alman Generali Bronsart, yıllar sonra Deutsche Allgemeine Zeitung gazetesinin, 24 Temmuz 1921 tarihli sayısında şöyle yazıyordu;
“Eli silah tutan Müslümanların hepsi, Türk ordusunda bulunduğu için Ermeniler tarafından savunmasız kalan halk arasında korkunç bir katliam yapmak kolaydı. Çünkü Ermeniler cephede Ruslar tarafından bağlanmış olan Doğu Ordusu’nun yanlarına ve gerilerine sarkmakla yetinmeyerek, bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürüyordu. Tanık olduğum Ermeni zulümleri, Türklerin yaptığı iddia edilen zulümlerden çok daha kötü idi.”
1913-1918 yılları arasında Osmanlı Ordusunda çeşitli görevlerde bulunan Liman Von Sanders, “Türkiye’de 5 Yıl”, başlığı altında topladığı hatıralarında, 1915 olaylarına ilişkin düşüncelerini şöyle açıklamaktadır:
“Ermeni tehcirine yol açan neden, her yerde mevcuttu. Çünkü Ermeniler, Türkiye’ye saldıran Ruslarla işbirliği yapmışlardı ve Müslüman halka nasıl zulmettikleri iyice meydana çıkmıştı. Tehcir sırasında birçok haksızlık yapıldığına şüphe yoktur.”
Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu topraklarında meydana gelen olayları tartışan batılı çevreler, Türklerin yaşadığı acıları ve sıkıntıları dile getirmemeye özen gösterirler.
Osmanlı 3. Ordusu Kurmay Başkanlığı görevinde bulunmuş Alman subay Felix Guse, bu konuda, “Asıl acınacak olan Türklerdi. Çünkü onların acılarını dindirecek, sıkıntılarını giderecek ve uğradıkları büyük haksızlığı duyuracak ne Alman ne de Amerikan misyonerleri bulunmaktaydı. Türklerin savaş sırasında yaşadığı acılardan ilki 1915-1916 kışında gerçekleşti. Sarıkamış yenilgisinden sonra başlayan Rus ilerleyişi karşısında yollara dökülen halk, ağır kış koşulları altında büyük bir iç göç yaşadı. Çekilen sıkıntılara, yaşanan acılara olumsuz hava koşulları da eklenince binlerce kişi göç yollarında can verdi” demektedir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Büyükelçisi Kont Bernstorff, Wolff Ajansına Washington’da verdiği demeçte şöyle demektedir:

“Ermenilere yapıldığı iddia edilen bütün bu mezalim hikâyeleri, tamamen uydurulmuş şeylerdir. Ermenilerin öldürüldüğü veya onlara işkence yapıldığı hakkındaki haberler, baştan aşağıya asılsızdır.”
Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya, Ermeni iddialarının doğruluğuna karar verebilecek ülkelerin başında gelmektedir.
Oysa Alman arşivlerinde soykırım iddialarını kanıtlayacak hiçbir belge bugüne kadar bulunamamıştır.
Cehalete kalkan 630 Alman milletvekilinin elleri, kendi arşivlerindeki tek bir belgeye dokundu mu acaba?
Almanların Ermeni politikalarını, özellikle Hitlerin Yahudi soykırımından önce sadece Franz Werfel ile değil başka hangi Yahudi akademisyen ve yazarlarıyla görüştüğünü, Yahudileri fırınlara, gaz odalarına gönderirken, neden sürekli Ermenilere atıfta bulunduğunu yazacağız.
Ayrıca elbette ki, 1915 olaylarında çok şey ak pak değil. Bunları da yazacak kadar objektif olduk hepb
Gürbüz Evren /Gerçekgündem

Yorum Gönder

[blogger][disqus]

Kemalın Askeri

{blogger#https://www.blogger.com/profile/11745102543774252838}

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Javascript DisablePlease Enable Javascript To See All Widget